------
Showing posts with label Haber. Show all posts
Showing posts with label Haber. Show all posts

Hz. Ömer'in Hayatı Dizi Oluyor

Katar ve Dubai dev bütçeli Hz. Ömer dizisine imza atıyor. Adaletin timsali Hz. Ömer (ra) dizisi önümüzdeki Ramazan 30 bölüm halinde yayımlanacak.



Dubai merkezli MBC grubu Perşembe günü, İslam’ın ikinci halifesi Hz. Ömer Bin Hattab hakkında bir TV dizisi çekmek için Katar’ın resmi medya grubu ile bir anlaşma imzaladı.

Hz Ömer hakkındaki bu TV dizisi önümüzdeki yıl Ramazan ayında yayına girecek. Dizinin 30 bölüm halinde yayımlanacağı bildirildi.

Dizi hakkındaki anlaşma MBC’nin Dubai’deki merkez ofisinde düzenlenen bir basın toplantası sırasında grub’un yönetim kurulu başkanı Velid el-İbrahim tarafından imzalandı.

Şeyh el-İbrahim, dizinin çoğunlukla Müslümanlar tarafından konuşulan dillere(Farsça, Urduca, Malayca, Türkçe vb.) çevrileceğini diğer diller içinde (İngilizce, Fransızca, İspanyolca vb.) alt yazılı olarak yayınlanacağını söyledi.

Şimdiye kadar çekilmiş en büyük tarihi dizi olacak bu proje için çok büyük miktarda bir bütçe ayrıldı.

Filmin danışmanları arasında Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi, Prof. Dr. Selman el-Avde, Prof. Dr. Ali Sallabi ve Prof. Dr. Ekram Ziya el-Umeri gibi Müslüman alim ve düşünürler bulunuyor.

İbretlik Kazalar

Fizik Kanunlarını da Alt Üst Etti

Geçtiğimiz Mart ayında patlayan İzlanda'daki Eyjafjallajokull yanardağının sadece Avrupa'daki hava trafiğini felç etmediği aynı zamanda fizik kanunlarını da alt üst ettiği ortaya çıktı.



Alman araştırmacılar tarafından yapılan bir araştırmaya göre patlamadan sonra havaya saçılan partiküller fizik kanunlarına ters bir şekilde hareket etmiş.

Sofppedia.com isimli sitenin haberine göre uzun süreden beri volkanik patlamadan sonra yaşananları analiz etmekle uğraşan bir grup Alman bilim adamı, patlamadan sonra partiküllerin fizik kanunlarına göre gidebileceklerinden çok daha uzak noktalara ulaştığını açıkladı. Ünlü Leibzig Üniversitesi'nin Fizik Araştırma Enstitüsünde görev yapan bilim adamları küllerin Grönland'a kadar ulaştığını ifade ediyor.

Grönlad'ın İzlanda'dan yaklaşık olarak 2400 km uzakta olduğunun altını çizen araştırmacılar, bilinen fizik kanunlarına göre küllerin o kadar uzağa gitmesinin imkansız olduğunu ifade ediyor. Volkandan yükselen partiküllerin yarı çaplarının yaklaşık olarak 10 mikrometre olduğunu ifade eden araştırmacılar söz konusu hacim ve ağırlıklarıyla 2400 km boyunca havada kalmalarının imkansız olduğunu ifade etti. Hesaplamalara göre kül bulutlarının en fazla 800 kilometre uzağa gitmesi gerekiyordu.

Söz konusu araştırma iklim değişikliğiyle mücadelede oldukça önemli olduğu ifade ediliyor. Birçok bilim adamı hava partiküllerinin hareket kabiliyetlerinin hesaplanmasıyla iklim değişikliğiyle mücadelede kullanılacak ileriteknolojiyöntemlerinin önünün açılacağına inanıyor.

ABD Askeriydi Taliban Oldu



Haziran 2009’da Afganistan’daki Amerikan üssünden ayrılarak kayıplara karışan ve kaçırıldığı sanılan ABD askerinin Taliban saflarına katıldığı ortaya çıktı.

Taliban tarafından yapılan ve Afgan istihbaratı tarafından da doğrulanan açıklamaya göre Bergdahl, Taliban saflarına geçmesinin ardından Müslüman oldu ve şimdi de Taliban direnişçilerine bomba yapımı, adam kaçırma gibi eğitimler veriyor.

Amerikan askerinin Idaho’daki ailesi de şok içinde.

Oğullarının Taliban elinden kurtarılması için aylardır Beyaz Saray ve Pentagon nezdinde girişimlerde bulunan aile, er rütbesine sahip askerin Taliban’a katıldığına inanmayı da reddediyor.

Hekimlerin Motivasyonu Para ve Ticarete Yönelmiş

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, ''Bugün ne yazık ki, para ve ticaret üzerine kurulmuş bir sağlık hizmeti içindeyiz'' dedi.



Bilaloğlu, sağlık sektöründe çalışan ile hasta arasında doğru ilişki kurulması gerektiğine de işaret ederek, şunları kaydetti:

''Bugün ne yazık ki, para ve ticaret üzerine kurulmuş bir sağlık hizmeti içindeyiz. Hekimlerin motivasyonu buna yönlendirilmiş durumda. Sağlık hizmetinin kalitesini insanlar artık tartışır durumdalar. Gözlerine takılan lenslerden, yapılan ameliyatın ne nitelikte olduğuna kadar tartışır durumdalar. Bunlar hekim olarak hiç arzu etmediğimiz durumlar. Biz, 'hekim hastanın sağlığını düşünerek bütün işlemleri yapar' diyoruz. Ama ne yazık ki, verdiğimiz hizmeti belirleyen çalışma koşullarından malzemeye kadar hepsi etkiliyor bunu. O nedenle piyasa koşullarındaki sağlık hizmetinin, hem sağlık hizmetini sunanlar, hem de alanlar için yararlı olmadığını düşünüyoruz.''

Mihrimah Sultan'ın Şifresi Çözüldü

Vakıflar Genel Müdürlüğü, 1999'da meydana gelen Marmara Depremi'nde çökme tehlikesi geçiren Edirnekapı Mihrimah Sultan Camisi'ni Mimar Sinan'ın şifrelerini çözerek kurtardı.



Mimar Sinan'ın, temelinin yeraltı sularından olumsuz etkilenmemesi için yaptırdığı kuyuların kapatılmasının caminin sonunu hazırladığı ortaya çıktı. Restorasyon ve onarımla sağlamlaştırılan camide, 450 yıl önceki döneme dönüş yapıldı.

SIR, KUYULARDA

Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, Mihrimah Sultan Camisi'nin görkemli günlerine geri döndüğünü söyledi. 15 gün içerisinde caminin açılacağını açıklayan Beyazıt, restorasyon ve onarım çalışmalarında tam bir 'geçmişe bir yolculuk' yapılarak, mühendislik örneği sergilendiğini anlattı.

