------
Showing posts with label Sağlık. Show all posts
Showing posts with label Sağlık. Show all posts

Lokman Hekim



Peygamber veya veli.

Dâvud aleyhisselâmın zamânında, Arabistan'ın Umman tarafında yaşadı. Dâvud aleyhisselâmla görüşüp ondan ilim öğrendi. Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirilmeden önce, müfti olan Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâma peygamberlik bildirildikten sonra fetvâ vermeyi bıraktı. Dâvud aleyhisselâma ümmet oldu. Kendisine hikmet verildi. Eyyûb aleyhisselâmın teyzesinin oğlu oldu daa rivâyet edilmektedir. Fransız bilginlerinin, Calinos'un (Galen'in) bir adı da Lokman Hakim idi demeleri yanlıştır. Çünkü Lokman Hakim, Dâvud aleyhisselâm zamânında; Calinos (Galen) ise, ondan bin yıl kadar sonra yaşamıştır. Lokman ismi Kur'ân-ı kerim'de geçmekte olup, bir sûreye (otuz birinci sûre) Lokman ismi verilmiştir.Bu sûrenin on ikinci âyetinde meâlen; ''Biz Lokman'a hikmet verdik.'' buyrulmaktadır. Buradaki hikmet tâbirinin; akıl, anlayış, ilim, ilimle amel etmek ve doğru karar vermek demek olduğu tefsir kitablarında yazılıdır. Lokman Hakim tabiplerin piridir. Hikmetli sözleri ve oğluna verdiği nasihatler meşhurdur. Kur'ân-ı kerim'de Lokman sûresi 3. âyet-i kerimede meâlen; ''Bir vakit Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrum! Allah'a ortak koşma, çünkü şirk çok büyük zulümdür.'' buyrulmaktadır.

Lokman Hakim'e sen bu hâle nasıl geldin dediklerinde; ''Doğru sözlü olmak, emâneti yerine getirmek, lüzumsuz söz ve işi terk etmekle.'' cevâbını verdi. İnsanlar ondan nasihat istediler, o da şöyle nasihat etti: Öncekilerin ve sonrakilerin ilimleriyle ameledilebilmesi için sekiz şeye dikkat etmek lazımdır. Dört zamanda dört şeyi korumak gerekir; Namazda gönlü, halk arasında dili, yiyip içmede boğazı, bir kimsenin evine girince de gözü korumaktır. İki şeyi hâtırdan hiçbir zaman çıkarmamalıdır. Bunlar; Allahü teâlânın büyüklüğü ve ölümdür. İki şeyi de tamâmen unutmaya çalışmalıdır. Bunlar da; bir kimseye yapılan iyilik ile dost ve yakınlardan görülen kötülüktür.'' Lokman Hakim'in oğluna nasihatlarının bir kısmı şöyledir:

''Ey oğlum!

Dünyâ derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Geminin takvâ, yükün imân, hâlin tevekkül olsun, umulurki kurtulursun.''

''Ey oğlum!

Âlimlere karşı öğünmek, akılsızlarla inatlaşmak ve meclislerde, toplantılarda gösteriş yapmak için ilim öğrenme! İhtiyâcım yok diyerek de ilmi terk etme.''

''Ey oğlum!

Allahü teâlâyı anan (hâtırlayan) insanlar görürsen onlarla otur. Âlim olsan da, ilminin faydasını görürsün ve ilmin artar, sen ehil isen sana öğretirler. Allahü teâlâ onlara olan rahmetinden seni de faydalandırır. Allahü teâlâyı ziktetmeyenleri görürsen onlardan uzak dur.''

''Ey oğlum!

Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah zikir ve tesbih ediyor, sen ise uyuyorsun.''

''Ey oğlum!

Seçilmiş kullara teslim ol, kötülerle dost olma.''

''Ey oğlum!

İnsanlara iyilikleri emir ve nasihat edip kendini unutma! Yoksa mum gibi olursun. Mum insanları aydınlatır, fakat kendini yakıp eritir.''

''Ey oğlum!

Yalandan çok sakın! Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla hayânı, değerini ve makâmını kaybedersin.''

''Ey oğlum!

Kötü huydan, gönüldağınıklığından sakın. Sabırsız olma, yoksa arkadaş bulamazsın.İşini severek yap, sıkıntılara katlan. Bütün insanlara karşı iyi huylu ol.''

''Ey oğlum!

Hep üzüntülü olma, kalbini dertli kılma. İnsanların elinde olana tamâ etmekten sakın. Kazâya râzı ol ve Allahü teâlânın sana verdiği rızka kanâat et.''

''Ey oğlum!

Dünyâ geçici ve kısadır. Senin dünyâ hayâtın ise azın azıdır. Bunun da azının azı kalmış, çoğu geçmiştir.''

"Ey oğlum!

Tövbeyi yarına bırakma, çünkü ölüm ansızın gelip yakalar.''

''Ey oğlum!

Sükût etmekle pişmân olmazsın. Söz gümüş ise sükût altındır.''

''Ey oğlum!

Helâl lokma ye ve işlerinde âlimlere danış, işlerini nasıl yapacağını onlara sor.''

''Ey oğlum!

Âlimler meclisine devâm et. Bahar yağmuru ile yeryüzünü yeşillendiren Allahü teâlâ, âlimlerin meclisindeki hikmet nûru ile de müminlerin kalbini aydınlatır.''

''Ey oğlum!

Amel ancak yakın (Allahü teâlâya olan ilim ve mârifet) ile yapılır. Herkes yakini nisbetinde amel eder. Amel noksanlığı, yakin noksanlığından gelir.''

''Ey oğlum!

Bir hatâ işlediğinde hemen tövbe et ve sadaka ver.''

''Ey oğlum!

Ölümden şüphe ediyorsan uyku uyuma. Uyuduğun ve uyumak mecbûriyetinde kaldığın gibi, ölüme de mahkûmsun. Dirilmekten de şüphe ediyorsan, uykudan uyanma. Uykudan uyandığın gibi öldükten sonra da dirileceksin.''

''Ey oğlum!

Helâl kazanç ile yoksulluktan korun. Yoksul kimse şu üç musibetle karşılaşır: Din zayıflığı, akıl zayıflığı ve mürüvvetin kaybolması.''

''Ey oğlum!

Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer, hayır söyleyen kâr eder, kötü konuşan günâhkar olur, diline hâkim olmayan pişmân olur.''

''Ey Oğlum!

Dünyâmalından yetecek kadarını al, fazlasını âhiret için hayra sarfet, Sıkıntıya düşecek ve başkasının sırtına yük olacak şekil de tembellik etme.''

''Ey oğlum!

Sakın kimseyi küçük görüp hakâret etme. Çünkü onun da senin de rabbimiz birdir.''

