------
Showing posts with label Dini Bilgiler. Show all posts
Showing posts with label Dini Bilgiler. Show all posts

Lokman Hekim



Peygamber veya veli.

Dâvud aleyhisselâmın zamânında, Arabistan'ın Umman tarafında yaşadı. Dâvud aleyhisselâmla görüşüp ondan ilim öğrendi. Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirilmeden önce, müfti olan Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirildikten sonra fetvâ vermeyi bıraktı. Dâvud aleyhisselâma ümmet oldu. Kendisine hikmet verildi. Eyyûb aleyhisselâmın teyzesinin oğlu oldu daa rivâyet edilmektedir. Fransız bilginlerinin, Calinos'un (Galen'in) bir adı da Lokman Hakim idi demeleri yanlıştır. Çünkü Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâm zamânında; Calinos (Galen) ise, ondan bin yıl kadar sonra yaşamıştır. Lokman ismi Kur'ân-ı kerim'de geçmekte olup, bir sûreye (otuz birinci sûre) Lokman ismi verilmiştir.Bu sûrenin on ikinci âyetinde meâlen; ''Biz Lokman'a hikmet verdik.'' buyrulmaktadır. Buradaki hikmet tâbirinin; akıl, anlayış, ilim, ilimle amel etmek ve doğru karar vermek demek olduğu tefsir kitablarında yazılıdır. Lokman Hakim tabiplerin piridir. Hikmetli sözleri ve oğluna verdiği nasihatler meşhurdur. Kur'ân-ı kerim'de Lokman sûresi 3. âyet-i kerimede meâlen; ''Bir vakit Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrum! Allah'a ortak koşma, çünkü şirk çok büyük zulümdür.'' buyrulmaktadır.

Lokman Hakim'e sen bu hâle nasıl geldin dediklerinde; ''Doğru sözlü olmak, emâneti yerine getirmek, lüzumsuz söz ve işi terk etmekle.'' cevâbını verdi. İnsanlar ondan nasihat istediler, o da şöyle nasihat etti: Öncekilerin ve sonrakilerin ilimleriyle ameledilebilmesi için sekiz şeye dikkat etmek lazımdır. Dört zamanda dört şeyi korumak gerekir; Namazda gönlü, halk arasında dili, yiyip içmede boğazı, bir kimsenin evine girince de gözü korumaktır. İki şeyi hâtırdan hiçbir zaman çıkarmamalıdır. Bunlar; Allahü teâlânın büyüklüğü ve ölümdür. İki şeyi de tamâmen unutmaya çalışmalıdır. Bunlar da; bir kimseye yapılan iyilik ile dost ve yakınlardan görülen kötülüktür.'' Lokman Hakim'in oğluna nasihatlarının bir kısmı şöyledir:

''Ey oğlum!

Dünyâ derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Geminin takvâ, yükün imân, hâlin tevekkül olsun, umulurki kurtulursun.''

''Ey oğlum!

Âlimlere karşı öğünmek, akılsızlarla inatlaşmak ve meclislerde, toplantılarda gösteriş yapmak için ilim öğrenme! İhtiyâcım yok diyerek de ilmi terk etme.''

''Ey oğlum!

Allahü teâlâyı anan (hâtırlayan) insanlar görürsen onlarla otur. Âlim olsan da, ilminin faydasını görürsün ve ilmin artar, sen ehil isen sana öğretirler. Allahü teâlâ onlara olan rahmetinden seni de faydalandırır. Allahü teâlâyı ziktetmeyenleri görürsen onlardan uzak dur.''

''Ey oğlum!

Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah zikir ve tesbih ediyor, sen ise uyuyorsun.''

''Ey oğlum!

Seçilmiş kullara teslim ol, kötülerle dost olma.''

''Ey oğlum!

İnsanlara iyilikleri emir ve nasihat edip kendini unutma! Yoksa mum gibi olursun. Mum insanları aydınlatır, fakat kendini yakıp eritir.''

''Ey oğlum!

Yalandan çok sakın! Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla hayânı, değerini ve makâmını kaybedersin.''

''Ey oğlum!

Kötü huydan, gönüldağınıklığından sakın. Sabırsız olma, yoksa arkadaş bulamazsın.İşini severek yap, sıkıntılara katlan. Bütün insanlara karşı iyi huylu ol.''

''Ey oğlum!

Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma. İnsanların elinde olana tamâ etmekten sakın. Kazâya râzı ol ve Allahü teâlânın sana verdiği rızka kanâat et.''

''Ey oğlum!

Dünyâ geçici ve kısadır. Senin dünyâ hayâtın ise azın azıdır. Bunun da azının azı kalmış, çoğu geçmiştir.''

"Ey oğlum!

Tövbeyi yarına bırakma, çünkü ölüm ansızın gelip yakalar.''

''Ey oğlum!

Sükût etmekle pişmân olmazsın. Söz gümüş ise sükût altındır.''

''Ey oğlum!

Helâl lokma ye ve işlerinde âlimlere danış, işlerini nasıl yapacağını onlara sor.''

''Ey oğlum!

Âlimler meclisine devâm et. Bahar yağmuru ile yeryüzünü yeşillendiren Allahü teâlâ, âlimlerin meclisindeki hikmet nûru ile de müminlerin kalbini aydınlatır.''

''Ey oğlum!

Amel ancak yakın (Allahü teâlâya olan ilim ve mârifet) ile yapılır. Herkes yakini nisbetinde amel eder. Amel noksanlığı, yakin noksanlığından gelir.''

''Ey oğlum!

Bir hatâ işlediğinde hemen tövbe et ve sadaka ver.''

''Ey oğlum!

Ölümden şüphe ediyorsan uyku uyuma. Uyuduğun ve uyumak mecbûriyetinde kaldığın gibi, ölüme de mahkûmsun. Dirilmekten de şüphe ediyorsan, uykudan uyanma. Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin.''

''Ey oğlum!

Helâl kazanç ile yoksulluktan korun. Yoksul kimse şu üç musibetle karşılaşır: Din zayıflığı, akıl zayıflığı ve mürüvvetin kaybolması.''

''Ey oğlum!

Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer, hayır söyleyen kâr eder, kötü konuşan günâhkar olur, diline hâkim olmayan pişmân olur.''

''Ey Oğlum!

Dünyâmalından yetecek kadarını al, fazlasını âhiret için hayra sarfet, Sıkıntıya düşecek ve başkasının sırtına yük olacak şekil de tembellik etme.''

''Ey oğlum!

Sakın kimseyi küçük görüp hakâret etme. Çünkü onun da senin de rabbimiz birdir.''

Lokman Hakim'in oğlu: ''Babacığım, insanda hangi haslet daha iyiydir?'' diye sorunca; ''Temiz, hâlis din.'' buyurdu. Eğer iki haslet olursa? ''Din ve mal'', üç haslet olursa? ''Din, mal ve hayâ.'' buyurdu. Dört haslet olursa? dedi. ''Din, mal, hayâ ve güzel ahlâk.'' buyurdu. Beş haslet saymak icâbederse diye sorunca; ''Din, mal, hayâ güzel huy ve cömertlik.'' buyurdu. Altı haslet sayarsak deyince; ''Eu oğlum! Allahü teâlâ her kime bu beş iyi hasleti verdiyse, o kimse mümin ve müttekidir. Allahü teâlâ katında veli ve sevgilidir. Şeytanın şerrinden uzaktır.'' buyurdu. Oğlu: ''Babacığım, insandan en kötü haslet hangisidir?'' dedi. ''Allahü teâlâyı inkârdır'' buyurdu. İki olursa dedi. ''İnkâr ve kibirdir.'' buyurdu. Üç olursa dedi. ''İnkâr, kibir ve şükür azlığı.'' buyurdu. Dört olursa dedi. ''İnkâr, kibir, şükür azlığı ve cimrilik.'' buyurdu. Beş olursa diye sorunca; ''İnkâr, kibir, şükür azlığı, cimrilik ve kötü ahlâk.'' buyurdu. Altı olursa deyince; ''Ey oğlum! Bu beş kötü hasletin bulunduğu kimse münâfıktır, şakidir ve Allahü teâlâdan uzaktır.'' buyurdu.

Hafs bin Ömer'den rivâyet edildi ki: Lokman Hakim, yanına bir hardal torbası koydu ve oğluna nasihat etmeye başladı. Her bir nasihatte bir hardal tânesini çıkardı. Nihâyet hardalları tükendi. Sonra da; Ey oğlum! Sana o kadar nasihat ettim ki, şâyet bu nasihatler bir dağa verilseydi, dağ yarılır, parça parça olurdu'' buyurdu. Oğlu da bu nasihatleri tuttu.

Abdülkadir Geylani Hazretlerinin İstiharesi


32 Farz Öğreniyorum Çizgi Film Seti

Çocuklarınız 5 Vcd den oluşan bu eğlenceli çizgifilm setimizle 32 Farzı detaylı olarak kolayca öğrenebilecek...



1.VCD İmanın Şartları - 1
2.VCD İmanın Şartları - 2
3.VCD İslam'ın 5 Şartı
4.VCD Teyemmüm, Gusül, Abdest ve Namazın Şartları - 1
5.VCD Teyemmüm, Gusül, Abdest ve Namazın Şartları - 2


RapidShare: 1-CLICK Web hosting - Easy Filehosting
RapidShare: 1-CLICK Web hosting - Easy Filehosting
RapidShare: 1-CLICK Web hosting - Easy Filehosting
RapidShare: 1-CLICK Web hosting - Easy Filehosting
RapidShare: 1-CLICK Web hosting - Easy Filehosting
RapidShare: 1-CLICK Web hosting - Easy Filehosting

İmam-ı Gazali'den Nefis Muhasebesi

Büyük islâm âlimi imam-ı Muhammed Gazâlî [450] hicrî senesinde Tus şehrinde tevellüd etmiş, 505 [m. 1111] senesinde, yine orada vefât etmiştir. Yüzlerce kitabı içinde, son yazdığı (Kimyâ-i saadet) ismindeki kitabında, dördüncü rüknün altıncı aslında, fârisî olarak buyuruyor ki...



