------
Showing posts with label Hz. Muhammed. Show all posts
Showing posts with label Hz. Muhammed. Show all posts

Hz. Muhammed ve Mucizeleri



Açıklama : Şüphesiz Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) en büyük mucizesi Kur'an-ı Kerim'dir. Fakat tarih boyunca Allah'ın (c.c.) ona bahşetmiş olduğu özellikler vesilesi ile görmeye alışık olmadığımız haller kendilerinde meydana gelmiştir. Bütün bunlar Yüce Allah'ın (c.c.) sonsuz kudret sahibi olduğunun ve rasulünün hak peygamber olduğunun nişanesidir.

Tür : Belgesel

Yapım : 2009

Süre : 99:03

Büyüklük : 717 MB

Ebatlar : 624x352 (16:9)

Format : AVI

Linkler :

http://rapidshare.com/files/378858085/Hz.Muhammed.ve.Mucizeleri.2009.DvDRip.XviD.TR.part1.rar
http://rapidshare.com/files/378858130/Hz.Muhammed.ve.Mucizeleri.2009.DvDRip.XviD.TR.part2.rar
http://rapidshare.com/files/378857962/Hz.Muhammed.ve.Mucizeleri.2009.DvDRip.XviD.TR.part3.rar
http://rapidshare.com/files/378857906/Hz.Muhammed.ve.Mucizeleri.2009.DvDRip.XviD.TR.part4.rar

40 Hadis

http://img10.imageshack.us/img10/4170/40hadiscover.jpg

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her müslümanın ruhuna hazır bir gıda olsun diye hadislerinden en az kırk tanesinin ezberlenmesi için emir buyurmuş ve bunu yapan kimse için büyük mükafatlar müjdelemiştir. Bir hadiste buyuruluyor ki: "Her kim ümmetim için diniyle ilgili kırk hadis ezberlerse Allah onu alimlerle haşredecektir." Diğer bir hadiste de: "Her kim ümmetim için diniyle ilgili kırk hadis ezberlerse kıyamet günü hem şefaatçi hem lehine şahid olurum" buyurulmaktadır.

http://hotfile.com/dl/51602400/d21b6ed/40_Hadis.part1.rar
http://hotfile.com/dl/51602583/264247c/40_Hadis.part2.rar
http://hotfile.com/dl/51602627/729ac66/40_Hadis.part3.rar

http://www.fileserve.com/file/tt7yrPB/40_Hadis.part1.rar
http://www.fileserve.com/file/dppKUVZ/40_Hadis.part2.rar
http://www.fileserve.com/file/BYVMgcu/40_Hadis.part3.rar

http://turbobit.net/48md89x92s57/40_Hadis.part1.rar.html
http://turbobit.net/25595wk8x1r0/40_Hadis.part2.rar.html
http://turbobit.net/rfv6nnh2pzlq/40_Hadis.part3.rar.html

Hz. Muhammed ve Mucizeleri





Borç Alanın Kıssası

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor...



"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Beni İsrail'den bin dinar borç para isteyen bir kimseden bahsetti. Beni İsrail'den borç talep ettiği kimse: "Bana şâhidlerini getir, onların huzurunda vereyim, şahid olsunlar!" dedi. İsteyen ise: "Şahid olarak Allah yeter!" dedi. Öbürü: "Öyleyse buna kefil getir" dedi. Berikisi "Kefil olarak Allah yeter" dedi. Öbürü:

"Doğru söyledin!" dedi ve belli bir vade ile parayı ona verdi. Adam deniz yolculuğuna çıktı ve ihtiyacını gördü. Sonra borcunu vadesi içinde ödemek maksadıyla geri dönmek üzere bir gemi aradı, ama bulamadı. Bunun üzerine bir odun parçası alıp içini oydu. Bin dinarı sahibine hitabeden bir mektupla birlikte oyuğa yerleştirdi. Sonra oyuğun ağzını kapayıp düzledi. Sonra da denize getirip:

"Ey Allah'ım, biliyorsun ki, ben falanndan bin dinar borç almıştım. Benden şahid istediğinde ben: "Şahid olarak Allah yeter!" demiştim. O da şahid olarak sana razı oldu. Benden kefil isteyince de: "Kefil olarak Allah yeter!" demiştim. O da kefil olarak sana razı olmuştu. ben ise şimdi, bir gemi bulmak için gayret ettim, ama bulamadım. Şimdi onu sana emânet ediyorum!" dedi ve odun parçasını denize attı ve odun denize gömüldü.

Sonra oradan ayrılıp, kendini memleketine götürecek bir gemi aramaya başladı. Borç veren kimse de, parasını getirecek gemiyi beklemeye başladı. Gemi yoktu ama, içinde parası bulanan odun parçasını buldu. Onu ailesine odun yapmak üzere aldı. Testere ile parçalayınca parayı ve mektubu buldu.

Bir müddet sonra borç alan kimse geldi. Bin dinarla adama uğradı ve:

"Malını getirmek için aralıksız gemi aradım. Ancak beni getirenden daha önce gelen bir gemi bulamadım" dedi. Alacaklı:

"Sen bana bir şeyler göndermiş miydin?" diye sordu. Öbürü:

"Ben sana, daha önce bir gemi bulamadığımı söyledim" dedi. Alacaklı:

"Allah Teâla Hazretleri, senin odun parçası içerisinde gönderdiğin parayı sana bedel ödedi. Bin dinarına kavuşmuş olarak dön" dedi."

Buhari, Kefalet 1, (muallak olarak); Büyû 10 (muallak ve mevsûl olarak), İsti'zân 25 (muallak olarak).

Dinimizde Kedinin Yeri



İbni Helekan (ra) anlatıyor:

“Ebu’l Hasan arkadaşları ile yemek yerken bir kedi çıkagelmiş. Ona bir lokma atmışlar. Biraz sonra yine gelmiş. Bir lokma daha atmışlar. Kedinin geliş gidişleri beşi bulunca içlerinden biri kalkıp o kediyi takip etmiş. Kedi aldığı lokmaları bir harabeye götürüyormuş. Onu takip eden adam içeri girince, kedinin lokmaları gözleri kör olan başka bir kediye taşıdığına şahit olmuş ve bunu gidip Ebu’l Hasan’a anlatmış. O da: ‘Yazıklar olsun bize! Bir kedi kadar olamadık. Gaflet içinde vakit geçiriyoruz’ demiş ve o günden sonra nerede yardıma muhtaç biri varsa onu arayıp bulmuş.”

Arap ülkelerinde, Muezza adındaki bir kediden ötürü, kediler bütün diğer hayvanlardan daha iyi bir durumdaydılar. Bu kedi Muhammed Peygamber'in en sevdiği kediydi ve bir gün onun hırkasının kolu üzerinde uyurken peygamber bir toplantıya gitmek zorunda olduğundan, kediyi uyandırmamak için hırkanın kolunu kesmişti. Daha sonra, Muhammed geri döndüğünde Muezza ona teşekkür edip önünde eğilmiş, bundan çok duygulanan peygamber de onun sırtını üç kez okşamıştı. Efsaneye göre bu okşayışlar kediye yalnızca her atladığında dört ayak üstüne düşme yeteneğini değil, aynı zamanda üç kere üç ya da dokuz canlı olma özelliğini kazandırmış.

Saadet asrının günlerinden bir gündü. Peygamber Aleyhisselam (asm), abdest almak için hazırlık yaptı. Ancak, bir kedicik geldi ve abdestini alacağı sudan içmeye başladı. Resulü (asm), o kedicik suyunu içene kadar bekledi, onu ürkütmedi, ne vakit o mahluk suyunu içip, hararetini iyice giderdi, ondan sonra abdestini aldı. Sordular:

“Su kirlenmedi mi?”

Peygamber aleyhisselam: “Hayır, kedi aile fertlerinden bir ferddir, hiçbir şeyi kirletmez.” dedi.