Lokman Hakim'in oğlu: ''Babacığım, insanda hangi haslet daha iyiydir?'' diye sorunca; ''Temiz, hâlis din.'' buyurdu. Eğer iki haslet olursa? ''Din ve mal'', üç haslet olursa? ''Din, mal ve hayâ.'' buyurdu. Dört haslet olursa? dedi. ''Din, mal, hayâ ve güzel ahlâk.'' buyurdu. Beş haslet saymak icâbederse diye sorunca; ''Din, mal, hayâ güzel huy ve cömertlik.'' buyurdu. Altı haslet sayarsak deyince; ''Eu oğlum! Allahü teâlâ her kime bu beş iyi hasleti verdiyse, o kimse mümin ve müttekidir. Allahü teâlâ katında veli ve sevgilidir. Şeytanın şerrinden uzaktır.'' buyurdu. Oğlu: ''Babacığım, insandan en kötü haslet hangisidir?'' dedi. ''Allahü teâlâyı inkârdır'' buyurdu. İki olursa dedi. ''İnkâr ve kibirdir.'' buyurdu. Üç olursa dedi. ''İnkâr, kibir ve şükür azlığı.'' buyurdu. Dört olursa dedi. ''İnkâr, kibir, şükür azlığı ve cimrilik.'' buyurdu. Beş olursa diye sorunca; ''İnkâr, kibir, şükür azlığı, cimrilik ve kötü ahlâk.'' buyurdu. Altı olursa deyince; ''Ey oğlum! Bu beş kötü hasletin bulunduğu kimse münâfıktır, şakidir ve Allahü teâlâdan uzaktır.'' buyurdu.

Hafs bin Ömer'den rivâyet edildi ki: Lokman Hakim, yanına bir hardal torbası koydu ve oğluna nasihat etmeye başladı. Her bir nasihatte bir hardal tânesini çıkardı. Nihâyet hardalları tükendi. Sonra da; Ey oğlum! Sana o kadar nasihat ettim ki, şâyet bu nasihatler bir dağa verilseydi, dağ yarılır, parça parça olurdu'' buyurdu. Oğlu da bu nasihatleri tuttu.

Böğürtlen



Cilt gençleştirici özelliği var. Böğürtlen hafıza kaybından, mesane taşlarına kadar pek çok hastalığa iyi geliyor. Mucizevi etkisi ise yapraklarında. Yaprakları kaynatılırsa, yaraları iyileştirmede eşsiz bir ilaç...

* Böğürtlen idrar söktürür.
* Ayaklardaki şişlikleri indirir.
* Yüksek tansiyonu düşürür
* Gözlerdeki zafiyeti giderir.
* Mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur.
* Ağız, dil, diş eti ve bademcik giderir.
* Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser.
* Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir.
* Kökü kaynatılıp, suyu içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

Çilek



Özellikle cilt için çok faydalı ve böbrek intihabına karşı çok etkili... Mucize etkisi ise diştaşlarına karşı...

* Çilek vücuda kuvvet verir.
* Kolesterolü düşürür ve damar tıkanıklığını önler.
* Aynı zamanda çok iyi bir antioksidan olan çilek bağışıklık sistemini güçlendirir. Kansere karşı kuruyucudur.
* Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına çok faydalıdır. Bağırsak kurtlarını döker, idrar söktürür...
* Kanı temizler.
* Diş etlerini güçlendirir ve ağız kokusunu giderir.
* Sakinleştirici etkisi ile tansiyonu düşürür ve stresi azaltır.
* Ateşi düşürür. Romatizma ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir.
* Cildi nemlendirir, tazelik ve güzellik verir.

Bir tavsiye: Çileği ezerek püre haline getirin. Süt ile karıştırıp bunu cilt temizlemede ve cildi canlandırmada kullanabilirsiniz.

Dut



Demir açısından çok zengin, ödem çözücü, idrar söktürücü, bağırsak kurtlarını düşürücü etkisi var. Sadece dut meyvesinin değil yapraklarının da bu özelliği bulunuyor... Yaprakların bir diğer önemli özelliği ise kanamayı durdurması...

Beyaz dutun faydaları

* Vücuda kuvvet verir, kansızlığa iyi gelir.
* Ağız, bademcik ve boğaz iltihabı, diş eti hastalıkları ve öksürüğe karşı faydalıdır.
* Ateş düşürür.
* Karaciğeri kuvvetlendirir.
* Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardım eder.
* Özellikle yemekle birlikte yenildiğinde hazmı kolaylaştırır.
* Aç karnına yenen beyaz dut bağırsak kurtlarını düşürür. Mide ve bağırsakları rahatlatır.

Kara dutun faydaları

* Kara dut ise ağız ve boğaz iltihaplarında mucize etkiler gösterir
* Dut hangi şekilde tüketilirse tüketilsin iyi bir kan yapıcıdır.
* Kişinin kilo almasını sağlar ve iştah açar.

Bir tavsiye: 250 gram suya 7 gram dut yaprağı koyup kaynatın... Bu içildiğinde bağırsak kurtlarını döküyor.

Gıda A.Ş. Belgeseli

Kudret Narının Mucizevi Faydaları

İşte size mucize bir bitki daha. Asırlardır başta mide hastalıklarının tedavisinde kullanılan Kudret narının birbirinden önemli birçok faydası var.



Parçalı yapraklı, tırmanıcı, otsu, bir yıllık bir bitki olan Kudret narının meyvesi olgunlaşınca, birbirinden ayrılır. Sarı çiçekler açar, turuncu-sarı renkli meyveler verir. Anavatanı Hindistan’dır.

Kudret narı ile ilgili son araştırmalardan biri New York Üniversitesi tarafından yapıldı. Araştırmada uzun yıllar boyunca gastrit ve ülserin tedavisinde kullanılan kudret narında HIV virüsünün çoğalmasını engelleyen bir protein keşfedildi. Kudret narının diğer mucizevi faydaları şöyle:

Antibiyotik etkisi var

Kudret narının antibiyotik etkisi bulunuyor. İçeriğinde bulunan Lutein ve lycopene tümörün büyümesini engeller.

Ülsere iyi gelir

Mide ülserini tedavi eder.

Egzamayı iyileştirir

Egzama, sedef ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır.

Yaraları iyileştirir

Yaraların çabuk iyileşmesinde ve çabuk kapanmasında etkilidir.

Karaciğerin dostudur

Karaciğeri destekler.

Kan şekerini kontrolde tutar

Mide problemleri ve kan şekerinin kontrolü için yaygın olarak kullanılır.

Bağırsakları çalıştırır

Bağırsak tembelliğini giderir.

Hücreleri yeniler

Hücreleri yeniler.

Kabızlığı giderir

Ülser, gastrit, kolit ve kabızlık gibi sorunlara karşı kullanılır. 40 gün süreyle kür yapılması önerilir.