Enbiyâ sûresi, kırkyedinci âyetinde meâlen, (Kıyâmet günü terâzî kuracağım. O gün, kimseye zulmedilmiyecektir. Herkesin, dünyada yapmış olduğu zerre kadar iyilik ve kötülüklerini meydana çıkarıp, terâzîye koyacağım. Herkesin Hesabını yapmaya yetişirim) buyurdu. Bunu haber verdi ki, herkes dünyada kendi hesabına baksın. Peygamberimiz buyurdu ki: (Akıllı şu kimsedir ki, günü dörde ayırıp, birincisinde, yaptıklarını ve yapacaklarını hesap eder. İkincisinde, Allahü teâlâya münâcât eder, yalvarır. Üçüncüsünde, bir sanatte veya ticârette çalışıp, helâl para kazanır. Dördüncüsünde, istirâhat eder ve mubâh olan şeylerle kendini eğlendirip, haram şeyleri yapmaz ve onlara gitmez). İkinci halîfe, Ömer-ül-Fârûk, [23 senesinde Medîne-i münevverede vefât etti. Hucre-i saadettedir] buyurdu ki, hesabınız görülmeden evvel, kendinizi hesaba çekiniz! Allahü teâlâ, meâlen buyurdu ki: (Şehvetlerinizi, [yâni nefsin arzularını] haramlardan almamaya uğraşınız ve bu cihâdda sebât ediniz, dayanınız!). Bunun içindir ki, din büyükleri, bu dünyanın bir pazar yeri gibi olduğunu ve burada, nefis ile alış-verişte olduklarını anlamışlardır. Bu ticâretin kazancı Cennettir. Ziyânı da Cehennemdir. Yâni kârı, ebedî saadet, ziyânı da, sonsuz felakettir. Bunlar nefslerini, ticâretteki ortak yerine koymuşlardır. Ortak ile, önce şartnâme yapılır, sözleşilir. Sonra, işlerine, sözünde durup durmadığına dikkat edilir. Nihâyet hesaplaşılıp, hiyânet yapmışsa mahkemeye verilir. Bunlar da, nefsleri ile, bir ortak gibi, sıra ile şu işleri yaparlar: Şirket kurmak, onu murâkabe edip gözetmek, muhâsebe, yâni hesaplaşmak, mu'âkabet yâni cezâlandırmak, mücâhede yâni onunla uğraşmak ve muâtebet yâni onu azarlamaktır:

1 - Birinci iş, şirket kurmaktır. Ticâret ortağı insanın para kazanmakta ortağı olduğu gibi, bâzan da, hıyânet yapınca, düşmanı olur. Hâlbuki, dünyada kazanılan şeyler, muvakkattir. Aklı olan, buna kıymet vermez. Hattâ, bazıları, (Geçici olan hayr, sonsuz kalan şerden daha kıymetsizdir) dedi. İnsanın herbir nefesi, kıymetli bir cevher gibidir ki, bunlardan bir hazîne yapılabilir. Asl bunu hesap etmek Îcap eder. Aklı olan kimse, hergün, sabah namazından sonra, hâtırına hiçbirşey getirmeyip, ortağı olan nefsine demelidir ki: (Benim sermâyem, yalnız ömrümdür. Başka birşeyim yoktur. Bu sermâye, o kadar kıymetlidir ki, her çıkan nefes, hiçbir şeyle tekrar ele geçemez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır. Ömr bitince, ticâret sona erer. Ticârete sarılalım ki, vaktimiz azdır ve âhıret uzun ise de; orada ticâret ve kâr olmaz. Bu dünya günleri, o kadar kıymetlidir ki, ecel gelince, bir gün izin istenir, fakat ele geçmez. Bugün, bu nîmet elimizdedir. Aman nefsim, çok dikkat et de, bu büyük sermâyeyi elden kaçırma! Sonra ağlamak, sızlamak, fayda vermez. Bugün, ecelin geldiğini, daha bir gün müsâ'ade etmeleri için, yalvardığını, sızladığını ve sana, bir gün bağışladıklarını ve şimdi, o günde bulunduğunu farz et! O hâlde, bu günü elden kaçırmaktan, bununla, saadete kavuşmamaktan daha büyük ziyân olur mu? Yarın ölecekmiş gibi, dilini, gözlerini ve yedi azanı haramdan koru!

Cehennemin yedi kapısı var, demişlerdir. Bu kapılar senin yedi uzvundur. Bu uzvları haramdan korumaz isen ve bugün ibâdet yapmaz isen, seni cezâlandırırım! Nefis âsî, emirleri yapmak istemez ise de, nasihat dinler ve riyâzet yapmak, istediklerini vermemek, ona te'sîr eder. İşte nefis muhâsebesi böyle olur. Resûlullah buyurdu ki, (Akıllı kimse, ölmeden önce Hesabını gören, ölümden sonra kendisine yarıyacak şeyleri yapan kimsedir). Bir kere de buyurdu ki: (Yapacağın her işi, önce düşün, Allahü teâlânın râzı olduğu, izin verdiği bir iş ise, onu yap! Böyle değilse, o işten kaç!). İşte hergün, nefis ile böyle şartlaşmalıdır.

2 - İkinci iş, murâkabedir. Yâni, nefsi kontrol etmek, ondan gâfil olmamaktır. Ondan gâfil olursan, kendi şehvetlerine ve tenbelliğine döner. Allahü teâlânın, her yaptığımızı, her düşündüğümüzü bildiğini unutmamalıyız. İnsanlar, birbirinin dışını görür. Allahü teâlâ ise, hem dışını, hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin, işleri ve düşünceleri edebli olur. Buna inanmıyan kâfirdir. İnanıp, muhâlefet etmek ise, büyük cesarettir. Allahü teâlâ meâlen buyuruyor ki: (Ey insân! Seni her ân gördüğümü bilmiyor musun?). Bir Habeş, Resûlullah efendimizin huzuruna gelip, (Çok günah işledim. Tevbem kabûl olur mu?) dedikte, (Evet, olur) buyurdu. O günahları işlerken, O, görüyor mu idi? dedi; (Evet) buyurunca, Habeş, bir âh! çekti ve yıkılıp cân verdi. Îman ve hayâ böyle olur. Peygamberimiz buyurdu ki, (Allahü teâlâyı görür gibi ibâdet ediniz! Siz, Onu görmüyorsanız da, O sizi görüyor). Onun gördüğüne inanan, Onun beğenmediği birşeyi yapabilir mi? Büyüklerden biri, bir talebesini, başkalarından daha çok severdi. Ötekiler, bu hâle üzülürdü. Her birine bir kuş verip, (Bunu, kimsenin görmediği bir yerde kesip getiriniz) dedi. Hepsi tenhâ bir yerde kesip getirdi. O talebe ise, kesmeden getirdi. (Niçin sözümü dinlemedin, canlı getirdin?) buyurdukta, (Kimsenin görmediği bir yer bulamadım. O, heryeri görüyor) dedi. Diğerleri, bunun müşâhede makamında olduğunu anladılar. Mısr mâliye nâzırının zevcesi olan Zelîha, Yûsüf aleyhisselâmı, kendisine çağırınca, önce kalkıp büyük olduğunu sandığı, bir heykelin yüzünü örttü. (Bunu, niçin örttün?) buyurdukta, ondan utandığım için, dedi. (Sen, bir taş parçasından utanıyorsun da, ben yerleri ve yedi kat gökleri yaratan, Rabbimin görmesinden utanmaz mıyım?) buyurdu. Biri, Cüneyd-i Bağdâdîden (207-298 [m. 910] Bağdâdda) sorup, (Sokakta, kadınlara, kızlara bakmaktan kendimi men edemiyorum. Bu günahtan kurtulmak için ne yapayım?) dedikte, (Allahü teâlânın seni, senin o kadını görmenden daha çok gördüğünü düşün!) buyurdu. Peygamberimiz buyurdu ki: (Allahü teâlâ, Adn ismindeki Cenneti, şu kimseler için hazırladı ki, günah işliyecekleri zaman, Onun büyüklüğünü düşünüp, Ondan hayâ ederek, günahlardan kaçınırlar).

[Kadınların, saçları, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkmaları haramdır. Îmanı olan kadınlar, Allahü teâlânın gördüğünü düşünmeli, yabancı erkeklere çıplak görünmemelidir]. Abdüllah ibni Dînâr diyor ki, Ömer ile Mekke-i mükerremeye gidiyorduk. Bir çoban sürüsünü dağdan indiriyordu. Halîfe buyurdu ki, bu koyunlardan birini bana sat! Ben köleyim. Bunlar benim malım değil, dedi. Efendin ne bilecek, kurt kaptı dersin! O bilmezse, Allahü teâlâ biliyor ya, deyince, Ömer, ağladı ve efendisini bulup, bu köleyi satın aldı ve âzâd etti ve (Bu sözün, seni bu dünyada âzâd ettiği gibi, o cihânda da âzâd eder) buyurdu.

3 - Üçüncü iş, amellerden sonra yapılacak muhâsebedir. Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesaba çekmeli, sermâyeyi, kârdan ve zarardan ayırmalıdır. Sermâye farzlardır. Kâr da, sünnetler ve nâfilelerdir. Ziyân ise, günahlardır. İnsan, ortağına aldanmamak için, onunla hesaplaştığı gibi, nefse karşı daha uyanık davranmak lâzımdır. Çünkü nefis, çok hîleci ve yalancıdır. Kendi arzularını, sana iyi, faydalı gösterir. Her mubâhı bile sormalı, bunu niçin yaptın demelidir. Zararlı birşey yaptı ise, tazmîn ettirmeli, ödetmelidir. İbnissamed, büyüklerden idi. Altmış hicrî senelik hayatının Hesabını yaptı. Yirmibirbinbeşyüz gün idi. Âh! Her gün, en az, bir günah yapmış isem, yirmibirbinbeşyüz günahtan nasıl kurtulurum? Hâlbuki, öyle günlerim oldu ki, yüzlerce günah işlerdim, diye düşünerek, bir feryâd edip yıkıldı. Baktılar, ruhunu teslim etmişti.

Fakat, insanlar, kendilerini hesaba çekmiyorlar. Eğer her günah işledikte, odasına bir kum koysa, bir kaç sene içinde oda kum ile dolar. Eğer, omuzlarımızdaki kâtib melekler, her günahı yazmak için, bir kuruş isteseydi, malımızın hepsini vermemiz lâzım gelirdi. Hâlbuki, gaflet ile, çeşidli düşünceler ile, birkaç sübhânallah desek, tesbîhi alır, sayar, yüz kere söyledim deriz de, her gün boşuna, nice şeyler söyleriz, bunları saymayız. Saymış olsak, her gün, binleri aşar. Sonra da, terâzîde sevap kefesinin ağır basacağını umarız. Bu nasıl akıldır. İşte, Ömer, bunun için buyurdu ki: (Amelleriniz tartılmadan evvel, kendiniz tartınız!). Ömer her akşam, kamçı ile ayaklarına vurup, bugün niçin böyle yaptın? derdi. İbni Selâm odun yüklenmiş taşıyordu. Sen hammal mısın? dediklerinde, nefsimi tecrübe ediyorum, bakalım nasıl olacak, dedi. Enes [91 de vefât etti] diyor ki, Ömeri gördüm, kendi kendine diyordu ki, (Yazıklar olsun sana ey nefsim ki, sana, emîr-ül-müminin diyorlar. Yâ Allahü teâlâdan kork veya Onun azâbına hazırlan!).

4 - Dördüncü iş, nefse cezâ yapmaktır. Nefis ile hesap yapıp, kusurlarını görüp, cezâ verilmez ise, cesaret bulur, şımarır. Kendisi ile başa çıkılamaz. Şüpheli şey yimiş ise, aç bırakmalı, yabancı kadınlara bakmış ise, iyi mubâhlara baktırmamalı. Her azaya böyle cezâ vermelidir. Cüneyd-i Bağdâdî (298 [m. 910] de Bağdâdda vefât etti) diyor ki, (İbnil Kezîtî, bir gece cünüb oldu. Gusletmeye kalkarken, nefsi tenbellik etti ve hava soğuk, hasta olursun, sabr et, yarın hamama git dedi. Antâri ile gusletmeye yemin eyledi. Öyle yaptı ve Allahü teâlânın emrinde gevşeklik yapan nefsin cezâsı budur, dedi.