Peygamber Efendimiz’in (asm) hane-i saadetine ve mescidine sık sık kediler uğrardı. Ve Resulüllah (asm) kedileri severdi. Mübarek elleriyle sırtlarını sıvazlardı.

Yine bir gün, sevgili arkadaşları ile, mescidde sohbet eden Resulüllah (asm) onlara:

“Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamıştı” buyurdu.

Evde kedi beslemek sevaptır, çocuğun merhamet duygusunu geliştirdiği ve eve bereket getirdiği için Peygamber Efendimiz özellikle tavsiye etmiştir. Kediler evlerimizin bereketini arttırır.

Tıbb-ı Nebevi Açısından Gıda ve Sağlığımız



Gıda (besin), sözlüklerde beslenme vasfı olan her türlü madde, azık, canlıların yaşaması ve varlığını sürdürmesi için gerekli olan şeyler olarak tanımlanmaktadır.

Sağlıklı olmak en büyük nimetlerden biridir. Çünkü dünyayı ve ahireti kazanmak ancak sağlıklı olmakla mümkündür. Peygamber (as) sağlık hakkında şöyle buyurmuşlardır:

“Sizlerden her kim vücutça sağlıklı; canından ve malından korkusuz ve huzurlu; günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa, sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur.”

Bir diğer hadislerinde de:

“İnsanlar şu iki şeyde aldanmıştır; bunlar sağlık ve boş vakittir.” buyuruyor.

Ölçü ve denge dini olan İslam, beslenme konusunda da aşırıya kaçmayı yasaklamış, bu konuda itidal üzere olmayı yani yeterli ve dengeli beslenmeyi emretmiştir.

Nitekim ilgili hadislerde de: “Acıkmadan sofraya oturmayınız. Sofradan tam doymadan kalkınız.”

“İnsanoğlu için tıka basa dolu mideden daha zararlısı yoktur.” buyurmuşlardır.

Çünkü yetersiz ve dengesiz beslenmek veya mideyi tıka basa doldurmak birçok hastalığa davetiye çıkarır.

Yediğimiz besinlerle sağlığımız arasında çok yakın bir ilgi vardır. Nitekim Hz. Peygamberimiz’den bu konuda çok sayıda hadis rivayet olunmuştur. Öyle ki bu hadisler Tıbb-ı Nebevî denilen kaynaklarda toplanmıştır. İşte bu hadislerden bazıları:

“İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak üç lokma yeterlidir. Eğer ille de fazla yemek isterse karnının üçte birini yemeğe, üçte birini içmeye, üçte birini ise nefes alıp vermeye (havaya) ayırsın.”

“İçinizde Allah’ın en nefret ettiği kişiler: Çok uyuyan, çok yiyen ve çok içen kimselerdir.”

“Birçok hastalığın sebebi çok yemedir.”

“Allah’a en sevimliniz az yiyenleriniz, vücutça da hafif olanlarınızdır.”

“Allah’ı zikrederek ve namaz kılarak yediklerinizi eritiniz. Yemeği yedikten sonra uyumayınız. Zira kalbiniz kararır. Yemekten sonra ise çok hareket etmeyiniz, bunun zararını görürsünüz.”

Bu hadislerden de anlaşılacağı üzere birçok hastalığın sebebi olarak fazla yiyip içme gösterilmektedir. Şöyle ki, solunum hastalıkları, damar tıkanıklığı ve sertliği, safra taşları, kalp yetmezliği, horlamalar, varis(damar genişlemesi) ve varis yaraları, karın fıtıkları, bağırsak hastalıkları, âdet bozuklukları, kısırlık vb. daha pek çok hastalığın temel sebebi mideyi tıka basa doldurmaktır.

Gerçekten de mide dolunca, insan vücudundaki kanın büyük bir kısmı, diğer organlardan çekilerek, yenilenleri sindirmek için karın bölgesine pompalanır, bu durumda mide ve kalp civarındaki damarlarda kan yoğunlaşır. Diğer organlardaki kan, belli ölçüde çekilip azalarak gerekli gıda ikmali yapılmadığından insanda gevşeklik ve uyku durumu hâsıl olur. Çünkü bu durumda beyne de az kan gitmektedir. Beyin fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmez.

Akşam yemeğini az yiyerek boş mide ile yatmak sağlık için en uygun olanıdır. Mide doluyken yatılırsa, akşam yenilen bütün yemekler hâlen midededir ve hazmedilip bağırsaklara geçmiş değildir. Böylece mide asidi, yediğimiz gıdaların üzerinde biriktiğinden baskı yaparak, yukarı yemek borusuna doğru çıkar ve sonuçta mide rahatsızlıklarına zemin hazırlanmış olur.

Mideyi tıka basa doldurmanın bir diğer olumsuz yönü ise, kanın mideye yönelmesi sonucu uykunun tatmin edici olmayışı ve tam olarak dinlenemememizdir. Bütün bunlar için alınacak en iyi tedbir Hz. Peygamberimiz (as)’ın: “Bütün hastalıkların başı çok yemektir. İlaçların başı ise diyettir.” “Oruç tutun ki sıhhat bulasınız” vb. daha pek çok mübarek tavsiyeleridir.

Maalesef, bugünkü geleneksel beslenme alışkanlığımız birçok hastalığın temel sebebidir. Bunlardan biri de meyveyi yemekten sonra yememizdir. Meyveler, en kolay ve çabuk sindirilen/hazmedilen yiyeceklerdir. Meyveyi, yemekten önce yersek yaklaşık 20 dakikada sindiririz. Meyveyi yemekten sonra yersek, diğer gıdalarla karıştığı için, hazmı zorlaşır. Hatta fermante (mayalanma) olup, önce karbonhidrata sonra alkole bile dönüşebilir. O halde meyveyi Hz. Peygamber (as)’ın sünnetine uygun olarak, yemekten önce yersek sağlığımız açısından çok daha faydalı olur.

Kur'an ve Hadislerde Geçen Gıdaların Temel Özellikleri:

- Temiz ve helal olması (Bakara 216, 172; Maide 5/5, 87-88; Enam 6/118-119, 142; Nahl16/114)

- İnsan vücuduna uygun olup sindirimleri kolaydır.

- Besleyici ve lezzetlidir.

- Sağlığa faydalı ve şifa verici bir özelliğe sahiptirler. Birçok hastalıktan korunmayı sağlar. Yazımızın başında da değindiğim gibi hangi gıdanın hangi hastalığa iyi geleceği ile ilgili hadisler, nebevî tavsiyeler, “Tıbb-ı Nebevî” kaynaklarında toplanmıştır. Bugün artık, modern tıpta da Tıbb-ı Nebevî’nin önemi anlaşılmıştır.

- Vitamin bakımından zengin ve enerji deposudurlar.

- Dengeli ve sağlıklı beslenmemiz için gerekli olan her şey muhtevasında mevcuttur.

Sonuç itibariyle şunları söylemek gerekirse: Allah (cc), insanoğlunu kendisine halife yapmış, başta gıdalar olmak üzere her şeyi insanın hizmetine ve emrine sunmuştur. Bizlere düşen bu gıdaların helal ve temiz olanlarından afiyetle yemek, sonrasında bunları yaratan ve rızık olarak veren (El Rezzak) Hak Teâla’ya şükretmektir.

Muhammad In The Bible - Ahmed Deedat

Hz. Peygamber´in (s.a.v.) Mektubu ve Bizans Kralı

Dıhyetü'l-Kelbî r.a. anlatıyor...



Hz. Peygamber s.a.v., beni bir mektupla Bizans Kayseri'ne gönderdi. Hükümdarın yanına vardım. Mektubu verdim. Yanında yüzü kırmızı, gözleri mavi, saçları kıvırcık bir de yeğeni vardı.

Mektup, 'Allah'ın Rasulü Muhammed'den, Rumların sahibi Herakliyus'a' diye başlıyordu. Yeğeni bu sözler üzerine derin bir nefes aldı ve 'bu mektup okunmamalıdır' dedi. Kayser bunun sebebini sordu. Yeğeni: 'Bu mektubu yazan önce kendi ismini anıyor ve senin için de Rum'un sahibi diyor, kral tabirini kullanmıyor.' dedi. Hükümdar, 'mutlaka onu okuyacaksın' dedi.