Şeker hastalığına karşı iyi gelir

Şeker hastalığına karşı iyi gelir. Kudret narından yapılan ekstrenin şeker hastalığına olumlu etkiler yaptığı tespit edildi. Araştırmaya göre Kudret narının içinde bulunan dört madde şekeri düzenliyor.

Nasıl kullanılır?

Taze kudret narı meyvesi olgunlaşınca ezilir ve balla karıştırılıp kullanılabilir. Sabahları aç karnına yenilir. Bu şekilde 41 gün kullanılır. Kudret narı bitkisinin kullanılan kısmı meyveleridir. Çekirdekleri zehirli olabileceğinden çekirdeklerinden temizlenerek kullanılması gerekir.

Zeytinyağı ile de hazırlanır

Kudret narı meyvesi zeytinyağı ile karıştırılarak da hazırlanabilir. Kullanıma hazır şekliyle, doğal ürün satan yerlerden temin edebilirsiniz.

Sabah akşam bir tatlı kaşığı

Sabah ve akşam yemek öncesi bir tatlı kaşığı alınır. 41 günlük kür olarak kullanılır.

Hekimlerin Motivasyonu Para ve Ticarete Yönelmiş

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, ''Bugün ne yazık ki, para ve ticaret üzerine kurulmuş bir sağlık hizmeti içindeyiz'' dedi.



Bilaloğlu, sağlık sektöründe çalışan ile hasta arasında doğru ilişki kurulması gerektiğine de işaret ederek, şunları kaydetti:

''Bugün ne yazık ki, para ve ticaret üzerine kurulmuş bir sağlık hizmeti içindeyiz. Hekimlerin motivasyonu buna yönlendirilmiş durumda. Sağlık hizmetinin kalitesini insanlar artık tartışır durumdalar. Gözlerine takılan lenslerden, yapılan ameliyatın ne nitelikte olduğuna kadar tartışır durumdalar. Bunlar hekim olarak hiç arzu etmediğimiz durumlar. Biz, 'hekim hastanın sağlığını düşünerek bütün işlemleri yapar' diyoruz. Ama ne yazık ki, verdiğimiz hizmeti belirleyen çalışma koşullarından malzemeye kadar hepsi etkiliyor bunu. O nedenle piyasa koşullarındaki sağlık hizmetinin, hem sağlık hizmetini sunanlar, hem de alanlar için yararlı olmadığını düşünüyoruz.''

Gıdalar Zehir Saçıyor

Yağ, bal ve pekmezin içeriğinin değiştirildiği, pul biberin zirai ilaçlar nedeniyle zehre dönüştüğü ortaya çıktı. Kırmızı ete, domuz, at ve eşek etinin karıştırıldığı belirlendi. Bebek mamalarında kurşun bulundu.



Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 2009 yılı gıda denetim programlarına ilişkin sonuçları açıkladı. Verilere göre, bakanlık, ''içerik'' ve ''etiket'' denetimi olarak iki ayrı kategoride denetim programı yürütürken, etiket denetimlerindeki olumsuz örneklerin oranının çok düşük kaldığı, içerik denetimlerinde ise olumsuz örneklerin kanatlı eti, bal ve pekmezde yoğunlaştığı belirlendi. AB kriterleri de dikkate alınarak yürütülen gıda denetim faaliyetleri programları konusunda geçen yıl 22 bin 172 gıda analizinde içerik denetimi yapıldı.

Bunların yüzde 94,72'sinde analiz sonuçları mevzuata uygun çıktı. Ancak, bin 171 gıda örneğinde analiz sonuçlara mevzuata uygun çıkmadı. Süt ve süt ürünleri, kırmızı et ve unlu mamuller denetiminde olumsuz örnek oranı ortalamanın altında kalırken kanatlı et, pekmez, bal, kuru meyveler, bitkisel yağlar, şekerli mamullerdeki denetim sonuçlarındaki olumsuz sonuç oranı oldukça yüksek çıktı. Ekmek örneklerinin büyük bölümü mikrobiyolojik kriterler yönünden uygun. Analiz edilen 309 ekmek örneğinden 5'inde mikrobiyolojik yönden olumsuzluk tespit edildi.

Bakanlık geçen yıl, 660 beyaz peynir örneğinde mikrobiyolojik kriterler yönünden denetim yaptı. Analizler sonucunda, 24 peynir örneğindeki mikrobiyolojik değerlerin mevzuata uygun olmadığı belirlendi. Analiz sonuçlarına göre, 284 yöresel peynir örneğinden 5'inde (yüzde 1,76) mikrobiyolojik açıdan uyumsuzluk belirlendi. Sade, meyveli veya çeşnili dondurma veya sütlü buzda 380 örnekte mikrobiyolojik analiz yapılırken 17 örnek olumsuz çıktı. Sade yoğurtta taklide yönelik 893 örnek üzerinde yapılan analiz sonucunda, 27 örnekte olumsuzluk saptandı. Analiz edilen 757 süt ürünlerinin 37'sinde (yüzde 4,89) taklit ve tağşiş yapıldığı, süt yağı yerine bitkisel yağ katıldığı belirlendi.

ETTEKİ ÜRKÜTEN TEHDİT

Kırmızı et ve et ürünlerinde domuz, at ve eşek etinin katılıp katılmadığını belirlemek için 462 örnek analiz edildi. Bunların yüzde 0,65'i olumsuz çıktı. Ancak, kırmızı et ürünlerine kanatlı eti katılıp katılmadığını belirlemek amacıyla yapılan denetimlerde olumsuzluk oranı yüzde 3,20 olarak belirlendi. 406 kırmızı et ürününden 13'üne kanatlı eti katıldığı tespit edildi. Tavuk, hindi, bıldırcın veya devekuşu etinde mikrobiyolojik kriterler yönünden yapılan analizlerde, olumsuzluk oranının yüzde 17,98 ile oldukça yüksek olduğu belirlendi.

BAL VE PEKMEZDE OYUN

Bakanlık, geçen yıl analiz ettiği 914 bal örneğinin 153'ünde, 265 pekmez örneğinin 90'ında taklit ve tağşiş yapıldığını belirledi. Analiz edilen ürünlerin balda yüzde 16,74'ü, pekmezde ise yüzde 33,76'sı sahte çıktı. Şeker veya şekerlemelerde boya miktarı tayini amacıyla analiz edilen 312 örnekten 22'sinde limitlerin üzerinde boya belirlenirken olumsuz örnek oranı yüzde 7,05 olarak hesaplandı.