Birisi, bir kıza baktı, sonra pişman olup, cezâ olarak serin su içmemeye yemin etti ve içmedi. Ebû Talha bağında namaz kılıyordu. Güzel bir kuş, yanına kondu. Ona dalarak, kaç rekât kıldığını şaşırdı. Nefsine cezâ olarak, bağı fakirlere sadaka verdi. [Ebû Talha Zeyd bin Sehl-i Ensârî bütün gazâlarda bulundu. (34) yılında 74 yaşında vefât etti.] Mâlik bin Abdüllah-il Hes'amî diyor ki, Rebâhül Kaysî gelip babamı sordu. Uyuyor dedim. İkindiden sonra yatılır mı dedi ve gitti. Arkasından gittim. Kendi kendine: Ey boşboğaz! Senin nene lâzım ki, başkasının yatmasına karışırsın. Ahdım olsun ki, bir sene başını yastığa koymıyacaksın, diyordu. Temîm-i Dârî uykuya dalıp, akşam namazını kaçırmıştı. Nefsine cezâ olarak, bir sene uyumamaya ahd etti. [Temîm-i Dârî Eshâb-ı kirâmdan idi.] Mecma' büyüklerden idi. Bir pencereye bakarak, bir kız gördü. Bir daha yukarı bakmamaya ahd etti.

5 - Beşinci iş, mücâhededir ki, bazı büyükler, nefsleri kabahat yapınca, cezâ olarak çok ibâdet ederlerdi. Abdüllah ibni Ömer bir namazda, cemaate yetişmeseydi, bir gece uyumazdı. Ömer, bir cemaati kaçırdığı için, ikiyüzbin dirhem gümüş kıymetindeki bir malı sadaka verdi. Abdullah ibni Ömer, bir akşam namazını geciktirmişti. Hava kararıp iki yıldız görünmüştü. Bu kadar geciktirdiği için, iki köle âzâd eyledi. Böyle yapanlar çoktur. Nefsine ibâdetleri seve seve yaptıramıyan kimseye en iyi ilâc, sâlih bir zâtın yanında bulunmaktır. Onun ibâdetleri zevk ile yaptığını görerek, kendi de alışır. Birisi diyor ki, ibâdet yapmak için, nefsimde tenbellik gördüğüm zaman, Muhammed bin Vâsî ile sohbet ediyorum. [Muhammed bin Vâsî 112 [m. 721] de vefât etti.] Onunla birlikte bulunmakla, nefsimin bir hafta içinde, ibâdetleri seve seve yaptığını görüyorum. Bir Allah adamını bulamıyanlar, daha evvel yaşamış, sâlih insanların hayatını okumalıdır. Ahmed bin Zerîn bir tarafa bakmazdı. Sebebini sordular. Allahü teâlâ, gözleri, dünyadaki intizâma, her şeydeki inceliklere ve Onun kudret ve azametine ibret ile bakmak için yarattı. İbret almadan, istifâde etmeden bakmak hatâdır dedi. Ebüdderdâ diyor ki, dünyada, üç şey için yaşamak isterim: Uzun gecelerde namaz kılmak için, uzun günlerde oruç tutmak için ve sâlih kimselerin yanında oturmak için. [Ebüdderdâ Eshâb-ı kirâmdandır. Hazrec kabîlesindendir. Şâmda ilk vâlî idi. (33) de vefât etti.] Alkama bin Kays nefsi ile çok mücâhede ederdi. Nefsine neden bu kadar azâb ediyorsun? dediklerinde, onu çok sevdiğim için, onu Cehennemden korumak için derdi. Sana bu kadar sıkıntı emrolunmadı dediklerinde, yarın başımı dövüp, niçin yapmadım dememek için, cevabını verirdi. [Alkama, Tâbiînin büyüklerindendir. İbni Mes'ûdün talebesidir. Altmışbirde vefât etti.]

6 - Altıncı iş, nefsi tektîr etmek, azarlamaktır. Nefis yaratılışta iyi işlerden kaçıcı, kötülüklere koşucudur ve hep tenbellik etmek ve şehvetlerine kavuşmak ister. Allahü teâlâ, bizlere, nefslerimizi, bu huyundan vazgeçirmeği, yanlış yoldan, doğru yola çevirmeyi emir buyuruyor. Bu vazîfemizi başarabilmek için, onu bâzan okşamamız, bâzan zorlamamız ve bâzan söz ile, bâzan da iş ile, idare etmemiz lâzımdır. Çünkü, nefis, öyle yaratılmıştır ki, kendine iyi gelen şeylere koşar ve buna kavuşmakta iken rastlıyacağı güçlüklere sabr eder. Nefsin, saadete kavuşmasına mani olan en büyük perde, gafleti ve cehâletidir. Gafletten uyandırılır, saadetinin nelerde olduğu gösterilirse, kabûl eder. Bunun içindir ki, Allahü teâlâ, Zâriyât sûresinde, meâlen, (Onlara nasihat et! Nasihat, müminlere elbette fayda verir) buyurdu. Senin nefsin de, herkesin nefsi gibidir. Nasihat ona te'sîr eder. O hâlde önce kendi nefsine nasihat et ve onu azarla! Hattâ, onu azarlamaktan hiç geri kalma! Ona de ki: Ey nefsim! Akıllı olduğunu iddiâ ediyorsun ve sana ahmak diyenlere kızıyorsun. Hâlbuki, senden daha ahmak kim var ki, ömrünü boş şeylerle, gülüp eğlenmekle geçiriyorsun. Senin hâlin, şu kâtile benzer ki, polislerin, kendisini aradıklarını ve yakalayınca, idam edeceklerini bildiği hâlde, zamanını eğlence ile geçiriyor. Bundan daha ahmak kimse olur mu? Ey nefsim! Ecel sana yaklaşmakta, Cennet ve Cehennemden biri, seni beklemektedir. Ecelinin, bugün gelmiyeceği ne mâlûm? Bugün gelmezse, bir gün elbette gelecek. Başına gelecek şeyi, geldi bil! Çünkü, ölüm kimseye vakit tâyîn etmemiş ve gece veya gündüz, çabuk veya geç, yazın veya kışın gelirim dememiştir. Herkese ânsızın gelir ve hiç ummadığı zamanda gelir. İşte ona hazırlanmadın ise, bundan daha büyük ahmaklık olur mu? O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Günahlara dalmışsın. Allahü teâlâ, bu hâlini görmüyor sanıyorsan, kâfirsin! Eğer gördüğüne inanıyorsan, çok cüretkâr ve hayâsızsın ki, Onun görmesine önem vermiyorsun! O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Hizmetçin sana itaat etmezse, ona nasıl kızarsın! O hâlde, Allahü teâlânın sana kızmıyacağından nasıl emîn oluyorsun! Eğer Onun azâbını hafîf görüyorsan, parmağını aleve tut! Yâhut, kızgın güneş altında bir saat otur! Yâhut da, hamam halvetinde fazlaca kal da, zavallılığını, dayanamıyacağını anla! Yok eğer, dünyada yaptıklarına cezâ vermiyecek sanıyorsan, Kur'an-ı kerime ve yüzyirmidörtbinden ziyâde Peygambere inanmamış oluyorsun ve hepsini yalancı yapmış oluyorsun. Çünkü, Allahü teâlâ, Nisâ sûresinin yüzyirmiikinci âyetinde meâlen, (Günah işliyen, cezâsını çekecektir) buyuruyor. Kötülük eden, kötülük görür. O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Günah işleyince, O kerimdir, rahîmdir, beni affeder diyorsan, dünyada, yüzbinlerce kişiye niçin zahmet, açlık ve hastalık çektiriyor ve tarlasını ekmiyenlere mahsûlünü vermiyor! Şehvetlerine kavuşmak için, her hîleye baş vuruyorsun ve o vakit Allahü teâlâ kerimdir, rahîmdir, istediklerimi zahmetsiz bana gönderir demiyorsun. O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Belki inandığını, fakat sıkıntıya gelemiyeceğini söyliyeceksin. Fazla sıkıntıya dayanamıyanların, az bir zahmet ile, bu sıkıntıyı önlemeleri lâzım olduğunu, Cehennem azâbından kurtulmak için, dünyada zahmete katlanmanın farz olduğunu, demek ki bilmiyorsun. Bugün dünyanın bir miktâr zahmetine dayanamazsan, yarın Cehennem azâbına ve âhıretteki zillet ve alçaklığa ve tard olmaya, kovulmaya nasıl dayanacaksın? O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Para kazanmak için çok zahmet ve aşağılıklara katlanıyor ve hastalıktan kurtulmak için, bir yahudi doktorun sözü ile, bütün şehvetlerinden vazgeçiyorsun da, Cehennem azâbının, hastalıktan ve fakirlikten daha acı olduğunu ve âhıretin dünyadan çok uzun olduğunu bilmiyorsun. O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Sonra tevbe ederim ve iyi şeyler yaparım diyorsan, ölüm daha önce gelebilir, pişman olup kalırsın. Yarın tevbe etmeği, bugün etmekten kolay sanıyorsan, aldanıyorsun. Çünkü tevbe, geciktikçe zorlaşır ve ölüm yaklaşınca, hayvana yokuş önünde yem vermeye benzer ki, faydası olmaz. Senin bu hâlin, şu talebeye benzer ki, dersine çalışmayıp, imtihan günü hepsini öğrenirim sanır ve ilim öğrenmek için, uzun zaman lâzım olduğunu bilemez. Bunun gibi, pis nefsi temizlemek için de, uzun zaman mücâhede etmek lâzımdır. Ömür, boşuna geçince, bir ânda, bunu nasıl yapabilirsin? İhtiyârlamadan önce gençliğin, hasta olmadan önce sıhhatin ve sıkıntı çekmeden önce rahatlığın ve ölmeden önce hayatın kıymetini niçin bilmiyorsun? O hâlde yazıklar olsun sana ey nefsim!

Kışın muhtaç olacağın şeylerin hepsini, niçin yazdan hazırlayıp hiç geciktirmiyorsun ve bunları elde etmek için, Allahü teâlânın merhametine, ihsânına güvenmiyorsun? Hâlbuki Cehennemin zemherîri, kışın soğuğundan az değildir ve ateşinin sıcaklığı, temmuz güneşinden aşağı değildir. Bunların hazırlığında, hiç kusur etmiyorsun da, âhıret işlerinde gevşek davranıyorsun. Bunun sebebi nedir? Yoksa âhıret ve kıyâmet gününe inanmıyor musun ve kalbindeki bu küfrü, kendinden de mi saklıyorsun? Bu ise, ebedî felaketine sebebdir. O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Marifet nûrunun himâyesine sığınmayıp da, öldükten sonra, şehvet ateşinin, cânını yakmasından, Allahü teâlânın lütfü ve merhameti ile kurtulacağını sanan bir kimse, kalın elbisesinin himâyesine girmeden, kışın soğuğunun, Allahü teâlânın lütfü ile kendisini üşütmiyeceğini sanan kimseye benzer. Bu kimse, bilemiyor ki, Allahü teâlâ, birçok faydaları sağlamak için, kışı yaratmış ise de, lutf ve merhamet ederek, elbise yapılacak şeyleri de yaratmış ve insanlara, elbise yapmak için akıl ve düşünce vermiştir. Yâni, Onun ihsânı, elbise te'mînini kolaylaştırmakta olup, elbisesiz üşümemek şeklinde değildir. O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Günahların Allahü teâlâyı kızdırdığı için, azâb çekeceğini zannetme ve günahlarımın Ona ne zararı var ki, bana kızıyor deme! Zannettiğin gibi değil. Seni yakacak olan Cehennem azâbı, senin içinde ve şehvetlerinden meydana gelmektedir. Nitekim, insanın hastalığı, yidiği zehirden ve içine giren zararlı şeylerden meydana gelmekte olup, tabîbin sözlerini dinlemediği için, onun kızmasından hâsıl olmuyor. O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Ey nefsim! Anladım ki, dünyanın nîmetlerine ve lezzetlerine alışmışsın ve kendini onlara kaptırmışsın! Cennete ve Cehenneme inanmıyorsan, bâri ölümü inkâr etme! Bu nîmet ve lezzetlerin hepsini senden alacaklar ve bunların ayrılık ateşi ile yanacaksın! Bunları istediğin kadar sev, istediğin kadar sıkı sarıl ki, ayrılık ateşi, sevgin kadar çok olur. O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Dünyaya niye sarılıyorsun? Bütün dünya senin olsa ve dünyadaki insanların hepsi sana secde etse, az zaman sonra sen de, onlar da toprak olacaksınız! İsmleriniz unutulacak, hâtırlardan silinecek. Geçmiş pâdişâhları hâtırlayan var mı? Hâlbuki sana dünyadan az birşey vermişler. O da bozulmakta, değişmektedir. Bunlar için, sonsuz Cennet nîmetlerini feda ediyorsun. O hâlde, yazıklar olsun sana ey nefsim!