Mektup okunduğu zaman, oradakiler Kayser'in yanından çıktılar.

Huzura ben alındım. Kayser, onların dinî işlerini düzenleyen piskoposu çağırdı. Diğerleri onu mektuptan haberdar etmişlerdi. Bunu Kayser'in kendisi de söyledi ve mektubu ona okuttu. Piskopos ona şunları söyledi:

- İşte bu Muhammed'dir. O beklediğimiz peygamberdir ki, İsa onun geleceğini bizlere müjdelemişti. Kayser piskoposa:

- Peki, bana ne tavsiye edersin? dedi. Piskopos:

- Ben onu tasdik ediyor ve ona tabi oluyorum, dedi. Kayser ona:

- Şayet ben bunu yapacak olursam krallığımdan olurum, dedi.

Sonra biz Kayser'in yanından çıktık. Kayser, o sırada yanında misafir olan Ebu Süfyan'ı çağırttı ve:

- Sizin memleketinizde ortaya çıkan bu kişi necidir? diye sordu. Ebu Süfyan:

- O bir gençtir, dedi.

- Onun soyu-sopu nasıldır?

- Hepimizinkinden üstündür.

- Bu peygamberliğin alametlerindendir. Peki onun yaşantısı nasıldır?

- Yalan söylediği görülmemiştir.

- Bu da peygamberlik alametlerindendir.

Kayser, Ebu Süfyan'a yine sordu:

- Acaba arkadaşlarından, onun dinini bırakıp da size dönen oldu mu?

- Hayır.

- Bu da bir peygamberlik alametidir. Peki savaştığı zaman arkadaşlarıyla beraber mağlup olduğu oluyor mu?

- Bir kavim onunla savaştı, o onları mağlup etti. Daha sonra onlar da onu mağlup ettiler.

- Bu da peygamberlik alametidir.

Sonra Kayser, beni huzuruna çağırdı ve şöyle dedi:

- Seni gönderen zata de ki, ben onun peygamber olduğunu biliyorum. Fakat krallığımı terkedemem.

Piskoposa gelince, hıristiyanlar her pazar günü bir yerde toplanıyor, o da onlara vaaz ediyordu. Pazar günü olduğunda bu kez vaaz etmedi. İkinci pazar da vaaz etmedi. Ben yanına gidiyor ve onunla konuşuyordum. O bana sorular sorardı. Üçüncü pazar gelince, halk yine çıkıp vaaz etmesini bekledi. O yine çıkmadı, hasta olduğunu söyledi. Bunu birkaç defa tekrarladı.

Sonunda şöyle haber gönderdiler:

'Ya bize çıkarsın ya da odana girer seni öldürürüz. O Arap buraya geldiğinden beri biz senden şüpheleniyoruz.'

Bunun üzerine piskopos bana bir mektup verip şunları söyledi:

'Şu mektubu al, Muhammed'e götür. O'na selamla birlikte, benim Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun Rasulü olduğuna iman ve şahitlik edip, kendisine inandığımı ve onu tasdik edip, kendisine uyduğumu söyle. Halk bu durumumu seziyor. Ona bu gördüklerini de söyle!'

Bunları söyledikten sonra dışarıya çıktı. Bekleyenler de onu öldürdüler.

Misvak Binbir Derde Deva



Diş macunları ileri derecede bazik olduğundan ağız içi dengeyi bozar. Ancak bu nebati fırçanın (misvak) aktif kısmı haftada bir değiştirilerek yeni bir fırça kullanma avantajını sağlar. Misvakta ise yüksek konsantrasyonlarda asit veya bazik tabiatta maddeler yoktur.

Ege Üniversitesinde yapılan bir araştırmada liflerinde baklava dilimi şeklinde anizotrop basit prizmatik bitki kristallerinin olduğu anlaşılmıştır. Bunun ise mekanik temizliğe tesiri büyüktür.

MİSVAK HAKKINDA BAZI HADİSLER



Buhârî ve Müslim'in Sahîhleri'nde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'den şu hadis rivayet edilir:

"Ümmetime güçlük çıkarmak korkusu olmasaydı, kendilerine her namaz vaktinde misvak kullanmayı emrederdim" (Tecrid-i Sarih. c1 s20l; c3 s15.)

Yine Buhâri ve Müslim'in Sahîh'lerinde şöyle anlatılır:

"Peygamber efendimiz gece namaza kalktığında ağzını misvak­la fırçalardı."

"Misvak, ağzı temizler, Allah'ın hoşnutluğunu kazandırır".

Müslim'in Sahîh'inde de şu bilgiye rastlanır;

"Peygamber efendimiz evine girdiğinde ilk işi dişlerini misvaklamak olurdu".

Buhârî'de İbn-i Ömer şöyle der:

"Peygamber efendimiz sabah akşam misvak kullanırdı".

Peygamber efendimizin ölüm döşeğindeyken bile dişini fırçaladığı doğru olduğu gibi: "Ben sizden daha fazla misvak kullanırım" dediği de doğrudur.

MİSVAK'IN YARARLARI:



Misvakla ağzı fazlaca fırçalamak, ağızdaki yemek artıklarını ve dişlerin pasını giderir.

Dişleri mîdeden yükselecek gaz ve kirleri kabul etmeye hazırlar.

Normal şekilde fırçalanırsa dişleri parlatır.

Damağı güçlendi­rir.

Anti Septik (Mikrop kırıcı) özelliği vardır.

Dili çözer, sözün akışını kolaylaştırır.

Diş köklerindeki çürümeyi giderir,

Ağız kokusunu güzelleştirir.

Zekâyı berraklaştırır

Yemeğe karşı iştahı artırır.

Kokusu tükürük salgısını artırdığından dişetlerinin kurumasını önler. Diş etlerini sertleştirir.

Balgamı keser.

Görüşü güçlendirir.

Mîdeyi sağlamlaştırır

Sesi berraklaştırır.

Yemeğin sindirimine yardım eder.

Okumayı, zikir ve namazı canlandırır.

Uykuyu uzaklaştırır.

Rabbin hoşnutluğunu kazan­dırır.

Melekleri sevindirir ve sevapların sayısını artırır.

Bedenin rutubetini keser.

Veremi engeller.

Toz haline getirilmiş köklerinden macun yapılır. Kökleri kaynatılıp içilirse gonoreyi (bel soğukluğunu) önler. Dalak bölgesi ağrıları için çorba kıvamında içmek gerekir.

Teysir sahibi der ki:

"İddia ettiklerine göre; misvak kullanan kimse haftanın her Perşembe günü misvak kullanırsa, kafayı dinlendirir, duyuları netleştirir ve zekâyı keskinleştirir."

MİSVAK NASIL KULLANILIR?



Misvak yapılan ağaçların en sağlıklısı "Erak" ağacı vb.'dir. Bilinmeyen bir ağaçtan misvak yapmamak gerekir. Zîrâ bazen zehirle­yici olabilir. Misvak kullanmakta kararlı ve ısrarlı olmak gerekir.

Kullanılan misvakların en iyisi gül suyuyla ıslatılanıdır. En faydalı olanlarından biri de badem kökleridir.

Misvak'ın uzunluğu bir karış, çapıysa serçe parmak kalınlığında olmalı.

Misvak'ın bir ucunu ilk kullanımdan önce yumuşaması için suda (mümkünse gül suyunda) bekletiniz.

Yumuşattığınız ucun alttan 2-3 santimlik kısmının dışındaki sert tabakayı bıçakla kazıyın. İç kısımdaki lifler yumuşamaya başlamış olacak. Yumuşamadıysa dişleriniz arasında ezerek yumuşatın. Böylece lif lif ayrılmış bir fırçanız olacak.