KURU KAYISIDA ZEHİR

Kuru meyvelerde aflatoksin tespiti amacıyla yapılan denetimlerde, kırmızı toz ve pul biber ile incir ezmesinde aflatoksin açısından önemli sorun yaşandığı belirlendi. İncelenen 583 fındık örneğinden sadece 6'sında (yüzde 1,03) limitin üzerinde aflatoksin saptanırken, 168 fındık ezmesi örneğinin hiç birinde limitin üzerinde aflatoksine rastlanmadı. Analiz edilen 517 kuru kayısı örneğinin 70'inde (yüzde 13,54) limitin üzerinde kükürtdioksit ortaya çıktı. İncir ezmesi örneklerinin yüzde 17,39'unda aşırı miktarda aflatoksin saptanması dikkati çekti. Antepfıstığında aflatoksinli örnek oranı yüzde 5,23 olarak belirlendi. Yerfıstığında analiz edilen 525 örnekten 33'ünde limitin üzerinde aflatoksin çıktı.

AFLATOKSİNLİ PUL BİBER

Lokum ve helva örneklerinde aflatoksinli örnek oranı yüzde 2'nin altında kalırken, analiz edilen ballı çerez örneklerinin yüzde 21,62'sinde yüksek alfatoksin belirlendi. Alınan 207 lokum örneğinden 4'ü, 210 helva örneğinden 4'ünde ve 148 ballı çerez örneğinden 32'sinde limitlerin üzerinde aflatoksin olduğu ortaya çıktı. Bakanlık, analiz ettiği 413 toz-pul biber örneğinden 61'inde (yüzde 14,77) limitlerin üzerinde aflatoksin buldu. Geçen yıl, analiz edilen 493 kırmızı toz-pul biber örneğinden 7'sinde kanserojen olduğu bilinen Sudan boyası bulundu.

SOFRADAKİ YAĞ DEĞİL BAŞKA BİR ŞEY

Geçen yıl, sıvı yağlarda taklit ve tağşişin tespitine yönelik 521 zeytinyağı örneğinde yapılan analiz sonucunda 13, 175 ayçiçeği yağı örneğinde 14, 160 mısır yağı örneğinde ise 2 olumsuz sonuç tespit edildi. Örneklere göre taklit oranı, mısıryağında yüzde 1,25, zeytinyağında yüzde 2,50 olurken ayçiçeği yağında yüzde 8 düzeyinde tespit edildi. Margarinlerde benzoik ve sorbik asit aranması için yapılan denetimlerde örneklerin yüzde 99,6'sı mevzuata uygun bulundu.

BEBEK MAMASINDA KURŞUN

Zirai ilaç kalıntısı denetimleri korkuttu. 2 bin 262 bitkisel üründe yapılan kalıntı analizinde, 155 üründe limitlerin üzerinde pestisit belirlendi. Bin 311 hazır yemek örneğinde yapılan analizlerde, örneklerin yüzde 4,42'si mikrobiyolojik kriterlere uygun çıkmadı. Analiz edilen 122 bebek mamasından 3'ünde kurşun çıktı. Olumsuzluk oranı yüzde 2,46 olarak hesaplandı. Taze ıspanakta yüzde 2.40 oranında nitrat kalıntısı belirlendi. 2 bin 401 tuz örneğinden 94'ünde iyot oranının mevzuata uygun olmadığı anlaşıldı. Alkollü içki denetim programı kapsamında yapılan denetimlerde 599 rakı, viski, votka örneğinden 3'ünde metil alkol olduğu belirlendi.

ETİKETTE SORUN YOK

Gıda ürünlerinin etiketlenmesine ilişkin yaptığı denetimlerde, üreticilerin etiketlemeye ilişkin mevzuata hemen hemen tam uyum sağladığı belirlendi. Bakanlık, 36 bin 718 gıda örneği üzerinde etiket denetimi yaparken, sadece 102 örneğin etiketlenmesinin mevzuata uygun olmadığı tespit edildi. Etiketlemede mevzuata uyum yüzde 99,72 çıktı. Etiketlemede en yüksek uyumsuzluk oranı yüzde 0,98 ile süt ve süt ürünlerinde görüldü. Bitkisel çaylar ve enerji içecekleri etiketlerinin ise mevzuata tam uygun çıktı.

DENETİMLER İŞE YARIYOR

Bakanlık tarafından 2008'de yapılan gıda denetim sonuçlarına göre, geçen yılki denetimlerde olumsuz örnek ortalaması düştü. Bakanlığın 2008'de 19 bin 714 gıda örneği üzerinde yaptığı denetimlerde 18 bin 505 örnek mevzuata uygun bulundu. Bin 208 örneğin de mevzuata uygun olmadığı belirlenmişti. Geçen yıl yüzde 5,28 olan gıda denetimlerinde olumsuz örnek oranı, 2008'de yüzde 6,13 düzeyindeydi. Geçen yıl yüzde 0,28 olan gıda maddelerinin etiketlerinde genel etiketleme ve beslenme yönünden etiketleme kurallarına uygunluk açısından yapılan denetimlerde olumsuz örnek oranı, 2008'de yüzde 0,46 olarak belirlenmişti. Ancak, zirai ilaç kalıntısı denetimlerinde 2008'de yüzde 4,14 olan olumsuz örnek oranının 2009'da yüzde 6,85'e çıktığı belirlendi. Diğer taraftan, süt ve süt ürünleri grubundaki mikrobiyolojik analizlerde, olumsuz örnek oranının yüzde 5-20'lerden yüzde 1,5-4,9'lara, pekmezdeki olumsuz örnek oranının da yüzde 52,62'lerden yüzde 33,96'ya düşmesi dikkat çekti.

BİN 582 FİRMA HAKKINDA SUÇ DUYURUSU

Bakanlık, geçen yıl 92 bin 718'i gıda üretim yeri, 163 bin 382'si gıda satış yeri, 94 bin 355'i toplu tüketim yerinde olmak üzere toplam 350 bin 455 denetim gerçekleştirdi. Denetimler sonucunda, 8 bin 361 adet idari para cezası uygulanırken bin 582 firma veya kişi hakkında da savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Önceki yıl, 340 bin 874 denetim sonrası 6 bin 958 adet idari para cezası uygulanmış, 905 firma veya kişi hakkında suç duyurusu yapılmıştı.

Maydanozun Faydaları



Uzmanlara göre maydanoz, dünyadaki en besleyici yiyeceklerden birisi ve bir demir deposu durumunda. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum, kükürt ve A vitamini bulunuyor. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor. Böbrekleri, karaciğeri ve idrar yollarını temizlemeye yardım ediyor. Kan şekerini normal seviyede tutuyor ve kansere karşı da koruyucu.

100 gr. taze maydanozun içerdiği önemli besin değerleri şunlardır: 34 kalori; 7,7 mgr. demir; 760 mgr. potasyum; 200 mg. kalsiyum. 4.040 mcgr. A vitamini kaynağı betakaroten: 10 mgr. folik asit ve 190 mgr. C vitamini.