Bir kimse, kıymetli ve sonsuz dayanıklı bir mücevheri verip, bununla, kırık bir saksı satın alırsa, ona nasıl gülersin? İşte dünya, alınan saksı gibidir. Onu kırıldı bil ve ebedî cevheri, elinden çıktı bil ve sana pişmanlık ve azâb kaldı bil!

Bunlar ile ve bunlar gibi sözlerle, herkes nefsini azarlıyarak, kendi hakkını ödemeli ve nasihate, önce kendinden başlamalıdır! Allahü teâlâ, doğru yolda gidenlere selâmet ihsân buyursun! Âmîn.

Misvak Binbir Derde Deva



Diş macunları ileri derecede bazik olduğundan ağız içi dengeyi bozar. Ancak bu nebati fırçanın (misvak) aktif kısmı haftada bir değiştirilerek yeni bir fırça kullanma avantajını sağlar. Misvakta ise yüksek konsantrasyonlarda asit veya bazik tabiatta maddeler yoktur.

Ege Üniversitesinde yapılan bir araştırmada liflerinde baklava dilimi şeklinde anizotrop basit prizmatik bitki kristallerinin olduğu anlaşılmıştır. Bunun ise mekanik temizliğe tesiri büyüktür.

MİSVAK HAKKINDA BAZI HADİSLER



Buhârî ve Müslim'in Sahîhleri'nde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'den şu hadis rivayet edilir:

"Ümmetime güçlük çıkarmak korkusu olmasaydı, kendilerine her namaz vaktinde misvak kullanmayı emrederdim" (Tecrid-i Sarih. c1 s20l; c3 s15.)

Yine Buhâri ve Müslim'in Sahîh'lerinde şöyle anlatılır:

"Peygamber efendimiz gece namaza kalktığında ağzını misvak­la fırçalardı."

"Misvak, ağzı temizler, Allah'ın hoşnutluğunu kazandırır".

Müslim'in Sahîh'inde de şu bilgiye rastlanır;

"Peygamber efendimiz evine girdiğinde ilk işi dişlerini misvaklamak olurdu".

Buhârî'de İbn-i Ömer şöyle der:

"Peygamber efendimiz sabah akşam misvak kullanırdı".

Peygamber efendimizin ölüm döşeğindeyken bile dişini fırçaladığı doğru olduğu gibi: "Ben sizden daha fazla misvak kullanırım" dediği de doğrudur.

MİSVAK'IN YARARLARI:



Misvakla ağzı fazlaca fırçalamak, ağızdaki yemek artıklarını ve dişlerin pasını giderir.

Dişleri mîdeden yükselecek gaz ve kirleri kabul etmeye hazırlar.

Normal şekilde fırçalanırsa dişleri parlatır.

Damağı güçlendi­rir.

Anti Septik (Mikrop kırıcı) özelliği vardır.

Dili çözer, sözün akışını kolaylaştırır.

Diş köklerindeki çürümeyi giderir,

Ağız kokusunu güzelleştirir.

Zekâyı berraklaştırır

Yemeğe karşı iştahı artırır.

Kokusu tükürük salgısını artırdığından dişetlerinin kurumasını önler. Diş etlerini sertleştirir.

Balgamı keser.

Görüşü güçlendirir.

Mîdeyi sağlamlaştırır

Sesi berraklaştırır.

Yemeğin sindirimine yardım eder.

Okumayı, zikir ve namazı canlandırır.

Uykuyu uzaklaştırır.

Rabbin hoşnutluğunu kazan­dırır.

Melekleri sevindirir ve sevapların sayısını artırır.

Bedenin rutubetini keser.

Veremi engeller.

Toz haline getirilmiş köklerinden macun yapılır. Kökleri kaynatılıp içilirse gonoreyi (bel soğukluğunu) önler. Dalak bölgesi ağrıları için çorba kıvamında içmek gerekir.

Teysir sahibi der ki:

"İddia ettiklerine göre; misvak kullanan kimse haftanın her Perşembe günü misvak kullanırsa, kafayı dinlendirir, duyuları netleştirir ve zekâyı keskinleştirir."

MİSVAK NASIL KULLANILIR?



Misvak yapılan ağaçların en sağlıklısı "Erak" ağacı vb.'dir. Bilinmeyen bir ağaçtan misvak yapmamak gerekir. Zîrâ bazen zehirle­yici olabilir. Misvak kullanmakta kararlı ve ısrarlı olmak gerekir.

Kullanılan misvakların en iyisi gül suyuyla ıslatılanıdır. En faydalı olanlarından biri de badem kökleridir.

Misvak'ın uzunluğu bir karış, çapıysa serçe parmak kalınlığında olmalı.

Misvak'ın bir ucunu ilk kullanımdan önce yumuşaması için suda (mümkünse gül suyunda) bekletiniz.

Yumuşattığınız ucun alttan 2-3 santimlik kısmının dışındaki sert tabakayı bıçakla kazıyın. İç kısımdaki lifler yumuşamaya başlamış olacak. Yumuşamadıysa dişleriniz arasında ezerek yumuşatın. Böylece lif lif ayrılmış bir fırçanız olacak.

Misvak'ı tutuş şeklimiz ise sağ elimizin baş ve küçük parmağımız Misvak'ın altında diğer üç parmağımız üzerinde olacak şekilde olmalıdır.

Her kullanımdan önce gerekirse Misvak'ı hafifçe dişinizle ezerek yumuşatın. Suya sokmadan, dişlerinize sürterek kullanın. İçinden gelen öz hem dişlerinizi beyazlatacak, hem de ağız kokusunu önleyecek.

Kullandıktan sonra yıkayıp ucu yukarıda kalacak şekilde dik olarak saklayın. Kullandığınız uç kısımdaki lifler "doğal olarak" eskiyip koptukça bu kısmı tamamen kesin ve açma işini tekrarlayın.

Misvak'ı kullanırken fazla baskı yapmadan enine doğru kullanmalıdır.

MİSVAK AĞACININ MEYVESİ



Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde Câbir İbn-i Abdillah r.a.in rivayet ettiği hadislerdendir- rivayet edildiğine göre Câbir şöyle dedi: "Biz Peygamber efendimizle birlikte misvak ağacının meyvesini topluyorduk, Peygamber efendimiz orada bulunanlara: "Siz bu yabanî yemişin kararanlarını tercih ediniz! Çünkü onun siyahı en lezzetlisidir" buyurdu". (Kebâs, erak (misvak ağacı)'nın meyvesidir.)

Bu meyve hicaz toprağında yetişir, yapısı sıcak ve kurudur. Faydaları ağacının faydalarına benzer. Mîdeyi güçlendirir, sindirimi rahat hâle getirir, bal­gamı temizler, sırt ağrılarına ve dertlerin çoğuna fayda verir.

İbn-i Cülcül der ki: "Bu meyve kaynatılıp suyu içilirse idrarı çoğaltır ve mesaneyi te­mizler."

İbn-i Rıdvan da der ki: "Bu meyve mîdeyi kuvvetlendirir."

İşte Namazdaki On Güzellik



Ebû Hureyre (r.a)’ın bildirdiğine göre Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Namaz dinin direğidir. Namazda on güzellik vardır. Bu on güzellik şunlardır:

01. Yüzü güzelleştirir.
02. Kalbi nurlandırır.
03. Bedeni dinlendirir.
04. Kabirde arkadaştır.
05. Rahmetin inmesine sebeptir.
06. Gök kapılarının anahtarıdır.
07. Ahirette günah ve sevapları ölçen terazide sevap kefesini ağırlaştırır.
08. Rabbi hoşnut ve memnun eder.
09. Cennete giriş için ödenecek ücrettir.
10. Cehennem ateşine karşı bir kalkandır.

Ebû Hüreyre radıyu anh şöyle dedi: Resûlullah sallu aleyhi ve sellem’i: “Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın” buyururken işittim. (Buhârî, Vudû’ 3; Müslim, Tahâret 35)

Cündüb İbni Süfyân radıyu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin.” (Müslim, Mesâcid 261-262. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbni Mâce, Fiten 6)

Osman İbni Affân radıyu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar.” (Müslim, Tahâret 33. Ayrıca benzer rivayetler için bk. Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)

Ehline namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takva iledir. (Taha Suresi, 132)

Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)

(Resulüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)

Hacamat Hakkında

Alternatif tıpta geniş bir yere sahip olan ve binlerce yıldır bir tedavi yöntemi olarak kullanılan ‘Hacamat’ hastalara şifa dağıtıyor.



Hacamat, İslam ülkelerinde yaygın olmasının yanısıra, Almanya, Avustralya, Kanada, Malezya ve Çin gibi ülkelerde de kullanılan alternatif tıpta büyük bir öneme sahip.

Yabancı ülkelerde kullanılmasına ve bilim adamları tarafından da hacamatın şifa özelliği taşıdığı ispatlanmasına rağmen, ülkemizde yasak olması ise akıllarda soru işaretleri bırakıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından bunun için uygun zeminlerin oluşturulması bekleniyor.

Hacamat genellikle kulak arkası ve sırta yapılıyor. Tedavinin ilk aşaması tıraş. Tıraşın ardından işlem başlıyor. Devreye, ateş, bardak ve neşter giriyor. Hacamat tedavisinin Medine’de kullanımıyla ilgili Dr. Mehmet Kocabaş’ın söyledikleri ise hacamatın önemini ortaya koymuş durumda. Kocabaş, “hacamat” yani kan alma hadisesinin Medine’de çok popüler olduğunu, en aliminden en cahiline kadar her hastanın genellikle “hacamat” yöntemiyle tedavi edildiğini söylüyor. Hacamat, kan aldırmak sureti ile yapılan tedavi yöntemi olarak biliniyor. Şırınga ile alınan kan vücudumuzun en temiz kanı. Hacamat tedavisi ile alınan kan ise vücudumuzda hareket etmeyip çeşitli hastalıklara sebep olan kanın alınması ile yapılan bir tedavi yöntemi. Tıbbı Nebevi’de kan aldırma işlemi, alınan kanın bir başka hastaya verilmesi ile değil, tamamen sağlık amaçlı olarak yapılmaktadır. Kan vücuttan çıktığında yerine plazma adı verilen bir vücut sıvısı geçerek, kanın sulanmasını sağlar. Akışkanlık özelliği artan kanın aynı zamanda çevredeki, beyin ve karaciğerdeki dolaşımının da düzelmiş olduğu tıbben bilinmektedir.