Misvak'ı tutuş şeklimiz ise sağ elimizin baş ve küçük parmağımız Misvak'ın altında diğer üç parmağımız üzerinde olacak şekilde olmalıdır.

Her kullanımdan önce gerekirse Misvak'ı hafifçe dişinizle ezerek yumuşatın. Suya sokmadan, dişlerinize sürterek kullanın. İçinden gelen öz hem dişlerinizi beyazlatacak, hem de ağız kokusunu önleyecek.

Kullandıktan sonra yıkayıp ucu yukarıda kalacak şekilde dik olarak saklayın. Kullandığınız uç kısımdaki lifler "doğal olarak" eskiyip koptukça bu kısmı tamamen kesin ve açma işini tekrarlayın.

Misvak'ı kullanırken fazla baskı yapmadan enine doğru kullanmalıdır.

MİSVAK AĞACININ MEYVESİ



Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde Câbir İbn-i Abdillah r.a.in rivayet ettiği hadislerdendir- rivayet edildiğine göre Câbir şöyle dedi: "Biz Peygamber efendimizle birlikte misvak ağacının meyvesini topluyorduk, Peygamber efendimiz orada bulunanlara: "Siz bu yabanî yemişin kararanlarını tercih ediniz! Çünkü onun siyahı en lezzetlisidir" buyurdu". (Kebâs, erak (misvak ağacı)'nın meyvesidir.)

Bu meyve hicaz toprağında yetişir, yapısı sıcak ve kurudur. Faydaları ağacının faydalarına benzer. Mîdeyi güçlendirir, sindirimi rahat hâle getirir, bal­gamı temizler, sırt ağrılarına ve dertlerin çoğuna fayda verir.

İbn-i Cülcül der ki: "Bu meyve kaynatılıp suyu içilirse idrarı çoğaltır ve mesaneyi te­mizler."

İbn-i Rıdvan da der ki: "Bu meyve mîdeyi kuvvetlendirir."

İşte Namazdaki On Güzellik



Ebû Hureyre (r.a)’ın bildirdiğine göre Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Namaz dinin direğidir. Namazda on güzellik vardır. Bu on güzellik şunlardır:

01. Yüzü güzelleştirir.
02. Kalbi nurlandırır.
03. Bedeni dinlendirir.
04. Kabirde arkadaştır.
05. Rahmetin inmesine sebeptir.
06. Gök kapılarının anahtarıdır.
07. Ahirette günah ve sevapları ölçen terazide sevap kefesini ağırlaştırır.
08. Rabbi hoşnut ve memnun eder.
09. Cennete giriş için ödenecek ücrettir.
10. Cehennem ateşine karşı bir kalkandır.

Ebû Hüreyre radıyu anh şöyle dedi: Resûlullah sallu aleyhi ve sellem’i: “Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın” buyururken işittim. (Buhârî, Vudû’ 3; Müslim, Tahâret 35)

Cündüb İbni Süfyân radıyu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin.” (Müslim, Mesâcid 261-262. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbni Mâce, Fiten 6)

Osman İbni Affân radıyu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar.” (Müslim, Tahâret 33. Ayrıca benzer rivayetler için bk. Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)

Ehline namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takva iledir. (Taha Suresi, 132)

Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)

(Resulüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)

Hacamat Hakkında

Alternatif tıpta geniş bir yere sahip olan ve binlerce yıldır bir tedavi yöntemi olarak kullanılan ‘Hacamat’ hastalara şifa dağıtıyor.



Hacamat, İslam ülkelerinde yaygın olmasının yanısıra, Almanya, Avustralya, Kanada, Malezya ve Çin gibi ülkelerde de kullanılan alternatif tıpta büyük bir öneme sahip.

Yabancı ülkelerde kullanılmasına ve bilim adamları tarafından da hacamatın şifa özelliği taşıdığı ispatlanmasına rağmen, ülkemizde yasak olması ise akıllarda soru işaretleri bırakıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından bunun için uygun zeminlerin oluşturulması bekleniyor.

Hacamat genellikle kulak arkası ve sırta yapılıyor. Tedavinin ilk aşaması tıraş. Tıraşın ardından işlem başlıyor. Devreye, ateş, bardak ve neşter giriyor. Hacamat tedavisinin Medine’de kullanımıyla ilgili Dr. Mehmet Kocabaş’ın söyledikleri ise hacamatın önemini ortaya koymuş durumda. Kocabaş, “hacamat” yani kan alma hadisesinin Medine’de çok popüler olduğunu, en aliminden en cahiline kadar her hastanın genellikle “hacamat” yöntemiyle tedavi edildiğini söylüyor. Hacamat, kan aldırmak sureti ile yapılan tedavi yöntemi olarak biliniyor. Şırınga ile alınan kan vücudumuzun en temiz kanı. Hacamat tedavisi ile alınan kan ise vücudumuzda hareket etmeyip çeşitli hastalıklara sebep olan kanın alınması ile yapılan bir tedavi yöntemi. Tıbbı Nebevi’de kan aldırma işlemi, alınan kanın bir başka hastaya verilmesi ile değil, tamamen sağlık amaçlı olarak yapılmaktadır. Kan vücuttan çıktığında yerine plazma adı verilen bir vücut sıvısı geçerek, kanın sulanmasını sağlar. Akışkanlık özelliği artan kanın aynı zamanda çevredeki, beyin ve karaciğerdeki dolaşımının da düzelmiş olduğu tıbben bilinmektedir.

Hacamat tedavisinin en yaygın olduğu yer Medine’dir. Burada ‘hacamat’ yöntemiyle tedavi uygulayan birçok merkez bulunuyor. Medineliler herhangi bir rahatsızlık durumunda bu merkezlere hacamat yaptırarak şifa buluyorlar. Bu tedavi merkezlerinin sahipleri arasında Türk olanlar da var. Türkiye’de bu tedavi yöntemi Sağlık Bakanlığı tarafından tanınmadığı için ehil olmayan kişiler tarafından sağlıksız ortamlarda yapıldığı iddia edilip yasaklanmıştır.

Önce, bardak vb’den oluşan kupa kan alınacak yere vuruluyor, bu bölge havasız bırakılıp uyuşturuluyor. Aynı yer neşterle 2 veya 3 milim çiziliyor. Sonra kupa neşterlenen yere tekrar vuruluyor. Kılcal damarlardan kan gelmeye başlıyor. Bu, genellikle üç defa tekrarlanıyor. Tedavi 20-25 dakika sürüyor. Ortalama 300-350 gram kadar kan çıkarılıyor. Bu kan vücutta hiçbir özellik taşımayan ve hastalıkların doğmasına sebep olan kandır.

“Hacamat her hastalığa faydalıdır, uyanık olun hacamat olun.” (Hadis-i Şerif)

Kafadan hacamat olmak, delilik, cüzzam, gece körlüğü, alaca, başağrısı, diş, göz, kulak gibi hastalıklara ve daha birçok hastalığa şifadır. “Kafadan hacamat olmak her hastalığın ilacıdır” (Hadis-i Şerif)

Hacamatın 70 hastalığa şifa olduğu rivayet ediliyor.

Kanser olup ameliyat olması gereken bazı kişilerde, hacamattan sonra kanser kütlesinin yok olduğu vakalar görülmüştür.

Hacamatın faydası tam olarak akılla bilinebilecek bir şey değildir, daha ziyade nakille bilinir. Hacamatın faydalı olduğu yaşlar, 2 ile 60 arasıdır. Ancak küçük yaşlarda hacamat pek tavsiye edilmemektedir.

Hacamatın hijyen şartlara titizlikle riayet edilerek yapılması da önemli. Hacamatta gerek ortamın ve gerekse kullanılan araçların önemli olduğu, uygulamanın ehil kişiler tarafından yapılmasının da zorunlu olduğu hatırlatılıyor.