Yukarıda sayılan bazıları çok önemli besin değerlerinin yanı sıra;

Maydanoz güçlü bir idrar, balgam ve safra söktürücüdür: Günde yalnızca 25 gramlık maydanoz alımı, bedendeki aşırı sıvı birikimlerini yok eder. (Ama, ödemlerin nedeni konusunda uzman doktorlara başvurulmalıdır.) Bu işleviyle maydanoz gut hastalığı tedavisi ile böbreklerin yavaş çalışmasının hızlandırmaya yardımcı olur. Maydanoz, C vitamini ile A vitamini kaynağı betakaroten gibi antioksidan maddeler yönünden çok zengindir. Bu nedenle maydanozu bolca tüketen kişilerin kanser, kalp hastalıkları ve katarakta yakalanma; felç olma rizikosu azalmaktadır.

Maydanoz, içerdiği yüksek orandaki demir, folik asit ve C vitamini ile kansızlığı önler, bedeni güçlendirici etkiler yapar.

Maydanoz çok zengin ve doğal bir kalsiyum kaynağıdır.

Ayrıca maydanozun, sağlığa yararlı su etkileri de vardır: Kadınların aybaşı ağlarını azaltır, aybaşı dönemini düzene sokar. İştahı açıp sindirimi kolaylaştırır. Mide ve bağırsaklardaki aşırı gazı söktürür. Karın ağrılarını hafifletir. Soluğun kötü kokusunu yok eder. Grip hastalığının atlatılmasına yardımcı olur. Afrodizyak (cinsel gücü artırıcı) etkileri olduğu da ileri sürülmektedir.

Bütün bu çok yararlı etkileri sağlamak üzere körpe maydanozların gündelik diyetimize katılması ve günde 25 gr. alınması yeterli olur.

Dikkat: Maydanoz dölyatağını (rahmi) uyardığından, gebelikte aşırı miktarda alınmamalıdır.

Şeker Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Uzmanlar şeker tüketimine karşı dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu, işte o sonuçlar...



1- Ortalama bir Amerikalı yılda yaklaşık 24,5 kilo rafine şeker tüketiyor. Bunun 10 kilosunu şekerlemeler oluşturuyor. Cadılar bayramında şeker tüketimi doruk noktasına ulaşıyor. Öte yandan, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na bağlı Tarımsal Ekonomi ve Araştırma Enstitüsü’nün değerlendirmeleri, 1994-2005 döneminde Türkiye’de kişi başına tozşeker tüketiminin yılda ortalama 18 kilodan 15,3 kiloya düştüğünü ortaya koyuyor. Ülkemizde de şeker bayramı sırasında şeker tüketimi artıyor.

2- Kandaki şekerin fazlası glikolizlenme adıyla bilinen bir süreçle derideki kolajenlere ilişir. Bu da derinin esnekliğini yitirmesine ve kırışıklıkların oluşmasına yol açabilir.

3- Şeker tüketiminin azaltılması derinin yeniden esnekliğine kavuşmasına yardımcı olabilir.

4- Hindistan’da insanlar en az 2000 yıldır şeker kamışından elde ettikleri şekeri kristalleştiriyor. Büyük İskender’in eşlikçileri oraya ayak bastıklarında arısız bal üreten bu insanlar karşısında şaşkınlığa kapılmışlardı.

5- Alman kimya uzmanı Andreas Marggraf, 1747 yılında, şeker pancarının içerdiği şeker ile şeker kamışındaki şekerin birbirleriyle aynı olduklarını keşfetti. Şeker pancarından elde edilen şekerin arıtım işlemlerine ilk kez 1802 yılında başlandı ve böylelikle kuzey iklim ülkeleri ilk kez ucuz şekerlemelere kavuşmuş oldu.

6- A.B.D’de bir yılda üretilen 8,4 milyon ton şekerin yarısından fazlası şeker pancarından elde ediliyor. Türkiye’de de üretilen şekerin %90 kadarı…

7- Bir oturuşta tam 16 kesme şekeri midenize indirdiğinizi düşünebiliyor musunuz? Oysa, bu miktar 200 ml’lik bir şişe kola içtiğinizde tükettiğiniz şekerin biraz altında.

8- Sakarin ve aspartam gibi yapay tatlandırıcılar, çok farklı başka bir araştırma yapmakta olan uzmanların, deneydeki bileşimleri tatmaları ve tadından hoşlanmaları sonucunda kazara bulundular.

9- Bir araştırmacının deney malzemesini tatmaya kalkışması pek de olağan bir durum sayılmaz. Ne var ki, bu araştırmacıların en azından bir gerekçeleri vardı. Şimdilerde Splenda markasıyla satılan sükralozu bulan bilim insanları, aslında bir böcek ilacı oluşturmaya çalışıyorlardı.

10- Bugüne dek bilinen en tatlı bileşim olan “lugduname”, sofrada kullandığımız şekerden 200.000 kat daha tatlı.

11- Şekerler karbon, hidrojen ve oksijen moleküllerinden oluşur. En basit şekerler glikoz, fruktoz ve galaktoz içerir. Sofra şekeri kristalleştirilmiş sukrozdur. Sukroz ise bir fruktoz molekülü ile bir glikoz molekülünün birleşmesi sonucunda oluşur.

12- Şekerler, canlılarda en fazla bulunan organik molekül türü olan karbonhidratların yapıtaşlarıdır.

13- Sekiz atomlu bir şeker türü olan glikolaldehid’e, Samanyolu’nun merkezine yakın bir yerdeki yıldızlar arası bir gaz bulutunda bile rastlanıldı.

Rafine Şeker Zehir, Doğal Şeker Şifa

Gerçek ortaya çıkıyor! Doğru ile yanlış birbirinden ayrılıyor... Rafine şekeri yersen, doğal şekeri yemzesen hastalıklar başlıyor. Peki, ama nasıl?



Prof. Dr. Erkan Topuz, geçtiğimiz hafta Star TV'de yayınlanan Arena programında, kansere karşı korunmak için önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Topuz, bilim adamlarının "şeker pancarını" doğrudan doğruya lapa haline getirerek, fareler üzerinde kansere karşı koruyucu etkisi olup olmadığını test ettiklerini belirtti. Yapılan deneyde, 65 fareye radyasyon verip aynı zamanda şeker pancarı lapası vermişler, diğer 65 fareye sadece radyasyon vermişler. Şeker pancarı verilen farelerde, toksidenin yüzde95 oranında azaldığını görmüşler. Prof. Topuz, “Bu çalışma hayvanlar üzerinde yapılmış olsa da ümit verici bir çalışmadır. Doğal şeker pancarının hiçbir zararı yoktur, faydalı bir besindir, tüketilmesi çok faydalıdır” dedi.