Mimar Sinan, 450 yıl önce camiyi inşa ederken, temellerin yeraltı sularından etkilenmemesi için kuyu kazdırıyor. Mimarlık dehası Sinan, yüksek kotta yapılan cami temellerinin ve zemininin sağlam kalabilmesi için bir miktar su ile temas etmesi gerektiğini düşünüyor. Bu sağlamak amacıyla da kuyuları yaptırıyor. Hayati önem taşıyan kuyuların ne kadar vazgeçilmez olduğunun anlaşılamaması caminin sonunu hazırlıyor. Zamanla şehir şebeke suyu da gerekçe oluşturdu ve kuyular kapatıldı. Caminin temellerinin arası bu nedenle balçıkla doldu. Restorasyon kapsamında, etrafındaki çelikten koruyucu dayanaklar kaldırıldı. Toplam 97 güçlendirme kuyusu açılarak, cami zemini stabil hale getirildi ve kayma engellendi. Cami bohçalanma yöntemiyle tamamen çevrildi ve temel sağlam duruma alındı. Mihrimah Sultan Camisi'nin 18 metre altından geçilerek, güçlendirme kuyuları birbirleriyle bağlı hale getirildi. Yetkililer, tarihi eserin gençlik dönemine döndüğünü söyledi.

TARİHÇESİ

Cami, Osmanlı mimarisinin klasik dönemi olarak adlandırılan 16. yüzyılda inşa edilmiş bir vakıf eseri. Dönemin üç padişahına mimarbaşılık yapmış olan ünlü mimar, Mimar Sinan tarafından yapıldı. Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan adına inşa edildi. 1562-1565 arasında inşa edilen caminin vakfiyesine göre, cami civarında 63 dükkânlı bir çarşı, bir ev ve bir bakkal bulunuyor.

Arap Dünyasının En Çok Reyting Alan Dizisi



Her sene Ramazan ayı girdiğinde Arap medyasında tartışma konusu olan bir dizi mutlaka oluyor. Bu sene, kültürel ve dini anlamda bu yeri Qa’qa bin Amr et-Temimi dizisi dolduruyor. Birçok sahabe rolünün canlandırıldığı bu dizi, dizi dünyasında önemli bir adım olarak görülüyor. Eleştirmenlerin kimileri dizinin senaryosunu İslami bulurken kimileri ise kesinlikle milliyetçi duyguların ağır bastığı görüşünde.

"İslamtoday ve Timeturk" siteleri, dizinin genel danışmanı Dr. Ali Sallabi ile yaptığı röportaj sayesinde dizi hakkında kültür camiası tarafından sorulan bir çok soruya cevaplar vermeye çalıştık. (Dr. Ali Sallabi'nin Ravza yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırılmış birçok tarihi eseri bulunuyor.)

Son zamanların ses getiren dizisi Qa’qa bin Amr… Dr. Ali Sallabi’nin bu diziyle ne alakası var?

Aslında ben tarihi, fikri ve kültürel anlamda senaryoya danışmanlık yapan ekipteydim. Yönetmen ve yapımcı şirket ile bağlantılı olan ise dizinin danışmanı Faysal bin Casim. Ben olayın tarihi boyutuyla ilgiliyim. Büyük ölçüde İslami, doğru bir bakış açısı yakalamaya, gerçeğe en yakın haliyle sizlere sunmaya çalıştık. Bu konuda arkadaşlarla yardımlaştık. Ve senaryo tamamlandı. Daha sonra bazı alimlere değerlendirme yapmaları için gönderildi. Başta tarih profesörü Ekrem Ziya el-Umeri olmak üzere Selman el-Avde, Dr. Yusuf el-Karadavi, Dr. Ahmed er-Reysuni. Ben tarihi bakış açısı ve olayın fikri yönünde katıldım. Özellikle kitaplarım bu dizinin ana kaynaklarından birini oluşturuyor.

Qa’qa bin Amr’ı(ra)seçmenizin sebebi nedir? Mesela, niçin halifelerden biri seçilmedi?

Bir kere Hz. Qa’qa’nın diğer büyük komutanlardan aşağı kalır yanı yok. Önemli bir özelliği peygamber efendimizin, Hz. Ebu Bekir’in, Hz. Ömer’in, Hz. Osman’ın, Hz. Ali ve oğlu Hasan’ın zamanlarında yaşamış olmasıdır. Kadisiyye, Yermuk gibi savaşlara da katılmıştır. Hz. Ali ile beraber Cemel Vaka’sında da bulunmuştur. Bariz bir şahsiyet, yapılan fetihlerin büyük ve önemli komutanlarından biri, Halid bin Velid’in sıfatlarını taşıyor. Her ne kadar fazilet olarak baktığımızda Hz. Sa’d’ın ondan daha üstün olsa da, bir savaşçı olarak Hz. Sa’d’ın sıfatlarını taşıyor. Hz. Qa’qa’ın şahsiyetine baktığımızda fedailik, cesaret, askeri donanım, İslam akidesine bağlılık ve çok önemli bir özellik olan cüretkârlık görüyoruz. Merkezi bir şahsiyet. Savaş yeteneği ile dikkate değer bir şahsiyet. Bu da tarihi dizilere aksiyon katıyor. Tabii bu projeler sadece Hz. Qa’qa ile sınırlı değil, ilerleyen zamanlarda Halid bin Velid, Sa’d bin Ebi vakkas ve İslam halifelerinin hayatları da çekilecek Allah’ın izniyle.

Bu tarz tarihi diziler için belli bir plan var mı?

Her zaman bu alanla alakadar insanlarla görüşüyoruz, dizilerin devam etmesi için. Tarihi dizilerle ilgilenen insanlarla, yönetmenlerle, medya şirketleri veya kanallarla bağlantısı olan herkesle. Ve inşallah önümüzdeki dönemlerde dinimizi, medeniyetimizi, tarihimizi doğru bir bakış açısıyla ele alan, İslam’ı temsil eden, kültürel ve fikri olarak temiz, bu ümmetin medeniyet yönünü ortaya koyan, bu ümmetin eseri olan prensipleri ve değerlerin önemini vurgulayan evrensel çalışmalar yapmak istiyoruz. Çünkü bildiğiniz gibi bu tarihi diziler artık insanların tarihi bilgiler edindikleri önemli eğitim araçlarından. Bu yüzden en ince eleyip sık dokuyor, nezih fikirler sunmaya gayret ediyoruz. Senaryoları uzmanlar ve âlimlerden oluşan bir ekip kontrol ediyor. Bu harika bir şey. Gelecekte, bizi tanımaları için diğer milletlere, halklara sunulabilir, hatta Allah’a ve dinine davet aracı olabilir.