Hz. Muhammed (s.a.v) hadis-i şeriflerinde, hacamatın önemi hakkında şunları buyurmuş:

- “Damardan veya deriden kan aldırmak, tedavi olduğunuz şeylerin en faydalılarındandır.”
- “Sefer ediniz şifa bulunuz, oruç tutunuz şifa bulunuz, hacamat olunuz şifa bulunuz.”
- “Miraç’tan inerken hangi melek cemaatine rastlasam, ‘Ey Muhammed (sav)! Ümmetine hacamat olmalarını emret!’ dediler.”
- “Peygamber Efendimiz (sav) Hayber’de zehirli koyun buduyla zehirlenildiği zaman, Cebrail Aleyhisselâm kendisine hemen kafasının arkasından hacamat yaptırmasını söylemiştir.”

Hacamat için tavsiyeler:

- Hacamatta derinin altındaki uyuşuk kan alınıyor.
- Damardan kan vermek de faydalıdır, ancak Efendimiz (sav) ve sahabelerin uygulaması, hacamattır.
- Büyük alimler 3 ayda bir hacamat olurlardı.
- Hacamat 1’inden 14’üne kadar mekruh olur (faydasız).
- Hacamat yapılmadan önce kiraz yenilmemelidir. (Mümkünse bir ay evvelden itibaren)
- Hacamat açken yapılmalı ve hacamattan evvel en az 8 saat bir şey yenilmemelidir.
- Ayın 17. günü Salı gününe denk gelirse hacamat olunabilir. Bu da çok faydalıdır. (Alimler yapılabileceğini uygun görmüşler)
- Hacamat esnasında Ayet-el Kûrsi’nin okunması, hacamatın faydasını iki katına çıkarır. (7 kere okunması gerektiğini tavsiye edenler de vardır.)
- Şeytanın vesveselerine karşı kalbin arkasından yapılan hacamat çok faydalıdır.
- 50 senelik kökleşmiş büyünün, hacamatla kaldırıldığı rivayeti vardır.
- Çift uzuvlarda hacamat faydalıdır. (İki diz, iki ayak gibi…)
- Kansızlık, şeker ve kan hastalıklarından birisi bulunan kişiler doktorun izniyle ve usta bir hacamatçıya en uygun yerden en fazla 1 kere hacamat olmalı…
- Bir insan bünyesine, dayanıklılığına ve vücudunun kan oranının azlığına ya da çokluğuna göre 1 yerinden 8 yerine kadar aynı anda hacamat olabilir.
- Bir kere hacamat olan bir kişinin bir daha hacamat olması için en az 1 ay, ortalama 3 ay geçmesi gerekiyor.
- Hacamattan sonra tuzlu, süt ürünleri ve hayvani şeyler yememeli, 1 gün önce 3 gün sonrasına kadar cimâ yapılmamalıdır.
- Hacamat; gününe ve şartlarına uyulmazsa şifa değil, hastalığa sebep olur…
- Hacamatçı işinin ehli olmalı ve hacamat yapılacak yerleri çok iyi bilmelidir. Hangi hastalık için nereden hacamat olunacağını hacamatçı bilmeyebilir. Bunu açıklayan kitaplar vardır, o kitaplara bakarak öğrenilmeli ve oralardan hacamat olunmalıdır.
- Hacamat yaptırırken başta Sünnet-i Seniyye, sonra da mesela şifasını istediğiniz hastalığa şifa ya da zahirî ve batınî hastalıklardan korunma niyetiyle yapılırsa daha iyi olur.

Zengin ve Yoksul



Resül-i Ekrem (s.a.v.) her zamanki gibi meclisinde oturmuş ve dostları da etrafında halka şeklinde, onu bir yüzük taşı gibi ortaya almışlardı. Bu arada eski elbiseli fakir bir müslüman kapıdan içeriye girdi. İslami adetlere göre herkes her hangi mevkide olursa olsun bir oturuma girince nerede boş yer bulursa hemen oraya oturmalıdır. 'Benim canım şurasını istiyor' görüşüyle özel bir yere oturmak gerekmez. O adam etrafına bakındı ve boş bir yer buldu; gitti oraya oturdu. Tesadüfen ileri gelen zenginlerden birisinin yanına oturmuştu. Zengin adam elbisesini toplayarak ondan bir az uzaklaştı. Bu hareketleri izleyen Resul-i Ekrem (s.a.v.) ona dönerek:

- Fakirliğinden sana bir şey geçer diye mi korktun?

- Hayır ya Resülallah.

- Servetinden ona bir pay düşer diye mi korktun?

- Hayır ya Resülallah.

- Elbiselerin kirlenir diye mi korktun?

- Hayır ya Resülallah.

- O halde niçin yanından uzaklaşıp bir kenara çekildin?

- Yanlış bir iş yaptığımı ve hata ettiğimi itiraf ediyorum. Şimdi bu hatamın telafisi ve bu günahımın keffaresi olarak servetimin yarısını bu müslüman kardeşime vermeye hazırım dedi. Çünkü ona karşı yanlış bir hareket yaptım. Beni bağışlayın ya Resülallah.

- Eski giyimli adam: Fakat ben bunu kabul etmeye hazır değilim.

- Cemaat: Niçin?

- Çünkü bir gün beni de bir gururun sarmasından ve bir müslüman kardeşime, bu gün bu şahsın bana yaptığı gibi, aynı hareketi yapmaktan korkuyorum, der.

Zeytinyağı Mucizesi



ZEYTİN, Kur’an-ı Kerim’de birçok defa zikredilir ve insanlara çeşitli faydalar sağladığı kaydedilerek, bunda düşünen kimseler için ders olduğu hatırlatılır (Abese 29, Nahl 10). Tin sûresine ise incir ve zeytine yeminle başlanması dikkat çekicidir.

Hakikaten zeytin, yaprağından yağına kadar şaşırtıcı ve hayranlık verici pek çok özelliğe sahiptir.

Kurak iklimlerde ve sığ topraklarda dahi hayatta kalabilen zeytin ağacı sert ve dayanıklıdır. Kesimden sonra yeniden hayata dönebilme özelliğiyle 3000 yıl yaşayabilme kapasitesine sahiptir. Bir ağaç öldüğünde kökünden yeni ağaç filizlenmeye başlar.

Zeytinin ve zeytinyağının sağlığımıza sayısız faydalar kattığını biliyoruz. Yemeklere verdiği o nefis lezzetin yanı sıra, bu narin meyve ve yağ; kolesterolü düşürür, kalp hastalıklarını, kireçlenmeyi ve barsak hastalıklarını önler.

Bunların yanında zeytinyağını gerek yemeklerde kullanmanın gerekse içmenin (kaşıkla veya bardakla) ihtiva ettiği A, D, K ve E vitaminleri sayesinde yaşlanmayı geciktirdiği bilinir. Zeytinyağı kalp atışlarının düzenlenmesine ve hücrelerin yaşlanmasını geciktirmeye yardım eden antioksidan maddeler içerir. Sindirime yardımcı olur, kabızlığı ve hemoroid (basur) hastalığını önler. Vücuda kalsiyum alınışını kolaylaştırır. Cildin hem görünüşünü hem de yapısını güzelleştirir. Ayrıca kanser riskini azaltır, yüksek tansiyonu düşürür.

Zeytinyağı dıştan sürmekle de pekçok faydalar verir. Tam bir zeytinyağı sevdalısı olan Amerikalı yazar Carol Firenze, tecrübelerini “Zeytinyağı Tutkusu” (Ledo Yayıncılık 2007) adlı kitabında bir araya getirmiş. “Rengine, tadına, kıvamına, çeşidine, mistikliğine, kokusuna, her yerde kullanılabiliyor olmasına; kısacası her şeyine hayranım” diye başladığı kitabında zeytinyağı ile hayatı güzelleştirmenin 101 yolunu anlatmış.

İşte Firenze’nin sözünü ettiği zeytinyağını dıştan sürmekle elde edilen faydalardan bazıları:

• Cilde ve saça inanılmaz güzellik katar. Kuru cildi canlandırır, kırışıklıkları azaltır. Zeytinyağı cildi yumuşatır ve esnek, pürüzsüz bir görünüm verir.