Peki, şeker pancarı çok faydalı ve masum bir gıda ise şeker pancarından elde edilen rafine şeker neden zehir? Eskilerin altın değerini biçtikleri şeker, neden günümüzde hemen hemen tüm hastalıkların sebebi olarak gösteriliyor? Şeker mi suçlu, yoksa şekerin rafine işlemi sırasında gördüğü işlemler mi? Gerçekte şeker nedir? Hayatımıza ne zaman ve nasıl girdi? Kaç çeşit şeker var? Atalarımız şekeri nasıl üretip, tükettiler? Şekerin tarihi hangi gerçekleri ortaya çıkarıyor? Yaşamımız için şekerin önemi ne? Hiç şeker tüketmezsek ne olur? Doğal şekeri doğru tüketmenin yolu ne?

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, sorularımızı cevapladı.

Atalarımız şekeri nasıl üretip tükettiler?

"İnsanlar geçmişte asırlar boyunca, hurma, üzüm, elma ve armut gibi yoğun şekerli meyvelerin suyunu sıkarak "şeker" niyetine kullanmışlar. Kimi zaman da meyvelerden elde ettikleri suyu kaynatıp, pekmez yaparak şeker ihtiyaçlarını karşılamışlar. Bu asırlardır dünyanın her yerinde var olan bir gelenek. Kısaca meyveler, bal ve pekmez, insanların “doğal şeker” olarak tanıdıkları, vücutları ile tamamen uyumlu ve faydalı etkileri olan gıdalar.

Kristal şekerin elde edilmesinde hareket noktası ise “şeker kamışı” olmuş. Geçmişte tarih boyunca şeker kamışından hareketle şeker elde edilmiş.

Tropikal ülkelerde yetişen şeker kamışı, çok su ve çok sıcak seven bir bitki. İnsanlar şeker kamışının boğumları arasındaki sıvıyı fark ettikten sonra, mengenelerde taşın arasında suyunu sıkıp, ya hemen tüketmişler, ya daha uzun ömürlü kullanmak amacı ile kaynatıp konsantre etmişler ya da geleneksel yöntemlerle konsantre olan sıvının dibindeki kristalleşmiş tortuları buharlaştırarak kristal şeker haline getirip kullanmışlar. Şeker kamışının içindeki su miktarı ne kadar fazla ise çabuk bozulma ihtimali de o kadar çabuk olur! Bunun için, bildiğimiz pekmez usulü kaynatıp konsantre ettikten sonra buharlaştırmışlar ve kristal şeker halinde kullanmışlar."

Son yıllarda zehir ilan edilen üç beyazdan biri şeker biri tuz. Ancak zehir ilan edilen tuz konusunda gerçekler ortaya çıktı. Rafine tuz, insan vücudunda zehir etki yaparken, kristal deniz tuzu, vücudun dengeli çalışmasını sağlıyor. Tabiat, deniz tuzunu en sağlıklı şekilde tuz mağaralarında saklıyor. Ve bu tuzun insan doğası ile birebir uyumlu olduğunu biliyoruz.

Peki, tabiat "doğal şekeri" nerede saklıyor ve bize nasıl sunuyor?

"Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen kristal şekerin içinde “sükroz” diğer adıyla “sakkaroz” denilen bir madde vardır. Meyveler “früktoz” içerirken, bal hem früktoz, hem glikoz hem sükroz hem de maltozu bir arada içermektedir. Yani balda tüm şekerler “doğal” olarak mevcut…

Bütün şekerli bitkiler fotosentez ile topraktan aldıkları su ve mineralleri kendi içinde sentezleyerek şekere dönüştürüyor. Örneğin elma, topraktan su ve mineral alıyor, güneşten aldığı ışınlarla kendi fabrikasında doğal kimyası ile şeker imal ediyor. İmal ettiği bu şeker insana birebir uyumlu.

İnsan da tabiatın bir parçası meyveler de kısacası topraktan elde edilen her şey tabiatın bir parçası, arılar da tabiatın bir parçası onların çiçeklerden imal ettiği bal da, kısaca tabiatta var olan doğal gıdaların tümü insan doğasına birebir uyumludur ve bu gıdalarda bulunan maddelerin insan vücudu için önemli etkileri vardır. Ancak, tabiattan gelen doğal gıdalar dıştan müdahale ile başka bir şekle dönerse işte o zaman insana zehir etkisi yapıyor.

İşte insan hayatı için hayati önem taşıyan şeker de dıştan müdahalelerle zehire dönüşmüştür. Bu noktada şeker kamışının tarihine baktığımızda her şey net olarak ortaya çıkmaktadır."

Şeker kamışı ne zaman ve nerede ortaya çıkmış?

Şeker kamışı, M.Ö. 3000’li yıllarda Hindistan’da fark edilmiş. Çok önemli bir medeniyet merkezi olan ve birçok alanda tarihe damgasını vuran Hindistan’da, kutsal sayılan “veda”larda “şeker kamışı” yer almaktadır. Veda, Hintlilerin kutsal saydıkları tarihi metinlere verdikleri ad. Bu tarihi metinlerde şeker ve şeker kamışı önemli bir yere sahiptir.

Hintliler şeker kamışı tohumlarını ekip yetiştirdikten sonra, elde ettikleri şeker kamışını sıkmışlar, sıvısını alıp ya hemen kullanmışlar ya da konsantre ederek daha uzun dayanmasını sağlamışlar. Konsantre edilen yani bizim bildiğimiz pekmez kıvamındaki şeker kamışının bir müddet sonra kristalleştiğini keşfettikten sonra da dibe çöken bu kristalleri alıp suyunu buharlaştırıp kristal şeker elde etmişler.

İşte bugün bildiğimiz “kristal toz şekerin” geleneksel doğal yolla elde edilme şekli budur. Ve bunun insan üzerinde zehir etkisi yoktur, insana birebir uyumludur. Çünkü herhangi bir kimyasal katkı görmeden doğal yolla elde edilmiştir."

Doğal kristal şeker dünyaya nasıl yayılmış?

Şekerin dünyaya tanıtılması, İslam Medeniyeti aracılığı ile gerçekleşmiştir. 8. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar dünyanın en büyük medeniyeti, Ortadoğu’daki İslam Medeniyeti olmuştur. Bütün Ortadoğu, Afrika ve Anadolu topraklarını içine alan İslam Medeniyetinde şekerin çok önemli bir yeri vardır. Hindistan’da keşif edilen ve üretilen şeker, İslam âlimleri tarafından Anadolu topraklarına getirildi, imalathaneler kuruldu ve seri olarak şeker üretimi başladı. İslam âlimlerinin şekere bu kadar önem vermesinin çok önemli bir sebebi vardı!