Hacamat tedavisinin en yaygın olduğu yer Medine’dir. Burada ‘hacamat’ yöntemiyle tedavi uygulayan birçok merkez bulunuyor. Medineliler herhangi bir rahatsızlık durumunda bu merkezlere hacamat yaptırarak şifa buluyorlar. Bu tedavi merkezlerinin sahipleri arasında Türk olanlar da var. Türkiye’de bu tedavi yöntemi Sağlık Bakanlığı tarafından tanınmadığı için ehil olmayan kişiler tarafından sağlıksız ortamlarda yapıldığı iddia edilip yasaklanmıştır.

Önce, bardak vb’den oluşan kupa kan alınacak yere vuruluyor, bu bölge havasız bırakılıp uyuşturuluyor. Aynı yer neşterle 2 veya 3 milim çiziliyor. Sonra kupa neşterlenen yere tekrar vuruluyor. Kılcal damarlardan kan gelmeye başlıyor. Bu, genellikle üç defa tekrarlanıyor. Tedavi 20-25 dakika sürüyor. Ortalama 300-350 gram kadar kan çıkarılıyor. Bu kan vücutta hiçbir özellik taşımayan ve hastalıkların doğmasına sebep olan kandır.

“Hacamat her hastalığa faydalıdır, uyanık olun hacamat olun.” (Hadis-i Şerif)

Kafadan hacamat olmak, delilik, cüzzam, gece körlüğü, alaca, başağrısı, diş, göz, kulak gibi hastalıklara ve daha birçok hastalığa şifadır. “Kafadan hacamat olmak her hastalığın ilacıdır” (Hadis-i Şerif)

Hacamatın 70 hastalığa şifa olduğu rivayet ediliyor.

Kanser olup ameliyat olması gereken bazı kişilerde, hacamattan sonra kanser kütlesinin yok olduğu vakalar görülmüştür.

Hacamatın faydası tam olarak akılla bilinebilecek bir şey değildir, daha ziyade nakille bilinir. Hacamatın faydalı olduğu yaşlar, 2 ile 60 arasıdır. Ancak küçük yaşlarda hacamat pek tavsiye edilmemektedir.

Hacamatın hijyen şartlara titizlikle riayet edilerek yapılması da önemli. Hacamatta gerek ortamın ve gerekse kullanılan araçların önemli olduğu, uygulamanın ehil kişiler tarafından yapılmasının da zorunlu olduğu hatırlatılıyor.

Hz. Muhammed (s.a.v) hadis-i şeriflerinde, hacamatın önemi hakkında şunları buyurmuş:

- “Damardan veya deriden kan aldırmak, tedavi olduğunuz şeylerin en faydalılarındandır.”
- “Sefer ediniz şifa bulunuz, oruç tutunuz şifa bulunuz, hacamat olunuz şifa bulunuz.”
- “Miraç’tan inerken hangi melek cemaatine rastlasam, ‘Ey Muhammed (sav)! Ümmetine hacamat olmalarını emret!’ dediler.”
- “Peygamber Efendimiz (sav) Hayber’de zehirli koyun buduyla zehirlenildiği zaman, Cebrail Aleyhisselâm kendisine hemen kafasının arkasından hacamat yaptırmasını söylemiştir.”

Hacamat için tavsiyeler:

- Hacamatta derinin altındaki uyuşuk kan alınıyor.
- Damardan kan vermek de faydalıdır, ancak Efendimiz (sav) ve sahabelerin uygulaması, hacamattır.
- Büyük alimler 3 ayda bir hacamat olurlardı.
- Hacamat 1’inden 14’üne kadar mekruh olur (faydasız).
- Hacamat yapılmadan önce kiraz yenilmemelidir. (Mümkünse bir ay evvelden itibaren)
- Hacamat açken yapılmalı ve hacamattan evvel en az 8 saat bir şey yenilmemelidir.
- Ayın 17. günü Salı gününe denk gelirse hacamat olunabilir. Bu da çok faydalıdır. (Alimler yapılabileceğini uygun görmüşler)
- Hacamat esnasında Ayet-el Kûrsi’nin okunması, hacamatın faydasını iki katına çıkarır. (7 kere okunması gerektiğini tavsiye edenler de vardır.)
- Şeytanın vesveselerine karşı kalbin arkasından yapılan hacamat çok faydalıdır.
- 50 senelik kökleşmiş büyünün, hacamatla kaldırıldığı rivayeti vardır.
- Çift uzuvlarda hacamat faydalıdır. (İki diz, iki ayak gibi…)
- Kansızlık, şeker ve kan hastalıklarından birisi bulunan kişiler doktorun izniyle ve usta bir hacamatçıya en uygun yerden en fazla 1 kere hacamat olmalı…
- Bir insan bünyesine, dayanıklılığına ve vücudunun kan oranının azlığına ya da çokluğuna göre 1 yerinden 8 yerine kadar aynı anda hacamat olabilir.
- Bir kere hacamat olan bir kişinin bir daha hacamat olması için en az 1 ay, ortalama 3 ay geçmesi gerekiyor.
- Hacamattan sonra tuzlu, süt ürünleri ve hayvani şeyler yememeli, 1 gün önce 3 gün sonrasına kadar cimâ yapılmamalıdır.
- Hacamat; gününe ve şartlarına uyulmazsa şifa değil, hastalığa sebep olur…
- Hacamatçı işinin ehli olmalı ve hacamat yapılacak yerleri çok iyi bilmelidir. Hangi hastalık için nereden hacamat olunacağını hacamatçı bilmeyebilir. Bunu açıklayan kitaplar vardır, o kitaplara bakarak öğrenilmeli ve oralardan hacamat olunmalıdır.
- Hacamat yaptırırken başta Sünnet-i Seniyye, sonra da mesela şifasını istediğiniz hastalığa şifa ya da zahirî ve batınî hastalıklardan korunma niyetiyle yapılırsa daha iyi olur.

The Sunnah Way of Cutting the Nails


Misvak Kullanmak



Misvak, Arapça olarak sürtme, ovalama mânâsına gelir. Hadîs-i şerîflerde dişleri temizleme ya da fırçalama âleti mânâsında kullanılmıştır. Arapça “erak”, Latince “salvadora persica” adlı ağaçtan elde edilir.

Misvak, pek çok hadis-i şerifte ısrarla tavsiye edilmiştir. Onlardan bazılarını şöyle zikredebiliriz:

“Eğer ümmetime zor gelmeyeceğini bilseydim, her namaz için abdest almalarını ve her abdestle birlikte misvak kullanmalarını emrederdim.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 259)

“Misvaklanmak ağzı temizler, Rabbi râzı eder.” (Müsned, VI, 47)

“Muhakkak sizin ağızlarınız, Kur’ân okunan yerlerdir. Onları misvakla iyice temizleyin!..” (İbn Mâce)

“Beş şeyin peygamberlerin sünnetinden olduğu rivayet edilmiştir: Haya, hilm, kan aldırmak, dişleri misvakla temizlemek, güzel koku sürünmek.” (Bezzâr)

Huzeyfetü’l-Yeman -radıyallâhu anh-, “Gece kalktığımızda ağızlarımızı misvakla temizlemekle emrolunduk.” demiştir. (Buhârî, Nesâî)

Ashâbına her fırsatta misvak kullanmalarını tavsiye eden Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bizzat kendisi de bu noktada ümmetine örnek olmuştur.

Şürey bin Hânî, Hazret-i Âişe -radıyallâhu anha-’ya:
“-Rasûlullah, eve girdiğinde ilk iş olarak ne iş yapardı?”diye sorduklarını, onun da:
“-Misvaklanırdı.” buyurduğunu nakletmiştir. (Müslim)

Yine Hazret-i Âişe -radıyallâhu anha-’dan rivâyet edildiğine göre, “Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanına (her gece) abdest suyu ile birlikte misvakı da konurdu. O da gece kalktığında ihtiyacını giderir, ardından misvaklanırdı.” (Ebû Dâvud)

Buhârî’nin Ebû Mûsâ el-Eş’arî -radıyallâhu anh-’ten rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz’in sadece dişlerini değil, dilini de misvakladığını öğrenmekteyiz.

Hazret-i Câbir -radıyallâhu anh-’ın rivâyetine göre, misvak kullanarak kılınan iki rekat namaz, misvak kullanmadan kılınan 70 rekat namazdan üstündür. (Ebu Nuaym)

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- misvak kullanmanın, kişinin fesahatını/güzel konuşmasını sağladığını; Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- da hâfızayı güçlendirip balgamı giderdiğini söylemiştir.

Misvakın Botanik Özellikleri

Erak Ağacı, özellikle Suudî Arabistan, Afrika, Yemen ve Hindistan gibi sıcak bölgelerde yetişir. Eğri gövdeli, kokulu bir ağaçtır. Misvak olarak, kökünü kullanmak daha uygun olmakla birlikte, daha ziyade dalları tercih edilir. Tohumu ve yaprakları da şifalı bitki olarak kullanılmaktadır.

Misvak ağacının meyvesine “kebas” (berir) denilir. Meyveler, nohuttan biraz küçük, üzüm salkımı şeklindedir. Önceleri yeşil kırmızı bir renkte ve acımsı olup sonraları rengi siyahlaşır ve tatlanır. Ağacın dalında olgunlaşan meyveleri, hem insanlar, hem de hayvanlar tarafından tüketilir.

Nitekim Câbir bin Abdullah şöyle demiştir:

“Bir defasında biz Rasûlullâh ile beraber misvak ağacının meyvesini topluyorduk. Bu esnada Peygamber -aleyhisselâm- bize: “-Sizlere bu meyvenin siyahını toplamanızı tavsiye ederim. Zira siyahı en güzeli ve en iyisidir.” buyurdular. (Buharı, Et’ime)

Misvakın meyvesi iştah açıcı ve hararet vericidir. Mideyi kuvvetlendirdiği gibi ağız kokusunu güzelleştirir ve dimağı dinlendirir. Su ile kaynatılıp içildiğinde idrarı artırır, mesâneyi temizler.

Misvak Nasıl Kullanılır?

Misvak taze ve kuru olmak üzere iki kısma ayrılır.

Taze misvağın kabuğu 2 cm. uzunluğunda, fırça olacak şekilde soyulur. Bu uç, hafif çiğnenerek lif lif fırça hâline getirilir. Soyulan kabuklar, tere otu lezzetinde ise misvakın taze olduğu anlaşılır.

Kuru misvak da aynı şekilde açılır ve ılık suda yarım saat bekletilir. Ağızda çiğnenerek fırça hâline getirilir.

Misvakın boyunun dört parmak uzunluğu ile bir karış arasında olması mendup (güzel) sayılmıştır. Çapı ise, serçe parmağı kadar olmalıdır. Misvaklamaya dişlerin ortadan sağ tarafını yaparak başlamalıdır. Dişler, diş etlerine zarar vermeden enine ya da boyuna misvaklanabilir.