• Uzun süre ayakları üzerinde kalanlar için müjde: Zeytinyağı yorgun ayakları dinlendirir ve canlandırır. Zeytinyağının mükemmel yumuşatma ve nemlendirme kapasitesi vardır. Çatlak ve kuru ayakları tedavide birebirdir.

• Vücut masajı zeytinyağı ile yapıldığında kan dolaşımını artırır ve dokulara oksijen taşır.

• Zeytinyağı sabunu doğal, saf bir temizleyicidir ve vücudu nemlendirir. Yumuşatıcı ve rahatlatıcı etkisi sayesinde cildi ve saçları temizlerken yumuşatır, nemlendirir. Aynı zamanda her tür hassas cilt için bile güvenlidir.

• Zeytinyağı traş edilecek bölgeyi yumuşatma ve rahatlatmada birebirdir.

• Kurumuş ve çatlamış dudak için merhem olarak kullanılabilir.

• Kurumuş saçların dayanıklılığını ve esnekliğini artırır.

• Saçtaki kepeği ve dökülmeyi engeller. Saçı parlatır.

• Tırnakları güzelleştirir ve güçlendirir.

• Banyo suyuna katıldığında canlandırır ve yumuşaklık sağlar.

• Zeytinyağı ile doğum çatlakları azaltılabilir.

• Emzirenler için en iyi göğüs ucu bakımı zeytinyağı ile yapılır.

• Bebeklerin poposundaki pişiğe ve başlarındaki konak problemlerine çok iyi gelir.

• Bebeğe zeytinyağı ile uygulanan masaj sağlıklı ve canlandırıcıdır.

• Ellerdeki, derideki veya saçtaki boyayı çıkarmakta kullanılır.

• Soğuktan donmaya karşı koruyucudur.

• Kesiklerde ve su toplanmasında faydalıdır. Acılı güneş yanıklarında kızarmış deri zeytinyağı ile ovularak rahatlatılabilir.

• Kuru ve çatlak ciltlere yararlıdır.

• Kas kramplarını tedavi eder.

• Sivrisinekler zeytinyağı sürülmüş cildi ısırmazlar.

• Keneleri etkisiz hale getirir.

Peygamberimiz (sav) “Zeytinyağı yiyin ve onunla yağlanın! Zeytinyağıyla tedavi olun! Çünkü o, bereketi bol ve mübarek bir ağacın meyvesinde çıkartılmaktadır” buyurmuştur. Hadiste zeytinyağını sadece yememiz değil sürülmemiz de ayrıca tavsiye edilmiştir. Biz söz konusu kitaptan yalnızca sürülmekle istifade edilen hususların bazılarını sıraladık.

Aradan 14 asır geçmesine ve kozmetik olarak binbir türlü merhem, jel ve likit ortaya çıkmasına rağmen, zeytinyağı yine revaçtadır, üstelik değeri giderek daha da artmaktadır.

Misvak Kullanmak



Misvak, Arapça olarak sürtme, ovalama mânâsına gelir. Hadîs-i şerîflerde dişleri temizleme ya da fırçalama âleti mânâsında kullanılmıştır. Arapça “erak”, Latince “salvadora persica” adlı ağaçtan elde edilir.

Misvak, pek çok hadis-i şerifte ısrarla tavsiye edilmiştir. Onlardan bazılarını şöyle zikredebiliriz:

“Eğer ümmetime zor gelmeyeceğini bilseydim, her namaz için abdest almalarını ve her abdestle birlikte misvak kullanmalarını emrederdim.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 259)

“Misvaklanmak ağzı temizler, Rabbi râzı eder.” (Müsned, VI, 47)

“Muhakkak sizin ağızlarınız, Kur’ân okunan yerlerdir. Onları misvakla iyice temizleyin!..” (İbn Mâce)

“Beş şeyin peygamberlerin sünnetinden olduğu rivayet edilmiştir: Haya, hilm, kan aldırmak, dişleri misvakla temizlemek, güzel koku sürünmek.” (Bezzâr)

Huzeyfetü’l-Yeman -radıyallâhu anh-, “Gece kalktığımızda ağızlarımızı misvakla temizlemekle emrolunduk.” demiştir. (Buhârî, Nesâî)

Ashâbına her fırsatta misvak kullanmalarını tavsiye eden Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bizzat kendisi de bu noktada ümmetine örnek olmuştur.

Şürey bin Hânî, Hazret-i Âişe -radıyallâhu anha-’ya:
“-Rasûlullah, eve girdiğinde ilk iş olarak ne iş yapardı?”diye sorduklarını, onun da:
“-Misvaklanırdı.” buyurduğunu nakletmiştir. (Müslim)

Yine Hazret-i Âişe -radıyallâhu anha-’dan rivâyet edildiğine göre, “Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanına (her gece) abdest suyu ile birlikte misvakı da konurdu. O da gece kalktığında ihtiyacını giderir, ardından misvaklanırdı.” (Ebû Dâvud)

Buhârî’nin Ebû Mûsâ el-Eş’arî -radıyallâhu anh-’ten rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz’in sadece dişlerini değil, dilini de misvakladığını öğrenmekteyiz.

Hazret-i Câbir -radıyallâhu anh-’ın rivâyetine göre, misvak kullanarak kılınan iki rekat namaz, misvak kullanmadan kılınan 70 rekat namazdan üstündür. (Ebu Nuaym)

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- misvak kullanmanın, kişinin fesahatını/güzel konuşmasını sağladığını; Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- da hâfızayı güçlendirip balgamı giderdiğini söylemiştir.

Misvakın Botanik Özellikleri

Erak Ağacı, özellikle Suudî Arabistan, Afrika, Yemen ve Hindistan gibi sıcak bölgelerde yetişir. Eğri gövdeli, kokulu bir ağaçtır. Misvak olarak, kökünü kullanmak daha uygun olmakla birlikte, daha ziyade dalları tercih edilir. Tohumu ve yaprakları da şifalı bitki olarak kullanılmaktadır.

Misvak ağacının meyvesine “kebas” (berir) denilir. Meyveler, nohuttan biraz küçük, üzüm salkımı şeklindedir. Önceleri yeşil kırmızı bir renkte ve acımsı olup sonraları rengi siyahlaşır ve tatlanır. Ağacın dalında olgunlaşan meyveleri, hem insanlar, hem de hayvanlar tarafından tüketilir.

Nitekim Câbir bin Abdullah şöyle demiştir:

“Bir defasında biz Rasûlullâh ile beraber misvak ağacının meyvesini topluyorduk. Bu esnada Peygamber -aleyhisselâm- bize: “-Sizlere bu meyvenin siyahını toplamanızı tavsiye ederim. Zira siyahı en güzeli ve en iyisidir.” buyurdular. (Buharı, Et’ime)

Misvakın meyvesi iştah açıcı ve hararet vericidir. Mideyi kuvvetlendirdiği gibi ağız kokusunu güzelleştirir ve dimağı dinlendirir. Su ile kaynatılıp içildiğinde idrarı artırır, mesâneyi temizler.

Misvak Nasıl Kullanılır?

Misvak taze ve kuru olmak üzere iki kısma ayrılır.

Taze misvağın kabuğu 2 cm. uzunluğunda, fırça olacak şekilde soyulur. Bu uç, hafif çiğnenerek lif lif fırça hâline getirilir. Soyulan kabuklar, tere otu lezzetinde ise misvakın taze olduğu anlaşılır.

Kuru misvak da aynı şekilde açılır ve ılık suda yarım saat bekletilir. Ağızda çiğnenerek fırça hâline getirilir.

Misvakın boyunun dört parmak uzunluğu ile bir karış arasında olması mendup (güzel) sayılmıştır. Çapı ise, serçe parmağı kadar olmalıdır. Misvaklamaya dişlerin ortadan sağ tarafını yaparak başlamalıdır. Dişler, diş etlerine zarar vermeden enine ya da boyuna misvaklanabilir.