Ali Bey, sahabe rollerinin canlandırılması ve dizinin çekimi konusunda fıkhî bir sıkıntı doğacağından kaygılanmıyor musunuz?

Sahabe rollerinin oynanması çok eski bir mesele. Uzun süredir tartışılıyor. Fakat ictihadî bir konu. Maslahata bakılmalı, kurallar gözetilip gözetilmiyor mu bakılmalı, gerek tarihi gerek şer’i kurallar. Fakihler ve ulemadan oluşan bir grup da bu işin içindeydi ve Allah’a davet araçlarında biri olması hasebiyle bu tarz tarihi dizilerin desteklenmesi yönünde fetva verdiler. Ama tabii peygamber efendimiz(sav) ve eşleri istisna. Fakat halifelerin rollerinin canlandırılmasında, menfaatler göz önünde bulundurularak, bir mahzur yoktur. Özellikle eğer senaryo tarihi ve şer’i bir süzgeçten geçtiyse, uzmanların danışmanlığında yazılıyorsa.

Hz. Qa’qa’nın şahsiyetinin işlenmesi Ehli sünnet ile Şia arasında bir tartışma çıkarabilir mi?

Hayır, dizi hiçbir tartışmaya yol açmayacak kadar uzaktır grup çatışmalarından. Zaten o zamanlar Şia ve Ehli sünnet arasında bir anlaşmazlık da yoktu. Dizi sakin bir şekilde gösterime girdi. Tarihi gerçeklere ve İslami perspektife de uygun. Bu tarz iddiaların ve yalanların aslı yoktur. Meyve veren ağaç taşlanır. İşimizi beğenmeyenler tepkilerini böyle şeyler yayarak koyuyorlar. Gayet doğal.

Bazıları Qa’qa’nın hayali bir şahsiyet olduğunu düşünüyor. Ne diyorsunuz?

Anlamıyorum... İbn-i Kesir, Taberi, İbn-i Abdi’l-Berr gibi Hz. Qa’qa’nın fetihlerinden ve yaptıklarından bahseden büyük İslam alimlerinden daha mı iyi biliyorlar?! İtibar edilen hiçbir âlim böyle bir şey söylememiştir.

Ali Bey, Hz. Qa’qa’yı seçmenizin İslami olmasından ziyade milliyetçi bir sebebi olabilir mi?

Konu zaten kendisini ortaya koyuyor. İslam kültürünü, halifeleri sahneye koyuyor. Her ne kadar dizi, tarihi gerçeklerin isbatı, nezih bir fikir sunma, prensip ve değerlere yoğunlaşma gayreti içinde, her türlü ırkçı ya da dini tartışmadan uzak, İslam’ın ruhunu sunmaya çalışsa da Halifelerin dönemi birçok konu ve değerde örnek alınması gereken bir dönemdir. Peygamber efendimiz (sav) diyor ki: “Size sünnetimi ve doğruya götüren Râşid Halifelerin yolunu, sünnetini tavsiye ederim Ona azı dişlerinizle ısırırcasına sarılın!”

Dizinin yayınlanmasının üzerinden günler geçti. Nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Tepkiler çok olumlu. Bazıları özel olarak gelip bana dizinin fikri, kültürel, tarihi bakımdan Çağrı filminden daha yararlı olduğunu söyledi. Diğerleri, bazı kitaplarda bulunan yalan rivayetlerin, yanlış algıların düzeltildiğini, başkaları ise, özel ve öne çıkan bir proje olduğunu söylediler. Açıkçası biri, dizinin Mısır’da tarihi diziler içinde izlenme oranı en yüksek dizi olduğunu söyledi. Yine bazı dindarlar ailece izlenebilecek bir dizi olduğunu söylediler. Her kim bu projede çalışıyorsa Allah çabalarını gayretlerini kabul etsin.

1880'den Beri Böylesi Görülmedi

Küresel iklim değişikliği nedeniyle sıcaklık artışının rekor düzeye ulaştığını belirten Prof. İncecik, "1880'den bu yana yapılan ölçümlere göre 2010 en sıcak yıl oldu" dedi.



Türkiye'yi kasıp kavuran sıcaklıklar güney, iç ve doğu kesimlerde mevsim normallerinin 6 ile 8 derece üzerinde seyretmeye devam edecek. 2010 yılının 1880'den bu yana ölçülen en sıcak yıl olduğunu vurgulayan uzmanlar, sadece sıcaklık artışının değil yağış artışının ve hava basınçlarındaki durağanlıkların da felaketlere yol açtığının altını çiziyor. Rusya'daki yangına uzun süre durağan kalan yüksek basıncın sebep olduğunu söyleyen uzmanlar "Tek bir sebep yok ama öncelikli neden küresel iklim değişikliği" diyor.

YÜKSEK SICAKLIK ETKİSİNİ SÜRDÜRDÜ

Türkiye kavurucu sıcaklıklarla boğuşmaya bu hafta da devam edecek. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü'nün son verilerine göre sıcaklıkları güney, iç ve doğu kesimlerde mevsim normallerinin 6 ile 8 derece üzerinde seyretmesi bekleniyor. Rize, Artvin, Kars, Ardahan, Van ve Hakkâri çevrelerinde kısa süreli ve yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış geçişlerinin görüleceği tahmin edilirken rüzgârın genellikle kuzey, kuzeybatı, Akdeniz kıyıları ile zamanla Güney ve İç Ege'de batı ve güneybatı yönlerinden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor. Sıcak havanın oluşturabileceği olumsuzluklara karşı uyaran uzmanlar, özellikle güneş çarpmasına karşı önlem alınması gerektiğini vurguluyor.

1880'DEN BERİ EN SICAK MEVSİM

Sıcaklık artışının rekor seviyeye ulaştığını belirten İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selahattin İncecik, 2010 yılının, ilk altı ayında ölçülen verilere göre 130 yılın en sıcak yılı olduğunu vurguluyor. "1880 yılından bu yana yapılan ölçümlere göre 2010 yılı şimdiden en sıcak yıl oldu" diyen İncecik " Sadece sıcaklık artışı değil yağışlardaki artışlar da dikkat çekici. Meteorolojik olayları tek bir nedenle açıklayamayız ancak küresel iklim değişikliğinin bu olaylarda faktörünün büyük olduğunu bilmek gerekir" diye konuşuyor. İncecik, Hükümetlerarası İklim Değişimi Paneli'nin 4'üncü değerlendirme raporuna göre son yüzyılda küresel ortalama hava sıcaklığı 0.74 derece arttığını belirtirken "Örneğin küresel olarak hem kara hem de okyanus yüzey sıcaklıkları göz önüne alındığında mayıs 2010, 20'nci yüzyılın ortalama değerinin 0.69 derece üzerinde meydana gelmiş ve 1880'den bu yana en sıcak mayıs olarak belirlenmiştir" diye konuşuyor. Çin'deki sel felaketinin de Rusya'daki orman yangınının da meteorolojik nedenlere bağlı olduğunu vurgulayan İncecik, Rusya'daki yangınların ana nedenlerinden birinin bölgeyi uzun süredir etkisi altına alan durağan yüksek basınç olduğunu savunuyor. "2003'te Güney Fransa'da da aynı şey olmuştu" hatırlatması yapan İncecik "Hem orman yangını meydana geldi hem de ısı dalgaları ve şoklarla binlerce insanın hayatını kaybettiğine inanılıyor" diyor.