Yapılan deneylerin sonucuna göre, dişler misvaklandıktan sonra iki saat süreyle dişlerde mikroorganizma gözükmez. İki saat sonra mikrop tekrar üremeye başlar. Kullanılan misvaklarda ise, kullanımdan hemen sonra bakteriler bulunmuş, fakat oda sıcaklığında iki saat bekletilince bakterilerin ya azaldığı ya da tamamen yok olduğu gözlenmiştir. Bu da misvakın içindeki kimyasal maddeden kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte ucu açılmış bir misvakta en çok iki-üç gün dişler temizlenebilir. En iyisi yeni uç açılarak yapılan diş temizliğidir

“Medicana” adlı bir derginin 54. sayısında misvak hakkında şu bilgiler verilmektedir:

“Bu misvak çubukları, dişlerde meydana gelen mikrop plaklarını, hem mekanik olarak hem de plağı teşkil eden maddelerle reaksiyona girerek temizliyor. Bu çubukların, dişleri beyazlatan ve koruyan florur, slika, alkolidler, uçucu nebâti yağlar, reçine, sakızlar, taninler ve antra kinonlar ihtiva ettiği, dişleri temizlemenin yanı sıra diş etlerini stumüle edip şişme ve kanamaları iyileştirdiği anlaşılmıştır.”

Misvakla ilgili İndiana Üniversitesi Kimya Bölümü ve Kral Suud Üniversiteleri’nin çok ayrıntılı araştırmaları bulunmaktadır. Bu araştırmalardan özet olarak şunları söyleyebiliriz: Misvak anti-septik anti-mikrobiyal maddeler içerdiğinden, dişler kadar diş minesi, ağız içi yaraları, boğaz ve damak için de faydalıdır.

Bilimsel araştırmalar, misvakın 30 kadar kimyevî ve organik madde içerdiğini göstermiştir. Bunlar, diş parlatıcı ve temizleyici maddeler olduğu kadar sindirim sistemini iyi yönde etkileyen faydalı maddeler de içermektedir. Bu maddelerden bazılarını sayacak olursak:

-Diş etlerini iyileştirici C vitamini,
-Diş minesini koruyucu çam sakızı,
-Diş etlerini uyarıcı trimetil ami,
-Diş etlerini sıkılaştırıcı astrinjent,
-Ağızda asit üretimini önleyici, diş çürümesini önleyici benzylisothiayanat,
-Mikrop öldürücü, iltihap kurutucu jogolon,
-Beyin için önemli olan fosfor ve ayrıca kalsiyum ve potasyum…
-Misvağın pankreas, mîde asiti, mîde ülseri ve böbrekler üzerine müsbet yönde etkisi vardır.
-Ağız içi asiti dengelediği, kan serumunu çok hafif aktive ettiği, şeker düşürücü olduğu, iltihap kuruttuğu ve idrar söktürücü olduğu da laboratuar çalışmalarıyla ispatlanmıştır.
-Sindirimi kolaylaştırdığı gibi mide asidinin dengede kalmasına da faydalıdır.
-Diş çürüklerinden kaynaklanan göz tansiyonun düşmesini de misvak kullanarak önleyebiliriz.
-Diş taşları, tabiî bir yol olan tükürükten meydana geldiği için, düzenli misvak kullanarak tükürükteki kalsiyum tuzlarının dişe yapışması ve diş taşı oluşumu engellenmiş olur.

Misvağın Diğer Faydaları

-Sünnete ittibâ niyetiyle olduğu için Allâh’ı râzı eder.
-Misak kullanan dünyadan temiz olarak çıkar.
-Misvak kullanana Peygamber Efendimiz mağfiret diler.
-Peygamber Efendimiz’in Kevser havuzundan içmek nasip olur.
-Melekleri sevindirir.
-Arş o kimseye duâ eder.
-Kabrin geniş olmasını sağlar.
-Sevapları arttırır.
-İhtiyarlığı geciktirir.
-İman ile şehâdet getirerek ölmeye vesile olur.
-Sırattan çabuk geçmeye yardımcı olur.
-Hitâbeti güzelleştirir.
-Kekemeliğe faydalıdır.
-Sesi güzelleştirir.
-Yüzü güzelleştirir.
-Gözün nûrunu arttırır.
-Kalbi temizler.
-Hazmı kolaylaştırır, vücut hararetini giderir.
-Kalp ve mide sinirlerini kuvvetlendirir.
-Mideyi düzeltir.
-Bedeni kuvvetlendirir.
(Bkz: İmâm-ı Gazâlî, İhya; Muhammed Hamdi Erdem, Ruhu İslam, s. 113-114)

Osmanlı Sultanlarının Ahlakı



Sual: Mısırlı bir yazar, "Osmanlıların savaşlarda kazandığı zaferler, İslam’a şeref vermiştir. Ancak Osmanlı elinde İslam, manasından çok şey kaybetmiş, gelişmesi durdurulmuş, ilme gereken önem verilmemiş, ictihad durdurulup fıkıh ilmi de dondurulmuştur. Nihayet İslam, Osmanlıların bağlayıcı kaydından kurtulup bağımsızlığını kazanmıştır" diyor. Bir cevap verir misiniz?

CEVAP: İslamiyet’e şeref verilemez. Ondan şeref alınır. Hazret-i Ömer, (Biz, zelil, aşağı kimselerdik. Allahü teâlâ, bizleri müslüman yapmakla şereflendirdi) buyuruyor. İslamiyet’in, her çeşit fazilet ve şerefler kaynağı olduğunu bilmeyen, İslamiyet’e şeref verilecek zanneder.

İstanbul’dan Viyana’ya doğru giden İslam ordusu, Belgrad yakınlarında, bir su başında, mola verir. Çeşme, abdest alan, kablarına su koyan askerlerle doludur. Yakındaki kilisenin papazı, bir hile düşünür, güzel kızları süsler, ellerine birer kab verip, çeşmeye gönderir. Papaz gizlice seyreder. Kızlar gelince, askerler hemen çekilirler. Kızlar rahatça doldurup kiliseye dönerler. Papaz, İslam askerlerinin bu güzel ahlakını, edebini ve merhametini görünce, haçlı kumandanlarına, (Bu ordu hiç yenilemez, boş yere kan dökmeyin) diye haber gönderir.

Hadim'ül Haremeyn

Yazar, İngiliz Lord Davenport’un kitabını okumuş olsaydı, (İslam ordusu gittiği her yere, adalet, fazilet ve medeniyet götürmüştür. Boynu bükük mağlup düşmanı daima af ile karşılamıştır) bilgisini öğrenir de, biraz edepli davranırdı. Abbasilerden sonra, halifelere zindan hayatı yaşatanlar, hutbelerde kendilerine, Sultanül-haremeyn demekten çekinmiyorlardı.

Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethedip, hilafeti esaretten kurtarınca, alışkanlıkla kendine de Sultanül-haremeyn diyen hatibe, (Benim için, o mübarek makamların hizmetçisi olmaktan daha büyük şeref olamaz. Bana Hadimül-haremeyn deyin) buyurmuştur. İslam ahlakını, Osmanlılar mı, yoksa Mısırlılar mı dondurmuş, buradan da anlaşılmaktadır.

İkinci Abdülhamid Han, siyasal bilgileri birincilikle bitirene, her sene sarayda görev verir, böylece, gençleri çalışmaya teşvik ederdi. Katip seçilen Esad bey, Hatırat-ı Abdülhamid Han-ı Sani kitabında diyor ki:

Bir gece yarısı şifre yazdım. İmza için, sultanın yatak odası kapısını çaldım. Açılmadı. Bir daha vurdum. Yine açılmadı. Üçüncüyü vuracağım anda, kapı açıldı. Karşıma çıkan sultan, havlu ile yüzünü siliyordu.

(Evlat, seni beklettim. Kusuruma bakma, ilk çalışta kalkmıştım. Gece yarısı, mühim bir imza için geldiğini anladım. Abdestsiz idim. Bu milletin hiçbir kağıdını abdestsiz imzalamadım. Abdest almak için geciktim) dedi. Besmele çekerek imzalayıp, (Hayırlı olsun inşaallah) dedi. İşte Osmanlı sultanları İslamiyet’e böyle bağlı, böyle saygılı idi.

Eyyup Sabri Paşa Mirat-ül Haremeyn kitabında diyor ki:

(Sultan Abdülmecid Han, Mustafa Reşit Paşanın mason olduğunu, İslamiyet’e aykırı bir yol tuttuğunu anlayınca, üzüntüsünden hastalandı. Yatakta oturamıyor, hep yatıyordu. Yalnız, mühim şeyler okunup irade-i şahane alınıyordu. Sıradaki bir yazı için, Medine halkının bir dilekçesi okunacak denildi. (Durun, okumayın, beni oturtun) buyurdu. Arkasına yastık konup, oturtuldu. (Onlar, Resulullah efendimizin komşularıdır. O mübarek insanların dilekçesini yatarak dinlemekten haya ederim. Ne istiyorlarsa, hemen yapınız! Fakat, okuyunuz da, kulaklarım bereketlensin!) buyurdu. Ertesi gün vefat etti.)

İşte, Osmanlı sultanlarının ahlakı, hayası ve dine saygıları böyle idi.

Osmanlı, İslamiyet’i dondurdu sözünde, sinsi bir İslam düşmanlığının habis kokusu duyulmaktadır. Molla Fenariler, molla Hüsrevler, Hayaliler, Gelenbeviler, İbni Kemaller, Ebüssüudlar, Birgiviler, İbni Abidinler, Abdülgani Nablüsiler, Mevlana Halid-i Bağdadiler, Süveydiler ve Abdülhakim Efendiler ve Abduhu rezil eden Mustafa Sabri Efendi ve daha nice fıkıh ve kelam âlimleri, hattatlar, Mimar Sinanlar, Sokullular, Köprülüler, hangi devlette yetişti?

Osmanlı âlimlerinin yazdıkları yüzbinlerce ilim kitapları, her vilayetteki milli kütüphaneleri doldurmuştur. İslam âlemine altıyüz sene fetva veren, her müşkülü çözen, Hıristiyanlığa ve sapık fırkalara reddiyeler yazarak, onları rezil eden, Osmanlı Şeyh-ül-islamları değil mi idi?

Hayali’nin ilm-i kelam haşiyeleri, Molla Hüsrev’in Düreri, Halebi’nin Mültekası ve İbni Abidin’in Redd-ül-muhtarı ve Ebüssüud’ün tefsiri ve Şeyhzade’nin Beydavi haşiyesi bugün, İslam âlemine ışık tutmaktadır. Mecelle ise, dünyada benzeri bulunmayan bir hukuk abidesi oldu. (Faideli Bilgiler)

Kanuni Sultan Süleyman

Sual: Kanuni Sultan Süleyman’ın dinin bazı emirlerini kaldırdığı söylentisi doğru mudur?

CEVAP: Doğru değildir. Kendisi Müslümanların halifesi olup, her işini Şeyhülislam Ebus-suud efendiden fetva alarak yapardı. Bu fetvalar İstanbul kütüphanesinde mevcuttur.

Mecusi Bayramı Nevruz



Nevruzun Türklükle, Müslümanlıkla, hatta İranla bir ilgisi yoktur. Cemşid ortaya çıkarmıştır. Mecusi bayramıdır. (Bezzâziyye)

Cemşid, İran’da ilk hükümet kuran Pişdani oğullarının 4. hükümdarı olup, 800 sene saltanat sürmüş, 500 sene İran’da kimse hasta olmadığı için, halk kendine tapmıştır. 21 Martta tahta çıktığı için, bugüne Nevruz demiş, yılbaşı ve bayram yapmıştır. İslamiyet’ten önceki kâfirlerin âdetlerini, tapınmalarını, bugün meydana çıkarıp "ecdad yadigârı" diyenler, bu işin aslını doğru bilmeyenlerdir. Böyle diyenlere kanmamalıdır. Yabancılar da bunu körüklüyorlar. Cemşid bin yaşında iken, Şeddadın yeğeni Dahhak ile savaşta yakalanmış, testere gibi olan balık kemiği ile ikiye biçilmiştir.