Yapılan deneylerin sonucuna göre, dişler misvaklandıktan sonra iki saat süreyle dişlerde mikroorganizma gözükmez. İki saat sonra mikrop tekrar üremeye başlar. Kullanılan misvaklarda ise, kullanımdan hemen sonra bakteriler bulunmuş, fakat oda sıcaklığında iki saat bekletilince bakterilerin ya azaldığı ya da tamamen yok olduğu gözlenmiştir. Bu da misvakın içindeki kimyasal maddeden kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte ucu açılmış bir misvakta en çok iki-üç gün dişler temizlenebilir. En iyisi yeni uç açılarak yapılan diş temizliğidir

“Medicana” adlı bir derginin 54. sayısında misvak hakkında şu bilgiler verilmektedir:

“Bu misvak çubukları, dişlerde meydana gelen mikrop plaklarını, hem mekanik olarak hem de plağı teşkil eden maddelerle reaksiyona girerek temizliyor. Bu çubukların, dişleri beyazlatan ve koruyan florur, slika, alkolidler, uçucu nebâti yağlar, reçine, sakızlar, taninler ve antra kinonlar ihtiva ettiği, dişleri temizlemenin yanı sıra diş etlerini stumüle edip şişme ve kanamaları iyileştirdiği anlaşılmıştır.”

Misvakla ilgili İndiana Üniversitesi Kimya Bölümü ve Kral Suud Üniversiteleri’nin çok ayrıntılı araştırmaları bulunmaktadır. Bu araştırmalardan özet olarak şunları söyleyebiliriz: Misvak anti-septik anti-mikrobiyal maddeler içerdiğinden, dişler kadar diş minesi, ağız içi yaraları, boğaz ve damak için de faydalıdır.

Bilimsel araştırmalar, misvakın 30 kadar kimyevî ve organik madde içerdiğini göstermiştir. Bunlar, diş parlatıcı ve temizleyici maddeler olduğu kadar sindirim sistemini iyi yönde etkileyen faydalı maddeler de içermektedir. Bu maddelerden bazılarını sayacak olursak:

-Diş etlerini iyileştirici C vitamini,
-Diş minesini koruyucu çam sakızı,
-Diş etlerini uyarıcı trimetil ami,
-Diş etlerini sıkılaştırıcı astrinjent,
-Ağızda asit üretimini önleyici, diş çürümesini önleyici benzylisothiayanat,
-Mikrop öldürücü, iltihap kurutucu jogolon,
-Beyin için önemli olan fosfor ve ayrıca kalsiyum ve potasyum…
-Misvağın pankreas, mîde asiti, mîde ülseri ve böbrekler üzerine müsbet yönde etkisi vardır.
-Ağız içi asiti dengelediği, kan serumunu çok hafif aktive ettiği, şeker düşürücü olduğu, iltihap kuruttuğu ve idrar söktürücü olduğu da laboratuar çalışmalarıyla ispatlanmıştır.
-Sindirimi kolaylaştırdığı gibi mide asidinin dengede kalmasına da faydalıdır.
-Diş çürüklerinden kaynaklanan göz tansiyonun düşmesini de misvak kullanarak önleyebiliriz.
-Diş taşları, tabiî bir yol olan tükürükten meydana geldiği için, düzenli misvak kullanarak tükürükteki kalsiyum tuzlarının dişe yapışması ve diş taşı oluşumu engellenmiş olur.

Misvağın Diğer Faydaları

-Sünnete ittibâ niyetiyle olduğu için Allâh’ı râzı eder.
-Misak kullanan dünyadan temiz olarak çıkar.
-Misvak kullanana Peygamber Efendimiz mağfiret diler.
-Peygamber Efendimiz’in Kevser havuzundan içmek nasip olur.
-Melekleri sevindirir.
-Arş o kimseye duâ eder.
-Kabrin geniş olmasını sağlar.
-Sevapları arttırır.
-İhtiyarlığı geciktirir.
-İman ile şehâdet getirerek ölmeye vesile olur.
-Sırattan çabuk geçmeye yardımcı olur.
-Hitâbeti güzelleştirir.
-Kekemeliğe faydalıdır.
-Sesi güzelleştirir.
-Yüzü güzelleştirir.
-Gözün nûrunu arttırır.
-Kalbi temizler.
-Hazmı kolaylaştırır, vücut hararetini giderir.
-Kalp ve mide sinirlerini kuvvetlendirir.
-Mideyi düzeltir.
-Bedeni kuvvetlendirir.
(Bkz: İmâm-ı Gazâlî, İhya; Muhammed Hamdi Erdem, Ruhu İslam, s. 113-114)

Hz. Muhammed ve Mucizeleri





Hz. Muhammed ve Mucizeleri





Açıklama : Şüphesiz Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) en büyük mucizesi Kur'an-ı Kerim'dir. Fakat tarih boyunca Allah'ın (c.c.) ona bahşetmiş olduğu özellikler vesilesi ile görmeye alışık olmadığımız haller kendilerinde meydana gelmiştir. Bütün bunlar Yüce Allah'ın (c.c.) sonsuz kudret sahibi olduğunun ve rasulünün hak peygamber olduğunun nişanesidir.

Tür : Belgesel

Yapım : 2009

Süre : 99:03

Büyüklük : 717 MB

Ebatlar : 624x352 (16:9)

Format : AVI

Linkler :

http://sharebase.to/files/j1vsnMKue2.html
http://sharebase.to/files/0QQ26hqqrj.html
http://sharebase.to/files/N7G0pyjttq.html
http://sharebase.to/files/bgHA8JnGt0.html

Hz. Muhammed (SAV) - 4 Halife Dönemi ve Sahabelerin Hayatı



http://rapidshare.com/files/353842845/Sahabelerin.Hayatlari.part01.rar
http://rapidshare.com/files/353844948/Sahabelerin.Hayatlari.part02.rar
http://rapidshare.com/files/353844324/Sahabelerin.Hayatlari.part03.rar
http://rapidshare.com/files/353844916/Sahabelerin.Hayatlari.part04.rar
http://rapidshare.com/files/353844334/Sahabelerin.Hayatlari.part05.rar
http://rapidshare.com/files/353844868/Sahabelerin.Hayatlari.part06.rar
http://rapidshare.com/files/353844880/Sahabelerin.Hayatlari.part07.rar
http://rapidshare.com/files/353844852/Sahabelerin.Hayatlari.part08.rar
http://rapidshare.com/files/353844513/Sahabelerin.Hayatlari.part09.rar
http://rapidshare.com/files/353844843/Sahabelerin.Hayatlari.part10.rar
http://rapidshare.com/files/353847433/Sahabelerin.Hayatlari.part11.rar
http://rapidshare.com/files/353848363/Sahabelerin.Hayatlari.part12.rar
http://rapidshare.com/files/353848386/Sahabelerin.Hayatlari.part13.rar
http://rapidshare.com/files/353848718/Sahabelerin.Hayatlari.part14.rar
http://rapidshare.com/files/353849040/Sahabelerin.Hayatlari.part15.rar
http://rapidshare.com/files/353849064/Sahabelerin.Hayatlari.part16.rar
http://rapidshare.com/files/353849445/Sahabelerin.Hayatlari.part17.rar
http://rapidshare.com/files/353849081/Sahabelerin.Hayatlari.part18.rar
http://rapidshare.com/files/353849097/Sahabelerin.Hayatlari.part19.rar
http://rapidshare.com/files/353849139/Sahabelerin.Hayatlari.part20.rar
http://rapidshare.com/files/353850290/Sahabelerin.Hayatlari.part21.rar
http://rapidshare.com/files/353850763/Sahabelerin.Hayatlari.part22.rar
http://rapidshare.com/files/353851301/Sahabelerin.Hayatlari.part23.rar
http://rapidshare.com/files/353850992/Sahabelerin.Hayatlari.part24.rar
http://rapidshare.com/files/353851522/Sahabelerin.Hayatlari.part25.rar
http://rapidshare.com/files/353850093/Sahabelerin.Hayatlari.part26.rar

Uhud

Hadisler Işığında Diyet Önerileri

Kilolu olmanın temelinde de sağlıksız beslenme, ölçüsüz yeme alışkanlıkları yatıyor.