BİTKİ ÖRTÜSÜNÜ KURUTUYOR

İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Mikdat Kadıoğlu da bu olayı "durağan hava" adıyla tanımlıyor, "Rusya üzerinde yüksek basınç durağan kaldı ve bölgeyi yüksek sıcaklıklar etkisi altına aldı"diyen Kadıoğlu bu sıcaklıkların bitki örtüsünü kuruttuğunu ve yangınlar için uygun zemin hazırladığını vurguluyor." İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Şen de "Bu kadar büyük bir yangın bölgedeki sıcaklığa küçük de olsa etkide bulunabilir ama bu artışın etkisi kısıtlıdır" dedi.

SICAĞA RAYLAR DAYANMIYOR

Türkiye'de etkili olan sıcak hava, demiryollarında bozulmalara da yol açıyor, tren seferleri hatlar kontrol edildikten sonra yapılıyor. TCDD 6. Bölge Müdürü Hasan Tahsin Köprülü, aşırı sıcaktan kaynaklanan genleşmenin raylarda bozulmalara yol açtığını, bunun da trenlerin raydan çıkmasına neden olduğunu söyledi. Köprülü, tren seferlerinin kazasız sürdürülebilmesi için önlemler aldıklarını, yaya ve mekanize ekiplerin tren yola çıkmadan önce rayları kontrol ettiğini belirtti. Öte yandan Kırıkkale'de engelli, hamile ve kronik hastalığı bulunan kamu görevlilerinin aşırı sıcaklar nedeniyle 4 gün idari izinli sayılacağı öğrenildi. Kırıkkale Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre, il genelinde çalışan, hamile ve engelli kamu görevlileri 5-6-7-9 Ağustos tarihlerinde idari izinli sayılacak.

İSTANBUL'DA YAĞMUR MOLASI

Tüm bölgelerde bunaltıcı sıcaklar devam ederken İstanbul'da bugün kapanan hava vatandaşlar için umut oldu. Serinliği gören İstanbullular rahat bir nefes aldı.

Gıdalar Zehir Saçıyor

Yağ, bal ve pekmezin içeriğinin değiştirildiği, pul biberin zirai ilaçlar nedeniyle zehre dönüştüğü ortaya çıktı. Kırmızı ete, domuz, at ve eşek etinin karıştırıldığı belirlendi. Bebek mamalarında kurşun bulundu.



Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 2009 yılı gıda denetim programlarına ilişkin sonuçları açıkladı. Verilere göre, bakanlık, ''içerik'' ve ''etiket'' denetimi olarak iki ayrı kategoride denetim programı yürütürken, etiket denetimlerindeki olumsuz örneklerin oranının çok düşük kaldığı, içerik denetimlerinde ise olumsuz örneklerin kanatlı eti, bal ve pekmezde yoğunlaştığı belirlendi. AB kriterleri de dikkate alınarak yürütülen gıda denetim faaliyetleri programları konusunda geçen yıl 22 bin 172 gıda analizinde içerik denetimi yapıldı.

Bunların yüzde 94,72'sinde analiz sonuçları mevzuata uygun çıktı. Ancak, bin 171 gıda örneğinde analiz sonuçlara mevzuata uygun çıkmadı. Süt ve süt ürünleri, kırmızı et ve unlu mamuller denetiminde olumsuz örnek oranı ortalamanın altında kalırken kanatlı et, pekmez, bal, kuru meyveler, bitkisel yağlar, şekerli mamullerdeki denetim sonuçlarındaki olumsuz sonuç oranı oldukça yüksek çıktı. Ekmek örneklerinin büyük bölümü mikrobiyolojik kriterler yönünden uygun. Analiz edilen 309 ekmek örneğinden 5'inde mikrobiyolojik yönden olumsuzluk tespit edildi.

Bakanlık geçen yıl, 660 beyaz peynir örneğinde mikrobiyolojik kriterler yönünden denetim yaptı. Analizler sonucunda, 24 peynir örneğindeki mikrobiyolojik değerlerin mevzuata uygun olmadığı belirlendi. Analiz sonuçlarına göre, 284 yöresel peynir örneğinden 5'inde (yüzde 1,76) mikrobiyolojik açıdan uyumsuzluk belirlendi. Sade, meyveli veya çeşnili dondurma veya sütlü buzda 380 örnekte mikrobiyolojik analiz yapılırken 17 örnek olumsuz çıktı. Sade yoğurtta taklide yönelik 893 örnek üzerinde yapılan analiz sonucunda, 27 örnekte olumsuzluk saptandı. Analiz edilen 757 süt ürünlerinin 37'sinde (yüzde 4,89) taklit ve tağşiş yapıldığı, süt yağı yerine bitkisel yağ katıldığı belirlendi.

ETTEKİ ÜRKÜTEN TEHDİT

Kırmızı et ve et ürünlerinde domuz, at ve eşek etinin katılıp katılmadığını belirlemek için 462 örnek analiz edildi. Bunların yüzde 0,65'i olumsuz çıktı. Ancak, kırmızı et ürünlerine kanatlı eti katılıp katılmadığını belirlemek amacıyla yapılan denetimlerde olumsuzluk oranı yüzde 3,20 olarak belirlendi. 406 kırmızı et ürününden 13'üne kanatlı eti katıldığı tespit edildi. Tavuk, hindi, bıldırcın veya devekuşu etinde mikrobiyolojik kriterler yönünden yapılan analizlerde, olumsuzluk oranının yüzde 17,98 ile oldukça yüksek olduğu belirlendi.

BAL VE PEKMEZDE OYUN

Bakanlık, geçen yıl analiz ettiği 914 bal örneğinin 153'ünde, 265 pekmez örneğinin 90'ında taklit ve tağşiş yapıldığını belirledi. Analiz edilen ürünlerin balda yüzde 16,74'ü, pekmezde ise yüzde 33,76'sı sahte çıktı. Şeker veya şekerlemelerde boya miktarı tayini amacıyla analiz edilen 312 örnekten 22'sinde limitlerin üzerinde boya belirlenirken olumsuz örnek oranı yüzde 7,05 olarak hesaplandı.