Cemşid, sekizyüz değil, bin yıl yaşamıştır. Bu sünnetullaha aykırı değildir. Eskiden insanlar çok yaşardı. Nuh aleyhisselamın 950 yıl, kavmi arasında kaldığı Kur'an-ı kerimde bildirilmektedir. (Ankebut 14)

Dinimizislam

Cevat Akşit - Dinimi Öğreniyorum 24 VCD



http://rapidshare.com/files/329956527/Cevat.Aksit.Sohbet.01.part1.rar
http://rapidshare.com/files/329957253/Cevat.Aksit.Sohbet.01.part2.rar
http://rapidshare.com/files/329958255/Cevat.Aksit.Sohbet.01.part3.rar
http://rapidshare.com/files/329960955/Cevat.Aksit.Sohbet.01.part4.rar
http://rapidshare.com/files/329962068/Cevat.Aksit.Sohbet.01.part5.rar
http://rapidshare.com/files/329968058/Cevat.Aksit.Sohbet.01.part6.rar
http://rapidshare.com/files/329967484/Cevat.Aksit.Sohbet.01.part7.rar
http://rapidshare.com/files/329969683/Cevat.Aksit.Sohbet.02.part1.rar
http://rapidshare.com/files/329972358/Cevat.Aksit.Sohbet.02.part2.rar
http://rapidshare.com/files/329973538/Cevat.Aksit.Sohbet.02.part3.rar
http://rapidshare.com/files/329978745/Cevat.Aksit.Sohbet.02.part4.rar
http://rapidshare.com/files/329979631/Cevat.Aksit.Sohbet.02.part5.rar
http://rapidshare.com/files/329981175/Cevat.Aksit.Sohbet.02.part6.rar
http://rapidshare.com/files/329975987/Cevat.Aksit.Sohbet.02.part7.rar
http://rapidshare.com/files/329984404/Cevat.Aksit.Sohbet.03.part1.rar
http://rapidshare.com/files/329986808/Cevat.Aksit.Sohbet.03.part2.rar
http://rapidshare.com/files/329989501/Cevat.Aksit.Sohbet.03.part3.rar
http://rapidshare.com/files/329990742/Cevat.Aksit.Sohbet.03.part4.rar
http://rapidshare.com/files/329992318/Cevat.Aksit.Sohbet.03.part5.rar
http://rapidshare.com/files/329995553/Cevat.Aksit.Sohbet.03.part6.rar
http://rapidshare.com/files/329994617/Cevat.Aksit.Sohbet.03.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330000034/Cevat.Aksit.Sohbet.04.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330001335/Cevat.Aksit.Sohbet.04.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330002991/Cevat.Aksit.Sohbet.04.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330004879/Cevat.Aksit.Sohbet.04.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330006434/Cevat.Aksit.Sohbet.04.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330011070/Cevat.Aksit.Sohbet.04.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330007329/Cevat.Aksit.Sohbet.04.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330013689/Cevat.Aksit.Sohbet.05.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330015803/Cevat.Aksit.Sohbet.05.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330017390/Cevat.Aksit.Sohbet.05.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330018040/Cevat.Aksit.Sohbet.05.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330021307/Cevat.Aksit.Sohbet.05.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330023272/Cevat.Aksit.Sohbet.05.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330070871/Cevat.Aksit.Sohbet.05.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330021472/Cevat.Aksit.Sohbet.05.part8.rar
http://rapidshare.com/files/330027529/Cevat.Aksit.Sohbet.06.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330030056/Cevat.Aksit.Sohbet.06.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330030615/Cevat.Aksit.Sohbet.06.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330031906/Cevat.Aksit.Sohbet.06.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330036579/Cevat.Aksit.Sohbet.06.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330036488/Cevat.Aksit.Sohbet.06.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330039229/Cevat.Aksit.Sohbet.07.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330040577/Cevat.Aksit.Sohbet.07.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330045399/Cevat.Aksit.Sohbet.07.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330045605/Cevat.Aksit.Sohbet.07.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330048035/Cevat.Aksit.Sohbet.07.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330049298/Cevat.Aksit.Sohbet.07.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330051658/Cevat.Aksit.Sohbet.07.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330054128/Cevat.Aksit.Sohbet.08.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330056551/Cevat.Aksit.Sohbet.08.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330057475/Cevat.Aksit.Sohbet.08.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330060334/Cevat.Aksit.Sohbet.08.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330057794/Cevat.Aksit.Sohbet.08.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330065288/Cevat.Aksit.Sohbet.09.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330066327/Cevat.Aksit.Sohbet.09.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330066436/Cevat.Aksit.Sohbet.09.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330069097/Cevat.Aksit.Sohbet.09.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330074438/Cevat.Aksit.Sohbet.09.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330075937/Cevat.Aksit.Sohbet.09.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330075814/Cevat.Aksit.Sohbet.09.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330072293/Cevat.Aksit.Sohbet.09.part8.rar
http://rapidshare.com/files/330081643/Cevat.Aksit.Sohbet.10.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330082860/Cevat.Aksit.Sohbet.10.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330085945/Cevat.Aksit.Sohbet.10.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330086866/Cevat.Aksit.Sohbet.10.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330087312/Cevat.Aksit.Sohbet.10.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330121884/Cevat.Aksit.Sohbet.10.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330121574/Cevat.Aksit.Sohbet.10.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330122255/Cevat.Aksit.Sohbet.11.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330122222/Cevat.Aksit.Sohbet.11.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330122183/Cevat.Aksit.Sohbet.11.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330157721/Cevat.Aksit.Sohbet.11.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330157833/Cevat.Aksit.Sohbet.11.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330157321/Cevat.Aksit.Sohbet.11.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330154035/Cevat.Aksit.Sohbet.11.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330157425/Cevat.Aksit.Sohbet.12.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330165741/Cevat.Aksit.Sohbet.12.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330169349/Cevat.Aksit.Sohbet.12.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330169235/Cevat.Aksit.Sohbet.12.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330169490/Cevat.Aksit.Sohbet.12.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330170687/Cevat.Aksit.Sohbet.12.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330178567/Cevat.Aksit.Sohbet.12.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330172547/Cevat.Aksit.Sohbet.12.part8.rar
http://rapidshare.com/files/330181453/Cevat.Aksit.Sohbet.13.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330182110/Cevat.Aksit.Sohbet.13.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330182854/Cevat.Aksit.Sohbet.13.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330185116/Cevat.Aksit.Sohbet.13.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330191797/Cevat.Aksit.Sohbet.13.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330195675/Cevat.Aksit.Sohbet.13.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330195792/Cevat.Aksit.Sohbet.13.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330184670/Cevat.Aksit.Sohbet.13.part8.rar
http://rapidshare.com/files/330195694/Cevat.Aksit.Sohbet.14.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330198836/Cevat.Aksit.Sohbet.14.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330206113/Cevat.Aksit.Sohbet.14.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330209188/Cevat.Aksit.Sohbet.14.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330209078/Cevat.Aksit.Sohbet.14.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330209194/Cevat.Aksit.Sohbet.14.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330200157/Cevat.Aksit.Sohbet.14.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330213320/Cevat.Aksit.Sohbet.15.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330220216/Cevat.Aksit.Sohbet.15.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330223471/Cevat.Aksit.Sohbet.15.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330224933/Cevat.Aksit.Sohbet.15.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330224993/Cevat.Aksit.Sohbet.15.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330222724/Cevat.Aksit.Sohbet.15.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330236937/Cevat.Aksit.Sohbet.15.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330224630/Cevat.Aksit.Sohbet.15.part8.rar
http://rapidshare.com/files/330239505/Cevat.Aksit.Sohbet.16.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330236143/Cevat.Aksit.Sohbet.16.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330242267/Cevat.Aksit.Sohbet.16.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330237498/Cevat.Aksit.Sohbet.16.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330251551/Cevat.Aksit.Sohbet.16.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330247564/Cevat.Aksit.Sohbet.16.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330246544/Cevat.Aksit.Sohbet.16.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330255440/Cevat.Aksit.Sohbet.17.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330257991/Cevat.Aksit.Sohbet.17.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330261298/Cevat.Aksit.Sohbet.17.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330262364/Cevat.Aksit.Sohbet.17.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330265999/Cevat.Aksit.Sohbet.17.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330269784/Cevat.Aksit.Sohbet.17.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330264452/Cevat.Aksit.Sohbet.17.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330276550/Cevat.Aksit.Sohbet.18.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330278117/Cevat.Aksit.Sohbet.18.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330277905/Cevat.Aksit.Sohbet.18.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330279812/Cevat.Aksit.Sohbet.18.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330285126/Cevat.Aksit.Sohbet.18.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330290254/Cevat.Aksit.Sohbet.18.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330285701/Cevat.Aksit.Sohbet.18.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330293136/Cevat.Aksit.Sohbet.19.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330294320/Cevat.Aksit.Sohbet.19.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330300069/Cevat.Aksit.Sohbet.19.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330300629/Cevat.Aksit.Sohbet.19.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330305713/Cevat.Aksit.Sohbet.19.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330307864/Cevat.Aksit.Sohbet.19.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330305309/Cevat.Aksit.Sohbet.19.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330314301/Cevat.Aksit.Sohbet.20.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330330273/Cevat.Aksit.Sohbet.20.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330319245/Cevat.Aksit.Sohbet.20.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330319561/Cevat.Aksit.Sohbet.20.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330320151/Cevat.Aksit.Sohbet.20.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330327857/Cevat.Aksit.Sohbet.21.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330331133/Cevat.Aksit.Sohbet.21.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330339016/Cevat.Aksit.Sohbet.21.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330332198/Cevat.Aksit.Sohbet.21.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330345111/Cevat.Aksit.Sohbet.21.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330342508/Cevat.Aksit.Sohbet.21.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330345310/Cevat.Aksit.Sohbet.21.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330338232/Cevat.Aksit.Sohbet.21.part8.rar
http://rapidshare.com/files/330353080/Cevat.Aksit.Sohbet.22.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330354291/Cevat.Aksit.Sohbet.22.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330356643/Cevat.Aksit.Sohbet.22.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330354802/Cevat.Aksit.Sohbet.22.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330358558/Cevat.Aksit.Sohbet.22.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330364739/Cevat.Aksit.Sohbet.22.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330365498/Cevat.Aksit.Sohbet.22.part7.rar
http://rapidshare.com/files/330379348/Cevat.Aksit.Sohbet.23.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330368825/Cevat.Aksit.Sohbet.23.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330370943/Cevat.Aksit.Sohbet.23.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330377126/Cevat.Aksit.Sohbet.23.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330370756/Cevat.Aksit.Sohbet.23.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330381745/Cevat.Aksit.Sohbet.24.part1.rar
http://rapidshare.com/files/330384733/Cevat.Aksit.Sohbet.24.part2.rar
http://rapidshare.com/files/330387569/Cevat.Aksit.Sohbet.24.part3.rar
http://rapidshare.com/files/330390866/Cevat.Aksit.Sohbet.24.part4.rar
http://rapidshare.com/files/330389593/Cevat.Aksit.Sohbet.24.part5.rar
http://rapidshare.com/files/330390877/Cevat.Aksit.Sohbet.24.part6.rar
http://rapidshare.com/files/330391128/Cevat.Aksit.Sohbet.24.part7.rar