Çeşit çeşit diyetler, zayıflama ilaçları, sağlıklı beslenme adına katlanılan sıkıntılar...

Kilosuna dikkat etmeyenler, çözümü diyetisyen önerilerinde, bitki kürlerinde, dost tavsiyelerinde arıyor. Peki, gerçekten çözüm nerede?

Özellikle Avrupa ve Amerika'da yaşayan insanlarda görülen obezite, kapitalizmin etkisi ile tüm dünyaya yayıldı. Her gün ve her saat televizyonlarda gördüğümüz reklâmlarla tetiklenen yeme arzusu, bilinçsiz beslenmeyi yaygınlaştırdı. Gece yarısı olduğu düşünülmeden maddi kaygılarla yayınlanan reklâmlar, yemek saati alışkanlıklarını ortadan kaldırdı.

Bunun yanında, açılan yüzlerce restoranın, obezitenin yaygınlaşmasında etkisi olduğu çok açık. Tabiî ki reklâmları ve restoranları tek suçlu ilan edemeyiz.

Televizyonda ızgara üzerinde pişirilen bir sucuk gördüğümüzde, saatin kaç olduğunu önemsemeden mutfağa koşan da biziz, sokakta yürürken kokusuna dayanamayıp, önümüze geleni alan da...

İrademize hâkim olamadık ve sınır tanımaz bir şekilde yedik! Bu da kaçınılmaz sonu beraberinde getirdi. Hâlbuki Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (sav) sünnetlerine biraz olsun riayet edersek, kilo ve kilonun sebep olduğu sağlık problemleriyle uğraşmak zorunda kalmayız.

Peygamber Efendimiz birçok hadisi-i şerifte günde iki öğün ve az yemenin, doymadan sofradan kalkmanın, lokmaları ağza göre almanın ve iyice çiğnedikten sonra yutmanın önemine değiniyor.

Günümüzde bu sünnetlere az riayet edildiğinden olsa gerek herkes soluğu ya diyetisyenlerde ya da çeşitli sağlık problemleri yüzünden doktorlarda alıyor.

Efendimiz döneminde doktora ihtiyaç duyan çok az kişi varmış. 'Tıbbi Nebevi'de bununla ilgili olay şöyle nakledilir: Asr-ı Saâdette, hükümdarlardan biri Peygamber Efendimize hizmet için bir doktor göndermiş.

Bu doktor, Efendimizin yanında uzun süre kalmış ve hastaları tedavi etmek için beklemiş. Fakat tedaviye çok az kişinin ihtiyacı olduğunu görünce geri dönmek için izin istemiş.

Peygamber Efendimiz de az hastalanmanın sebebinin, 'ashabın iyice acıkmadıkça yemek yememesi ve yemekten tam doymadan kalkması' olduğunu söylemiş.

Şimdi bırakın az yemeyi günde 7-8 öğün yemek yediğimiz bile oluyor. Fakat bilimsel araştırmalar günde en fazla 3 öğün yenilmesini tavsiye ediyor.

Diyetisyen Serkan Tutar, fazla sıklıkta yemek yemenin kilo alımına neden olacağını söylüyor. Yenilen her besinle kan şekerinin yükseldiğini ve insülin salgılandığını belirtiyor.

İnsülinin sürekli salgılanması da besinlerin yağ olarak depolanmasına yol açıyor. Tutar, "Vücuttaki yağ kitlesinin artması obezite ile sonuçlanır. Bireyin obez kalması da kalp ve şeker hastası olma riskini artırır." diyor.

Yemekleri iyice çiğnemek kilo almayı engelliyor

"Lokmaları ağzınıza göre alınız ve iyice çiğnedikten sonra yutunuz." hadisi bugünler için söylenmiş gibi. Koşuşturma ile geçen hayatımızda her şey için o kadar acele etmemiz gerekiyor ki; buna yemek yemek de dâhil.

Acele ile fazla çiğnemeden yuttuğunuz yiyecekler kilo almanıza neden olabiliyor. Serkan Tutar, "Besinler ağızda ne kadar iyi çiğnenirse midedeki sindirim o kadar kolaylaşır.

Çiğneme tam sağlanmadığında hazımsızlık, şişkinlik, gaz sancıları ve kabızlık meydana gelir. Sürekli az çiğneme ise ileriki safhalarda mide rahatsızlıklarına neden olabilir.

Ayrıca çiğneme ile besinin içerisindeki vücudumuza yararlı öğelerini emilimi daha fazla gerçekleşir. Bunun yanında iyi çiğnemek çabuk doymayı sağlar." diyor. Dolayısıyla besinleri iyi çiğneyerek kilo almayı da engelleyebilirsiniz.

Yemek arasında su içmek tokluk hissi veriyor

Peygamber Efendimiz "İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Bunu yapamıyorsa; karnının üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de teneffüs etmeye ayırsın." buyurmuştur.

Buna rağmen yemek arasında ya da sonrasında su içmek kilo aldırır gibi yanlış kanılar vardır. Fakat bilimsel araştırmalar yemek arasında su içmenin kilo aldırmayacağını; aksine doygunluk hissi vererek az yemeyi sağladığını ortaya koymuştur.

Sıcak yemek mide kanserine neden oluyor

Tüm bunların yanında Peygamber Efendimiz'in yemeklerin nasıl yenmesi gerektiği ile ilgili sözleri, sağlığımız açısından da ne kadar önemli olduğunu bize gösterir.

"Yemekleri çok sıcak ve çok soğuk yemeyiniz." hadisinin mide sağlığı açısından önemini belki hiç düşünmemişizdir. Serkan Tutar, yemeklerin ılık yenilmesinin mide sağlığı açısından en doğru tercih olduğunu belirtiyor.

Tutar, "Yemeklerin çok sıcak olması mide kanserine sebep olabiliyor. Özellikle Japonya'da besinler çok sıcak tüketildiğinden mide kanseri oranı çok yüksektir." diyor.

Oturarak su içmek hastalıklardan koruyor

Ayakta su içmenin yanlışlığı da birçok hadiste karşımıza çıkar ve oturarak içilmesi tavsiye edilir. Bunun sağlık açısından önemi ise şöyle:

Herhangi bir sıvıyı ayakta içtiğimizde doğrudan onikiparmak bağırsağına, oturarak içtiğimizde ise önce mideye daha sonra onikiparmak bağırsağına gider.

Sıvıların önce mideye gitmesi daha sağlıklı; çünkü mide asidi sayesinde sıvının içinde bulunan mikroplar ölüyor. Böylelikle birçok hastalıktan korunmuş oluyoruz.

Suyun üç yudumda içilmesi ile ilgili hadisin hikmeti de; suyun yavaş içildiğinde vücudun ihtiyaç duyduğu yer tarafından emilmesinden kaynaklanıyor. Hızlı içildiğinde ise vücutta gereken vazifesini yapamıyor.

İlahiyatçı Dr. Reşit Haylamaz: '26 kilo verdim'

İlahiyatçı Reşit Haylamaz da konunun önemini şu şekilde açıklıyor: "Ben çok uzun zaman diyet yaptım. 8 yıl diyetisyene gittim ve 26 kilo verdim.

Bunu tecrübe eden biri olarak o süreç zarfında gördüm ki işin temelinde Peygamber Efendimizin bir hadisi var. O, Ademoğlu'na midesinin yalnız üçte birini yemek ile doldurmasını söylüyor.

Aslında sünnete uyunca insan zaten diyet yapmış oluyor. Demek ki biz sünnete uygun yaşamadığımızdan kilo almış oluyoruz. Hadisleri hayatımıza geçirebilsek kilo problemimiz kalmayacak."

Naat