KURU KAYISIDA ZEHİR

Kuru meyvelerde aflatoksin tespiti amacıyla yapılan denetimlerde, kırmızı toz ve pul biber ile incir ezmesinde aflatoksin açısından önemli sorun yaşandığı belirlendi. İncelenen 583 fındık örneğinden sadece 6'sında (yüzde 1,03) limitin üzerinde aflatoksin saptanırken, 168 fındık ezmesi örneğinin hiç birinde limitin üzerinde aflatoksine rastlanmadı. Analiz edilen 517 kuru kayısı örneğinin 70'inde (yüzde 13,54) limitin üzerinde kükürtdioksit ortaya çıktı. İncir ezmesi örneklerinin yüzde 17,39'unda aşırı miktarda aflatoksin saptanması dikkati çekti. Antepfıstığında aflatoksinli örnek oranı yüzde 5,23 olarak belirlendi. Yerfıstığında analiz edilen 525 örnekten 33'ünde limitin üzerinde aflatoksin çıktı.

AFLATOKSİNLİ PUL BİBER

Lokum ve helva örneklerinde aflatoksinli örnek oranı yüzde 2'nin altında kalırken, analiz edilen ballı çerez örneklerinin yüzde 21,62'sinde yüksek alfatoksin belirlendi. Alınan 207 lokum örneğinden 4'ü, 210 helva örneğinden 4'ünde ve 148 ballı çerez örneğinden 32'sinde limitlerin üzerinde aflatoksin olduğu ortaya çıktı. Bakanlık, analiz ettiği 413 toz-pul biber örneğinden 61'inde (yüzde 14,77) limitlerin üzerinde aflatoksin buldu. Geçen yıl, analiz edilen 493 kırmızı toz-pul biber örneğinden 7'sinde kanserojen olduğu bilinen Sudan boyası bulundu.

SOFRADAKİ YAĞ DEĞİL BAŞKA BİR ŞEY

Geçen yıl, sıvı yağlarda taklit ve tağşişin tespitine yönelik 521 zeytinyağı örneğinde yapılan analiz sonucunda 13, 175 ayçiçeği yağı örneğinde 14, 160 mısır yağı örneğinde ise 2 olumsuz sonuç tespit edildi. Örneklere göre taklit oranı, mısıryağında yüzde 1,25, zeytinyağında yüzde 2,50 olurken ayçiçeği yağında yüzde 8 düzeyinde tespit edildi. Margarinlerde benzoik ve sorbik asit aranması için yapılan denetimlerde örneklerin yüzde 99,6'sı mevzuata uygun bulundu.

BEBEK MAMASINDA KURŞUN

Zirai ilaç kalıntısı denetimleri korkuttu. 2 bin 262 bitkisel üründe yapılan kalıntı analizinde, 155 üründe limitlerin üzerinde pestisit belirlendi. Bin 311 hazır yemek örneğinde yapılan analizlerde, örneklerin yüzde 4,42'si mikrobiyolojik kriterlere uygun çıkmadı. Analiz edilen 122 bebek mamasından 3'ünde kurşun çıktı. Olumsuzluk oranı yüzde 2,46 olarak hesaplandı. Taze ıspanakta yüzde 2.40 oranında nitrat kalıntısı belirlendi. 2 bin 401 tuz örneğinden 94'ünde iyot oranının mevzuata uygun olmadığı anlaşıldı. Alkollü içki denetim programı kapsamında yapılan denetimlerde 599 rakı, viski, votka örneğinden 3'ünde metil alkol olduğu belirlendi.

ETİKETTE SORUN YOK

Gıda ürünlerinin etiketlenmesine ilişkin yaptığı denetimlerde, üreticilerin etiketlemeye ilişkin mevzuata hemen hemen tam uyum sağladığı belirlendi. Bakanlık, 36 bin 718 gıda örneği üzerinde etiket denetimi yaparken, sadece 102 örneğin etiketlenmesinin mevzuata uygun olmadığı tespit edildi. Etiketlemede mevzuata uyum yüzde 99,72 çıktı. Etiketlemede en yüksek uyumsuzluk oranı yüzde 0,98 ile süt ve süt ürünlerinde görüldü. Bitkisel çaylar ve enerji içecekleri etiketlerinin ise mevzuata tam uygun çıktı.

DENETİMLER İŞE YARIYOR

Bakanlık tarafından 2008'de yapılan gıda denetim sonuçlarına göre, geçen yılki denetimlerde olumsuz örnek ortalaması düştü. Bakanlığın 2008'de 19 bin 714 gıda örneği üzerinde yaptığı denetimlerde 18 bin 505 örnek mevzuata uygun bulundu. Bin 208 örneğin de mevzuata uygun olmadığı belirlenmişti. Geçen yıl yüzde 5,28 olan gıda denetimlerinde olumsuz örnek oranı, 2008'de yüzde 6,13 düzeyindeydi. Geçen yıl yüzde 0,28 olan gıda maddelerinin etiketlerinde genel etiketleme ve beslenme yönünden etiketleme kurallarına uygunluk açısından yapılan denetimlerde olumsuz örnek oranı, 2008'de yüzde 0,46 olarak belirlenmişti. Ancak, zirai ilaç kalıntısı denetimlerinde 2008'de yüzde 4,14 olan olumsuz örnek oranının 2009'da yüzde 6,85'e çıktığı belirlendi. Diğer taraftan, süt ve süt ürünleri grubundaki mikrobiyolojik analizlerde, olumsuz örnek oranının yüzde 5-20'lerden yüzde 1,5-4,9'lara, pekmezdeki olumsuz örnek oranının da yüzde 52,62'lerden yüzde 33,96'ya düşmesi dikkat çekti.

BİN 582 FİRMA HAKKINDA SUÇ DUYURUSU

Bakanlık, geçen yıl 92 bin 718'i gıda üretim yeri, 163 bin 382'si gıda satış yeri, 94 bin 355'i toplu tüketim yerinde olmak üzere toplam 350 bin 455 denetim gerçekleştirdi. Denetimler sonucunda, 8 bin 361 adet idari para cezası uygulanırken bin 582 firma veya kişi hakkında da savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Önceki yıl, 340 bin 874 denetim sonrası 6 bin 958 adet idari para cezası uygulanmış, 905 firma veya kişi hakkında suç duyurusu yapılmıştı.

İngiliz Bakan: 'Çarşaf Özgürlüktür'

Avrupa'da çarşafın yasaklanması tartışılırken; İngiliz bir bakan burkanın da bir özgürlük olduğunu ve kadının gücünü sembolize ettiğini savundu.



Başta Fransa olmak üzere Avrupa'nın birçok ülkesinde çarşafın yasaklanması yönünde tartışmalar sürerken, İngiltere'den şaşırtıcı bir çıkış geldi.