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ilan etmesinden sonra 30 yıl içerisinde İslamiyet çok büyük bir coğrafyaya yayılıyor ve burada ilim ve bilimde büyük ilerlemeler oluyor. Aynı dönemde batı medeniyeti ise karanlık çağını yaşıyor. Avrupa’nın bu karanlık çağı yaşamanın sebebi ise Hıristiyanlığın yanlış yorumlanması! Bu yanlış yorumlamalar, “Bu dünyayı bırakın, öbür dünyaya bakın!”, “Yemeyin, içmeyin, vücudunuza ne kadar ıstırap verirseniz öbür dünyada cennete girersiniz” şeklinde oluyor. Yeme, içme, giyinme, temizlenmeyi terk ediyor, hekimlik ve ebelik gibi ilimleri de geri bırakıyorlar. İşin arkasında ise bu gidişattan faydalanan bir kilise var. İnsanlara sözde cennet anahtarı veriyor, onları cennete gönderiyor ve günahlarını çıkarıyor. Bu çalışmadan inanılmaz paralar kazanan kilise, para kazandıkça güç kazanıyor ve güç kazandıkça da bilim çalışmalarını donduruyor.

İslamiyet ise bu çağda büyük bir gelişme içinde oluyor. Ve bilim müthiş bir ilerleme gösteriyor. Bu ilerleme içinde şeker de yer alıyor…

İslam âlimleri, şekere neden çok önem veriyorlardı?

İslam dünyasında hekimler için bir numaralı madde şekerdir. İslam âlimleri şekeri keşfettikten sonra önemini de ortaya çıkarmıştır. O dönemde bütün ilaçlar bal veya şekerle yapılmıştır. Osmanlı hekimleri de ilaç yapımında şekere çok önem vermiştir. Bunun sebebi, doğal şekerin bitkilerdeki etken maddenin hızla kana karışmasını sağlamasıdır.

Diascorides’ten itibaren ilaç yapımında şarap, sirke veya kurutma yöntemi kullanılmıştır. İslam âlimleri ise ilacı macun veya şerbet ile ilaç yapmışlar ve tüm dünyaya bu kültürü yaymışlardır. “Nabza göre şerbet vermek” atasözü de buradan gelmektedir. Hekim, hastanın nabzına bakar, hastalığı teşhis eder ve ona göre şerbet vererek hastayı tedavi ederdi. Bu uygulama Hint tıbbında da vardı. Günümüzde Tibet tıbbında halen uygulanmaktadır. Tibet tıbbının kaynağı ise İbn-i Sina’dır. İnsanın nabzı ile hastalığın ne olduğu ve nerede olduğunu tespit etmek mümkündür. Kadının gebe olup olmadığı, bebeğin cinsiyeti, hastanın ölüp ölmeyeceğini bile nabız üzerinden tespit ederlerdi. Ancak hekimler, ölüp ölmeyeceğini asla söylemezler, Allah’tandır, Allah bilir derlerdi.

Şeker o dönemde nerede üretiliyordu?

Şeker ihtiyacının artması ile imalathaneler geliştirildi ve zaman içinde beyaz şeker imal edilmeye başlandı.

“Doğal şeker” nasıl beyazlatılıyordu?

Atalarımız, ilk önce günümüzde sülfürleme yolunu denediler, yani bugün kayısı beyazlatmada da kullanılan kükürt dioksit ile şekeri beyazlattılar. Daha sonra da kireç sütü kullanarak şekeri beyazlatmışlar. Kireç sütü ile beyazlatırken, şeker kamışının suyunu sıktıktan sonra kaynatıp konsantre ediyorlar daha sonra kireç sütü ile karıştırıp tortular aşağı inince yukarıdaki sulu kısmı alıyor, tortuları tekrar kaynatıp suyunu buharlaştırarak beyaz kristaller elde ediyorlardı. Ayrıca, şekerli meyvelerden de aynı yöntemle çeşitli türlerde şeker üretimi yapıyorlardı.

Avrupa yani batı medeniyeti şekeri nasıl tanıdı?

Banyo yapmayan, çul gibi elbiseler giyen, tahta tabaklarda yemek yiyen karanlık çağ insanları, 12. yüzyılda yapılan haçlı seferleriyle, mis gibi güzel kokan, renkli ipek elbiseler giyen, banyo yapan, cam kadehlerde şerbetler içen insanlarla karşılaştılar.

Doğal şeker, nasıl rafine şeker oldu?

İslam dünyasındaki şeker üretimi ile bilgiler, 14. yüzyıl başlarında Venedikliler yolu ile Avrupa’ya geçti. Haçlı seferleri zamanında gördükleri şekeri, bugünkü bavul ticareti anlayışı ile Venedik üzerinden Avrupa’ya sattılar. O dönemde şeker altın kadar kıymetliydi. Avrupa, şeker kamışını keşfetti ama büyük bir sorun vardı. Avrupa ikilimi çok soğuktu ve şeker kamışı üretimi için uygun bir ortam yoktu. Uzun yıllar sıcak ülkelerden şeker aldılar. Ancak, 17. yüzyıl başlarında Alman kimyager Marggraf tarafından şeker pancarından şeker üretilebileceği keşfedildi.

O dönemde şeker pancarı, soğuk ülkelerde kolay elde edilen bir bitkiydi ve sadece hayvanlara yediriliyormuş. Avrupa, şeker pancarından şeker elde etme yolu keşif ettikten sonra daha çok ve daha çabuk para kazanmak amacı ile 19. yüzyıl başlarında fabrikasyon şeker üretimine başlıyor. İşte bu noktada şeker rafine olarak “zehire” dönüşmeye başlıyor. Eğer, İslam dünyasının şeker kamışından şeker elde etme usulünü, şeker pancarına uygulamış olsalardı hiçbir zararı olmayacaktı. Ama tam bir fabrikasyon üretim, fabrikanın “ne kadar çok şeker üretirsem, o kadar çok kazanırım” anlayışı ile işlediği için, önce şeker kamışını birçok işlemden geçirerek rafine ettiler, istedikleri verimi alamayınca, şeker pancarına ağırlık verdiler.

Beyazlatma işlemini, kömür veya hayvan kemiği külü kullanarak yaptılar. Üretimi daha da hızlandırmak ve daha çok ürün almak için yıllar ilerledikçe sentetik beyazlatıcılar kullanmaya başladırlar.
Örneğin, Türkiye’nin en büyük şeker fabrikalarından biri, bundan birkaç yıl öncesine kadar odun kömürü kullanırken, bugün sentetik reçine ile beyazlatıyor!

Kısaca, daha çabuk ve daha çok ürün almak için, “en ucuz şekilde ve en çok nasıl üretirim” anlayışı ile şeker pancarı fabrikaya girdiği andan itibaren, çok fazla işlem gördü ve kimyasal katkı maddeleri arttıkça, rafine edilmiş şeker zehir etki ile sofraların “tatlı zehiri” oldu. Bugünkü şeker üretim teknolojileri, o masum şeker pancarını zararlı hale getirdi ve her geçen gün kötüye gidiyor.

O zaman asıl suçlu doğal şeker değil, şeker pancarı ve şeker kamışının kimyasal katkılarla rafine işlemine uğrayıp yapaylaşması veya rafine şekerin genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde edilmesi diyebilir miyiz?