World Muslim Population

Sunni-Shia Map

Name-i Peygamberi - Cin Mektubu

Aşağıda ki mektubu Peygamber Efendimiz (s.a.v.), şeytan ve cinlere karşı yazdırmıştır. Böyle bir belaya maruz kalanlar, bu mektubu yazdırıp yastığının altına koymalıdırlar. İnşaallah şifa ve deva Allah-ü Teala´dandır.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيْمِ

هَذَا كِتاَبٌ مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللهِ رَبِّ العَالَمِينَ إلَى مَنْ طَرَقَ الدَّارَ مِنَ الْعُمَّارِ وَالزُّوَّارِ وَالسَّائِحِينَ إلاَّ طَارِقاً يَطْرُقُ بِخَيْرٍ ياَ اللهُ. أَمَّا بَعْدُ فَإنَّ لَناَ وَلَكُمْ فِي الْحَقِّ سِعَةً فَإنْ تَكُ عَاشِقاً مُولِعاً أوْ فَاجِراً مُقْتَحِماً أَوْ رَاعِياً مُبْطِلاً فَهَذاَ كِتاَبُ اللهِ تَعَالىَ يَنْطِقُ عَلَيْنَا وَعَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ إنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلوُنَ وَرُسُلُنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ اُتْرُكُوا صَاحِبَ كِتَابِي هَذاَ وَانْطَلِقوُا إلىَ عَبَدَةِ اْلأصْنَامِ وَاْلأوْثاَنِ وَإلىَ مَنْ تَزْعُمُ أَنَّ مَعَ اللهِ إلَـهاً آخَرَ لاَ إلَـهَ إلاَّ هُوَ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإلَيْهِ تُرْجَعُونَ، حم لا يُنْصَرُونَ، حمعسق تُغْلَبُونَ حم وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ تُفْرَقُ أعْدَاءُ اللهِ وَبَلَغَتْ حُجَّةُ اللهِ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قَوَّةَ إلاَّ بِاللهِ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ


Ebu Dücane (r.a.) ALLAH Resulü (s.a.v.)´nün huzuruna gelip:

"Ya Resulullah! Yatağıma yattığım zaman değirmen sesi, arı vızıltıları gibi sesler işitiyorum. Simşek parıltısı gibi şeyler görüyorum. Başımı kaldırıp baktığımda evimin orta yerinde siyah ve uzun gölge gibi bir şeyin olduğunu görüyorum. Yakalamak için elimi uzattığımda derisinin üzerinde ki kılların kirpi kılları gibi olduğunu ve ağızından yüzüme doğru ateş parçaları attığını görüp beni yakacağını zannediyor, uyuyamıyorum, korkuyorum." dedi.

Resülü Ekrem (s.a.v.) buyurdular:

"Ey Ebu Dücane, evinize gelen korkunç bir mahluktur. Bana bir kağıt ve kalem getiriniz."

Getirilen kağıt ve kalemi Hazreti Ali (k.v.)´ye verdi ve "Bismillah diyerek (yukarda ki duayı) yaz." buyurdu.

Ebu Dücane (r.a.) diyor ki:

"Resulü Ekrem (s.a.v.)´in yazdırdığı bu mektubu götürüp yastığımın altına koydum ve yattım. Gece yarısı uyanmıştım. Kulağıma şöyle bir korkunç ses geldi:

Lat ve Uzza´ya yemin ederim ki bizi yaktın. Bu mektubun sahibi hakkı için bu mektubu kaldır. Senin evine bir daha gelmeyeceğiz."

Ebu Dücane (r.a.) diyor ki:

"Sabahleyin erkenden kalkıp Resulü Ekrem (s.a.v.)´in arkasında sabah namazı kıldım. Cinlerin feryadını Resulü Ekrem (s.a.v.)´e haber verdim."

Resulü Ekrem (s.a.v.) bana şöyle buyurdu:

"Ey Ebu Dücane! O mektubu kaldır. Beni hak peygamber olarak gönderen ALLAH´a yemin ederim ki eğer o mektubu kaldırmazsan onlar kıyamete kadar azap içinde kıvranırlar."

Cin Mektubunu resim olarak alttan indirebilirsiniz:

Peygamber Efendimizin Hazreti Ali'ye Vasiyeti



Hz. Ali (kv) bildiriyor:

Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı:

"Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim. Dinlersen şükredenler olur ve şehid olursun. Allahu Teala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak diriltir" buyurdu ve devam etti:


"Ya Ali! Müminin üç alameti vardır:

1. Namaz kılmak
2. Oruç tutmak
3. Sadaka vermektir.


Münafıkta da üç alamet vardır:

1. Herkesin yanında namaz kılarken rüku, secde ve diğer rükunları tam olarak yapar; yalnız namaz kılarken bunların hiç birine dikkat etmez.
2. Kendisini medhettikleri zaman işlerini seve seve, zevkle yapar.
3. Allahu Teala Hazretlerini başkalarının yanında zikredip, yalnız kalınca unutur.


Münafıkta üç alamet daha bulunur:

1. Söylediği söz yalandır.
2. Verdiği sözde durmaz.
3. Emanete hıyanet eder.


Ya Ali! Zalimde de üç alamet vardır:

1. Kendisinden aşağı olanlara baskı yapar.
2. Gücü yeterse başkalarının malını zorla alır.
3. Nereden yiyip, nerden giyeceğini hiç incelemez, üzülmez.


Kıskançlarda da üç hususiyet vardır:

1. Herkesin yanında o kimseye yaltaklanır.
2. Herkesin arkasından gıybet eder.
3. Musibete düşen kimselere sevinir.


Ya Ali! Tembellerde de üç alamet vardır:

1. Allahu Teala'ya yaptığı taatinde tembellik eder.
2. Kusurlu amel eder. Yaptığı da boşa gider.
3. Namazı geciktirir, hatta vaktini de geçirir.


Tevbe eden kimsenin de üç alameti vardır:

1. Haramlardan sakınır.
2. İlim öğrenmeye hırslı olur.
3. Göğüsten çıkan sütün tekrar girme ihtimali olmadığı gibi, tevbe ettiği günaha bir daha dönmez.


Ya Ali! Akıllı kimsede de üç alamet bulunur:

1. Dünyayı aşağı görür.
2. Cefa, sıkıntı çeker.
3. Sıkıntı, musibet geldiği zamanlarda sabreder.


Sabırlı kimsenin de üç alameti vardır:

1. Kendisini ziyaret etmeyenleri ziyaret eder, sıla-i rahim eder.
2. Kendisini mahrum edenlere bağışta bulunur.
3. Kendisine zulmedene karşı durmaz.


Ahmak kimsenin de üç nişanı vardır:

1. Allahu Teala'nın emirlerinde, farzlarda tembellik eder.
2. Abes sözleri çok söyler.
3. Allahu Teala'nın mahluklarına çok eziyet eder.


Ya Ali! İyi bahtlı olan kimselerinde üç vasfı vardır:

1. Yediği helaldir.
2. Kendi şehrinde ilim meclisinde bulunur.
3. Beş vakit namazı cemaatle kılar.


Bedbaht olanın da üç belirtisi vardır:

1. Yediği haramdır.
2. İlimden uzak olur.
3. Namazı özürsüz yalnız kılar.


İyi işli kimselerin de üç alameti vardır:

1. Allahu Teala'nın taatinde acele eder.
2. Haramlardan sakınır.
3. Kendisine kötülük eden kimseye iyilik eder.


Ya Ali! Kötü işli olanın da üç alameti vardır:

1. Allahu Teala'nın emirlerini yapmakta gevşek davranır.
2. Herkese zararı dokunur.
3. Kendisine iyilik edene kötülükte bulunur.


Ya Ali! Salih kimsede üç husus bulunur:

1. Allahu Teala Hazretleri ile iyi amel işlemek üzere sulh eder.
2. İlmiyle dini kuvvetlendirir.
3. Kendisi için beğendiğini başkaları için de beğenir.


Ya Ali! Sakınan, müttaki kimsenin de üç alameti vardır:

1. Kötülerle beraber bulunmaktan kaçınır.
2. Yalan söylemekten sakınır.
3. Harama düşmek korkusu sebebiyle helalden sakınır.


Günahkarın da üç alameti vardır:

1. İşlerinde yanılır, hata eder.
2. Oyun ve çalgı ile meşgul olur.
3. Unutkan olur.


Ya Ali! Kara kalpli olan kimsenin de üç nişanı vardır:

1. Zaiflere acımaz.
2. Az şeye kanaat etmez.
3. Vaaz ve nasihat ona tesir etmez.


Sadık olan kimsenin de üç hasleti vardır:

1. Yaptığı ibadetini gizler.
2. Başına gelen sıkıntı ve musibetleri gizler.
3. Üçüncü vasıf kaynak da belirtilmemiştir.


Fasıkta da üç alamet bulunur:

1. Fitne ve fesadı sever.
2. Halkın hastalık ve musibetini ister.
3. İyi amelden kaçar.


Suflilerin, aşağı kimselerin de üç hali vardır:

1. Akrabasını azarlar.
2. Komşusunu incitir.
3. Günah işlemeyi sever.


Ya Ali! Allahu Teala'nın merdûdu, reddettiği kimsenin de üç alameti vardır:

1. Çok yalan söyler, yalan yere çok yemin eder.
2. Halka sıkıntı verir.
3. İşlerini başkalarına yükler.


Abid olanın da üç nişanı vardır:

1. Allahu Teala'ya olan tazimi sebebiyle kendini zelil, aşağı tutar.
2. Şehvetini, arzularını terk eder.
3. Allahu Teala'nın rızası için huzurunda çok durmayı adet eder.


Ya Ali! Muhlis olanın da üç hasleti vardır:

1. Gücü yeterse affeder.
2. Malının zekatını verir.
3. Sadaka vermeyi sever.


Ya Ali! Bahîl, cimri olanın da üç alameti vardır:

1. Açlıktan korkar.
2. Bir şey isteyenden, dilenciden korkar.
3. Kendisine iyilik eden kimseye, içindekinin hilafına dili ile hayır söyler.


Ya Ali! Sabırlı olanın üç alameti vardır:

1. Taat etmeye sabreder.
2. Günahları terk etmeye sabreder.
3. Allahu Teala'nın hükümlerine sabreder.


Ya Ali! Facir olanın üç alameti vardır:

1. Yemin etmekle övünür.
2. Kadınları aldatır.
3. Çok bühtan, iftira eder.


Ya Ali! Seni sevenlerin üç nişanı vardır:

1. Malını sana feda eder.
2. Canını senin için feda eder.
3. Senin sırrını gizli tutar.


Ya Ali! Kafirin de üç alameti vardır:

1. Hak Teala'nın dininden şüphe eder.
2. Hak Teala'nın sevdiklerine düşmanlık eder.
3. Taat ve ibadetten gafil olur.


Rahmetten uzak olan kulun da üç nişanı vardır:

1. Allahu Teala'nın mekrinden emin olur.
2. Rahmetinden ümitsiz olur.
3. Hak Teala'ya ve Resulüne muhalefet etmeyi kendisine adet eder.


Ya Ali! Affedilmiş kulun üç alameti vardır:

1. Allahu Teala'nın azabından korkar.
2. Mekrinden çekinir.
3. Sırf Allah için vaaz ve nasihatlerde titrer.