Muhafazakâr Parti'nin çevre bakanı Caroline Spelman, çarşaf giymenin bir özgürlük olduğunu ve çarşafın kadının gücünü sembolize ettiğini savundu.

Çarşafın kamusal alanda giyilmesinin yasaklanmasına karşı çıkan bakan, çarşaf giyen kadınların daha güçlü olduklarını savundu.

BİR KADININ NEDEN ÇARŞAF GİYEBİLECEĞİNİ ANLIYORUM

Spelman şöyle konuştu:

“Bu ülkede yaşayan bir kadın olarak, ne giyip ne giyemeyeceğimin bana söylenmesini istemiyorum. Ben Afganistan’a gittim ve bir kadının neden çarşaf giymek isteyebileceğini sanırım artık daha iyi anlıyorum.

Bu onların kültürünün bir parçası. Onların dışarı çıkarken çarşaf giymek istediklerini kabul etmek, anlayış göstermenin bir gereğidir.

Burası özgür bir ülke, biz insanların özgürlüklerine önem veririz. Bir kadın için de her sabah kalktığında ne giyeceğine karar verebilmek onu gücünü gösterir.”

YASAK İNGİLTERE'YE YAKIŞMAZ

Spelman’ın meslektaşı, Göçmenlerden Sorumlu Devlet Bakanı Damian Green de, çarşafın yasaklanmasına karşı çıkmıştı. Green, “çarşaf baskının sembolüdür” şeklindeki eleştirilere, "Bir yasak İngiltere’ye yakışmaz. Hoşgörülü ve saygılı toplum yapısına ters düşebilir." diye cevap vermişti.

Göçmen bakanı Green ise Fransa’ya atıfta bulunarak, "Bazı çevreler Fransa’daki çarşaf yasağının oradaki göçmenleri İngiltere’ye yönlendireceğini söylüyorlar, buna katılmıyorum. Fransa agresif bir şekilde laikliği savunuyor. Onlar çarşafı yasaklayabilir, okullarda haç işareti bulunmasını yasaklayabilir. İngiltere’de ise dini okulların bulunduğunu hepimiz biliyoruz" şeklinde konuştu.

HALK ÇARŞAFA KARŞI

Ancak son yapılan bir ankete göre, halkın yüzde 67’si yüzü kapatan peçelerin giyilmesine karşı ve bu tarz çarşafların yasaklanması gerektiğini düşünüyor.

Son olarak Fransa, geçtiğimiz günlerde çarşafı yasaklayan yasayı meclis Genel Kurulu'nda onayladı. Belçika ve İspanya’da da benzer yasalar önümüzdeki günlerde oylamaya sunulacak.

ÇARŞAFLILARI TEMSİL EDEN HERHANGİ BİR GRUPLA GÖRÜŞMEM

Kamusal alanda yüzü kapamanın yasadışı olması yönündeki kararı destekleyenlerden birisi de muhafazakâr parti milletvekillerinden Philip Hollobone.

Hollobone, çarşaf giyen kadınları temsil eden herhangi bir grupla görüşmeyeceğini söyledi. “Burası Britanya, Biz bir Müslüman ülkesi değiliz. Toplum içinde yüzünü kapatmak acayip ve bir çok insana göre tehditkâr ve suçlayıcı.

Taliban'dan Değişik Taktikler

Amerika’da yayınlanan bir dergi Taliban’ın Afganistan’daki Amerikan askerlerini aşırı korkuttuğunu ortaya koydu. Taliban Hareketi işgal güçlerini kolayca tuzağa düşürüyor.



Afganistan’da Taliban Hareketi’nin çetin mücadelesi karşısında Amerikan askerleri günden güne zayıflıyor. Bir yandan maneviyatını kaybeden askerler diğer yandan her an tuzağa düşme endişesi taşıyor. ABD’de yayınlanan bir haber, Taliban Hareketi’nin son zamanlarda yeni taktikler ve savaş yöntemleri geliştirdiğini, bu yöntemlerle yabancı kuvvetleri çok kolay bir şekilde avlayabildiklerini ortaya koydu. Ülkedeki tarlalar ve meralar Taliban savaşçılarının mayın ekerek pusu kurmada kullanabildikleri en elverişli alanlar. ABD askerleri önce küçük patlamalarla bu alanlara çekiliyor. Sonra asıl; büyük patlama gerçekleştiriliyor.

Amerikan Time Dergisi’nin hazırladığı bir rapor Afganistan’daki yabancı kuvvetlerin, Taliban Hareketi’nin izlediği yeni taktik ve savaş yöntemlerinden ötürü büyük endişe yaşadığını ortaya koydu. Rapora göre Afganistan yollarında yürüyen Amerikan askerleri hareketin savaşçıları tarafından her an pusuya düşürülme korkusu içinde.

ABD askerleri sürünerek kaçıyor

Dergide konuya ilişkin şu ifadelere yer verildi: “Amerikan askerleri birçok kere Taliban savaşçılarının kurduğu tuzaklara düştü. Birçok kere de Taliban’ın sürpriz ateşinden saklanabilmek için sürünerek yol kenarlarına ve alçak yerlere sığındı.”

Rapor daha sonra şöyle dendi: “Taliban savaşçıları karşıt, karmaşık saldırılar düzenliyor, motosikletleriyle bir sığınaktan ötekine intikal ediyor ve yabancı kuvvetlere saldırmak için uygun zamanı bekliyor. Tarla ve meralardaki birbirine bağlı sulama kanalları mayın ekimi için verimli bir ortam sağlıyor. Aynı zamanda da bu alanlardan geçmemeye gayret gösteren yabancı güçler için büyük bir tehdit oluşturuyor.”

Raporda geçtiğimiz ay meydana gelen bir hadiseye ise şu şekilde yer veriliyor: “Bir grup Taliban savaşçısı geçtiğimiz ayın sonlarında ağaçların arasında saklanıyordu. Karşı tarafa kaçmaya zorlamak için ABD deniz kuvvetlerinden ve Afgan askerlerinden oluşan bir grubun üzerine ateş açtılar. Ardından tarlada mayın ekilmiş bölge uzaktan havaya uçuruldu. Patlama sonucunda bir Amerikan askeri hemen, bir Afgan askeri de olaydan yarım saat sonra öldü.”

Raporda ayrıca Irak savaşına katılmış Amerikalı bomba imha uzmanı Matthew Small’un şu değerlendirmesi yer aldı: “Taliban’ın uyguladığı bu hile, yabancı kuvvetlere karşı geçen iki hafta içinde düzenlediği başarılı ve sert 6 tür saldırıdan biri sayılmaktadır.”

Small sözlerine şöyle devam etti: “Taliban’ın ektiği mayınların boyutu büyümeye başladı. Ekilmiş ve henüz patlamamış bomba ve mayınları bulmak ise oldukça zor.”

Öte yandan Amerikan Ordusu’ndan başçavuş Christopher Whitman, ABD Marines kuvvetlerinin her an karşı karşıya olduğu ölüm tehlikesinin gölgesinde kendine güvenmenin ve yüksek moralli olmanın oldukça güç olduğunu belirtti.

Değişik taktikler

Amerikalı bazı bomba imha uzmanları ise şöyle konuştu: “Taliban, daha başka savaş teknikleri de kullanıyor. Örneğin bir yerde Amerikan askerlerinin dikkatini çekmek için bir patlama gerçekleştiriyorlar. Askerler patlamanın olduğu mekana yöneldiklerinde ise Taliban savaşçıları kamyonlar, bombalar, mayınlar patlatarak daha büyük ve etkili zarar verdiriyor.”

Diğer taraftan Washington’daki Afganistan büyükelçisi Said Tayyib Cevat, 2011 yılı itibariyle Amerikan askerlerinin ülkeden çekilmesi fikrine karşı olduğunu ortaya koydu. Tayyib: “Bu tarih gerçekçi değil. Ayrıca Taliban Hareketi’yle sert çatışmalara giren Kabil’deki merkezi hükümete bir yardımı olmaz.”

Şeker Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Uzmanlar şeker tüketimine karşı dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu, işte o sonuçlar...



1- Ortalama bir Amerikalı yılda yaklaşık 24,5 kilo rafine şeker tüketiyor. Bunun 10 kilosunu şekerlemeler oluşturuyor. Cadılar bayramında şeker tüketimi doruk noktasına ulaşıyor. Öte yandan, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na bağlı Tarımsal Ekonomi ve Araştırma Enstitüsü’nün değerlendirmeleri, 1994-2005 döneminde Türkiye’de kişi başına tozşeker tüketiminin yılda ortalama 18 kilodan 15,3 kiloya düştüğünü ortaya koyuyor. Ülkemizde de şeker bayramı sırasında şeker tüketimi artıyor.

2- Kandaki şekerin fazlası glikolizlenme adıyla bilinen bir süreçle derideki kolajenlere ilişir. Bu da derinin esnekliğini yitirmesine ve kırışıklıkların oluşmasına yol açabilir.

3- Şeker tüketiminin azaltılması derinin yeniden esnekliğine kavuşmasına yardımcı olabilir.

4- Hindistan’da insanlar en az 2000 yıldır şeker kamışından elde ettikleri şekeri kristalleştiriyor. Büyük İskender’in eşlikçileri oraya ayak bastıklarında arısız bal üreten bu insanlar karşısında şaşkınlığa kapılmışlardı.

5- Alman kimya uzmanı Andreas Marggraf, 1747 yılında, şeker pancarının içerdiği şeker ile şeker kamışındaki şekerin birbirleriyle aynı olduklarını keşfetti. Şeker pancarından elde edilen şekerin arıtım işlemlerine ilk kez 1802 yılında başlandı ve böylelikle kuzey iklim ülkeleri ilk kez ucuz şekerlemelere kavuşmuş oldu.

6- A.B.D’de bir yılda üretilen 8,4 milyon ton şekerin yarısından fazlası şeker pancarından elde ediliyor. Türkiye’de de üretilen şekerin %90 kadarı…

7- Bir oturuşta tam 16 kesme şekeri midenize indirdiğinizi düşünebiliyor musunuz? Oysa, bu miktar 200 ml’lik bir şişe kola içtiğinizde tükettiğiniz şekerin biraz altında.

8- Sakarin ve aspartam gibi yapay tatlandırıcılar, çok farklı başka bir araştırma yapmakta olan uzmanların, deneydeki bileşimleri tatmaları ve tadından hoşlanmaları sonucunda kazara bulundular.

9- Bir araştırmacının deney malzemesini tatmaya kalkışması pek de olağan bir durum sayılmaz. Ne var ki, bu araştırmacıların en azından bir gerekçeleri vardı. Şimdilerde Splenda markasıyla satılan sükralozu bulan bilim insanları, aslında bir böcek ilacı oluşturmaya çalışıyorlardı.

10- Bugüne dek bilinen en tatlı bileşim olan “lugduname”, sofrada kullandığımız şekerden 200.000 kat daha tatlı.

11- Şekerler karbon, hidrojen ve oksijen moleküllerinden oluşur. En basit şekerler glikoz, fruktoz ve galaktoz içerir. Sofra şekeri kristalleştirilmiş sukrozdur. Sukroz ise bir fruktoz molekülü ile bir glikoz molekülünün birleşmesi sonucunda oluşur.

12- Şekerler, canlılarda en fazla bulunan organik molekül türü olan karbonhidratların yapıtaşlarıdır.

13- Sekiz atomlu bir şeker türü olan glikolaldehid’e, Samanyolu’nun merkezine yakın bir yerdeki yıldızlar arası bir gaz bulutunda bile rastlanıldı.

Tomor Hoca SAKVA'da Gönülleri Fethetti



SAKVA’nın Salı Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu olan ilimizin sevilen âlimlerinden Ahmet Tomor; “Fıtrat ve Tövbe” konusunda, davetlileri bilgilendirdi.

YOĞUN KATILIM

SAKVA Salonu’nda gerçekleşen bu haftaki Salı Sohbetleri’nin konuğu olan Ahmet Tomor hoca efendinin “Fıtrat ve Tövbe” konulu sohbetine, yoğun katılım sağlandı. Büyük dikkat ve ilgiyle izlenen sohbetinde; İnsanın yaradılışta ki asli güzelliğe ve tabi haline ‘Fıtrat’ dendiğini hatırlatan Tomor Hoca; “ Fıtratın bozulması, insanın doğal dengeden ayrılması huzursuzluğa sebep olur. Bunun ilacı ise tövbedir” dedi.

HUZURSUZ İNSAN

İnsanın huzuru aradığını ve tabi denge istediğini vurgulayan Ahmet Tomor Hoca; “İnsanların huzursuzluğunun işlenen günahlardan kaynaklanmaktadır. Bir varlığın ‘Fıtrat’a (tabi hale dönmesine) tövbe sebep olur.

ANATOMİK BİLGİLER

Konuşmasının bir bölümünde insanın fiziki yapısı ve anatomisine ayıran Ahmet Tomor Hoca; yaratılıştaki hikmetler ve Fıtrat, İbadet, Huzur denklemleri üzerinde ilginç yorumlarda bulundu. Katılımcıların ilgi ile izledikleri sohbet sonunda hoca efendinin yazdığı kitaplar dinleyicilere dağıtıldı.

Muhammad In The Bible - Ahmed Deedat

Yunus Katliamı






Tuhaf Hastalıklar

Dünyamızda her gün yeni ve tuhaf hastalıklar ortaya çıkıyor, işte bunlardan bazıları...




















Diyet Yapanları Korkutan Araştırma

Diyet yapmanın, kanser ile kalp ve şeker hastalığı gibi ölümcül sağlık sorunları gelişme riskini artırdığı tespit edildi.



Daily Mail'de yayınlanan habere göre, Kaliforniya ile Minnesota üniversiteleri tarafından yapılan çalışmada, diyet yapanlarda yüksek seviyede üretilen zararlı kortizol hormonunun kilo aldırdığı bulundu. Ayrıca, diyet yapanlar ne yediklerini denetlediklerinde ve kalori alımlarına dikkat ettiklerinde bu durumun psikolojik stresi artırdığı gibi zihinsel sağlığa da zarar verebildiği saptandı.

Daha sonraki çalışmaların da diyet yapmanın stres ve kortizolu artırdığını göstermesi durumunda, doktorların hastalarını iyileştirmek için diyet önermeden önce tekrar düşünmeleri gerekecek. Kronik stresin koroner kalp hastalığı, yüksek kan basıncı, şeker hastalığı ve kanser gibi hastalıklarla bağlantılı olduğunu söyleyen araştırmacılar, diyet yapmanın da potansiyel olarak bu stresi daha da artırdığını kaydettiler.

Çalışma, günde bin 200 kalori alımını kapsayan 3 haftalık diyet uygulayan 121 kadın üzerinde gerçekleştirildi. Her hastadan kortizol seviyesinin test edilmesi için çalışma öncesi ve sonrası tükürük örnekleri alındı. Sonuçlar, 3 haftanın sonunda hormon seviyesinde önemli derecede bir artış olduğunu gösterdi.

İnsanlığın Bitirdiği Orman



TEMA Vakfı’ndan yapılan açıklamada, Avrupa’daki ormanların sadece yüzde 1’inin doğal orman olduğu, Türkiye’dekilerin ise yüzde 93’ünün doğal yapıda olduğu vurgulandı. Doğal ormanlarda yüzlerce tür ağaç, bitki ve hayvanın bir arada, uyum içinde yaşayan bir ekosistemi oluşturduğu ifade edilen açıklamada “İnsan eliyle oluşturulan hiçbir ağaçlandırma, asla doğal olanın yerini tutamaz” denildi. Açıklamada, 3464’e boş SMS atarak 5 TL karşılığında bir fidanı toprakla buluşturmak için çağrı da yapıldı.

Eski Orman Mühendisleri Odası Başkanı Salih Sönmezışık ise siyasilerin oy yatırımlarına malzeme edilen ormanların her geçen gün yağmalandığını belirtti. Sönmezışık, Çevre ve Orman bakanlıklarının birleştirilmesinin ardından kurumda artan kadrolaşma nedeniyle bakanlığa bağlı birçok birimin görev yapamaz hale getirildiğinin altını çizdi.

Yangın büyük tehdit

Koç Yeşil Bilgi Platformu’ndan yapılan açıklamada da dünyada her yıl 16 milyon hektar orman alanının yandığına dikkat çekilerek “Bu dakikada 21 hektar orman alanının kaybedilmesi anlamına gelmektedir. Son 30 yılda dünya orman örtüsünün 5’te 1’i çeşitli nedenlerle yok edildi. 20. yüzyılın başında, dünyadaki ormanlık alanlar tahminen 5 milyar hektardı. O zamandan bugüne bu rakam 4 milyar hektarın altına düştü” denildi.

Kanada'nın Korkunç Geçmişi



Kanada, 1800'lü yıllarda kurulan ve 1990'lara dek varlığını devam ettiren kilise yatılı okullarında ölen ya da kaybolan 150 bin Kızılderili çocuğun akibetini araştırılıyor. Zorla ailelerinden alınan çocuklar asimilasyona tabi tutulmuştu.

Başbakan Stephen Harper'ın 2008 Haziran ayında Federal Parlamentoda Ulusal Şef Phil Fontaine başkanlığındaki 11 Kızılderili liderinden yazılı ve sözlü özür dilemesinin ardından kurulan Kayıp Çocukları Arama Komisyonu, çalışmalarına başladı.

Komisyona ilk aşamada 60 milyon Kanada Doları (yaklaşık 90 milyon TL) bütçe tahsis edildi. Komisyonun başına da Trent Üniversitesi tarih profesörlerinden John Milloy getirildi.

Yapacakları işin zaman ve sabır isteyen, zahmetli bir iş olacağını söyleyen Milloy, "Kanada tarihinin acılarla dolu bir bölümünü aydınlatmaya çalışacağız. Bu çocuklara ait mezarlıkları ya da olabilecek bütün delilleri kayıt altına almayı ve ailelerine sağlıklı bilgi verebilmeyi hedefliyoruz" dedi.

Komisyonda göreve başlayan Susan Roy ise "İncelenmesi gereken, sadece Birleşik Kiliseye ait 20 bin kutu var. Kayıtların çoğunda, hastalanan çocuk hastaneye sevk edilip okul listesinden çıkarılmış. Hastane kayıtlarında ise çocuklara ait bilgi yok. Bu, çözümü oldukça zor bulmaca gibi" dedi.

Kanada'da 1800'lü yılların başında 150 bini aşkın Kızılderili çocuk, zorla ailelerinden alınmış ve devletin kiliselerde kurduğu yatılı okullara yerleştirilerek asimilasyona tabi tutulmuştu. Ülke genelindeki 130 yatılı okuldan en sonuncusu 1996'da kapatılmış, 2008'de de Başbakan Harper Kızılderililerden özür dilemişti.

Yüksek Tansiyona Karşı Kırmızı Pancar Suyu

Bir bardak içtikten, bir saat sonra yüksek tansiyondan eser kalmıyor...



Nefroloji ve Hipertansiyon Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Türk, günlük bir bardak kırmızı pancar suyu içenlerde yüksek olan tansiyonun bir saat sonra düştüğünün belirlendiğini ifade etti.

Yapılan bir araştırmada günde bir bardak kırmızı pancar suyunun 24 saat boyunca tansiyonu düzenlediğinin belirlendiğini aktaran Türk, "Araştırmada bir bardak kırmızı pancar suyunu içen gönüllülerin yüksek olan tansiyonunun bir saat sonra düştüğü tespit edilmiştir.

Kırmızı pancar suyunun kan basıncını düşürücü etkisinin 3-4 saat içinde zirveye çıktığı ve 24 saat boyunca devam ettiği gözlenmiştir. Hipertansiyon yaşam kalitesini olumsuz etkileyen felç, kalp krizi ve böbrek yetmezliğine yol açan ana nedenlerden biri olarak yaşamımızı tehdit etmektedir" dedi.