Evet, kısaca böyle özetleyebiliriz. İşin içine yapay kimyasallar girdikten sonra, her ne kadar buharlaştırıp kimyasalları ayrıştırıyoruz deseler de kimyasal madde üretim sırasında şekerin içine işliyor ve tüketen insanın da içine işlemiş oluyor! Aynen filtre edilmiş kahve gibi…

Ayrıca, daha çok şeker pancarı elde etmek için, bitkinin toprakta gelişimi sırasında suni gübre kullanılıyor, eskiden küçük boyda olan pancarlar şimdilerde eskinin 5-10 katı büyüklükte. Şeker pancarı, fabrikaya girdikten sonra yıkanıp, parçalanıyor ve şeker imalatına giriyor. Topraktaki tüm zararlı kimyasallar pancar aracılığı ile şekere işliyor, şeker rafine edilip beyazlatılırken ayrıca kimyasallar alıyor ve tüm bu zararlı kimyasallar şeker aracılığı ile inan vücuduna işliyor. İşte rafine şekerdeki zarar böyle oluşuyor! Bugün sofralarımıza giren rafine toz şeker böyle iken, kesme şekerin içine ayrıca yapıştırıcılar ilave ediliyor be durum daha da vahim hale geliyor.

Şeker pancarı, koyun gübresi ile organik olarak üretilse, şeker üretimi de eski geleneksel yöntemlerle yapılsa zararı olmaz.

Rafine kristal şeker ambalajları üzerinde %100 “pancar şekeri” yazması herhangi ne ifade ediyor?

Yüzde100 pancar şekeri, nişasta bazlı şeker riskini ortadan kaldırıyor. Mısırdan, özelliklede genetiği değiştirilmiş mısırdan, şurup elde edilirken, mısır kimyasallarla parçalanıyor, içindeki nişastayı ayırıp ondan şeker üretiyorlar ki bu rafine şekerden çok daha zararlı! Pancar şekeri 100 kuruşa imal ediliyorsa mısır şekeri 5 kuruşa imal ediliyor. İşte bu yüzden yüzde100 pancar şekeri olması, kısmen daha az zararlı olduğunu ifade ediyor.

Esmer şeker, halk arasında en sağlıklı şeker olarak biliniyor. Peki, esmer şeker doğal mı?

Şeker pancarı veya şeker kamışından elde edilen şeker, eğer atalarımızın usulü ile elde ediliyorsa sorun yok.

Şeker kamışı çok çabuk böceklenen bir bitki, böceklenmeyi önleyici kimyasal ilaç kullanıyorlar mı sorusunu sormamız gerekiyor. Şeker kamışı veya şeker pancarı yetiştirilirken, daha fazla ürün elde etmek amacı ile kimyasal ilaçlar ve suni gübre kullanılıyorsa o zaman sağlıklı diyemeyiz.

Glikoz üretimi nasıl yapılıyor? Glikoz neden insan sağlığı açısından çok tehlikeli?

Glikoz korkunç bir madde, nişastanın kimyasallarla parçalanmasından elde edilen bu ürün özellikle kan için çok zararlı. Çünkü olduğu gibi kana karışıyor. Doğal şeker, insülin ile parçalanarak kana geçerken, glikoz direk kana karıştığı çok zararlı. Mısır şurubu da aynı şekilde… Glikoz, kahverengi ve bal kıvamında bir madde, bu sebeple piyasada ucuz balların çoğuna maalesef glikoz katılıyor. Bal alırken çok dikkatli olmak gerekiyor.

Früktoz, gerçekten meyveden mi elde ediliyor?

Früktoz, meyvelerdeki şekere verilen isim. Doğal yolla, yani meyveden ve dozunda alındığında zararı yok. Ancak, piyasada satılan ve hazır gıdalarda kullanılan früktoz, kimyasal yolla elde ediliyor. Maalesef kaynağı meyve değil, mısır!

Meyvelerde hem früktoz hem glikoz hem de sakaroz var. Bunların içinden früktozu ayırmak hem çok zor hem de çok pahalı.

İnsan doğasına aykırı olduğu için şeker zehir oldu.

İnsan vücudu niçin doğal şekere ihtiyaç duyuyor? Düzenli ve dengeli bir şekilde doğal şeker tüketmeyen bir kişinin vücudunda ne gibi tahribatlar ortaya çıkabilir?

Eski tıbba göre, doğal şeker karaciğer için çok önemli, şeker olmazsa karaciğer sentez yapamaz ve ölür! Ayrıca, beynin çalışması için de yine doğal şekere ihtiyaç var. Tabi burada eski tıbba göre uygulanmış, tamamı ile insan doğasına uyumlu olan doğal şekerden bahsediyoruz. Rafine şekerin, insan doğasına uyumlu olmadığı ve organlarımız bu şekeri tanımadığı için vücudumuzda zehir etkisi ile büyük tahribatlar yaptığını tekrar hatırlatalım.

İnsanlar sağlıklı şeker tüketimini nasıl yapabilir?

Güvendikleri bal ve pekmezi rahatlıkla kullanabilirler. Kuru ve yaş meyveleri tüketebilirler. Reçel yapımında konsantre edilmiş meyve suyundan yararlanabilirler. Rafine şekeri önermiyoruz ama mutlaka kullanacaklarsa çok az miktarda pancar şekeri kullanabilirler.

Suni tatlandırıcılar, mısır şurubu ve glikoz içeren tüm ürünlerden uzak dursunlar. Fabrikasyon reçeller, bisküvi ve şekerlemeler, hazır tatlı ve baklavalar çok riskli.

Geleneksel tatlarımızdan biri olan “reçelin” ana malzemelerinden biri “şeker”. Peki, evde reçel yapmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

Görünüşe önem vermiyorlarsa, eskiden atalarımızın da yaptığı gibi “pekmez” kullanmaları en sağlıklı uygulama olur. Ayrıca, reçel yapılacak meyvenin türüne göre elma, üzüm gibi meyve sularının konsantresi de olabilir. Rafine şekeri kullanmalarını tavsiye etmiyoruz, ama çok az miktarda ve pancar şekeri olmak kaydı ile tercihi yine kendilerine bırakıyoruz.

Tıbb-ı Nebevi Açısından Gıda ve Sağlığımız



Gıda (besin), sözlüklerde beslenme vasfı olan her türlü madde, azık, canlıların yaşaması ve varlığını sürdürmesi için gerekli olan şeyler olarak tanımlanmaktadır.

Sağlıklı olmak en büyük nimetlerden biridir. Çünkü dünyayı ve ahireti kazanmak ancak sağlıklı olmakla mümkündür. Peygamber (as) sağlık hakkında şöyle buyurmuşlardır:

“Sizlerden her kim vücutça sağlıklı; canından ve malından korkusuz ve huzurlu; günlük yiyeceği de yanında olarak sabahlarsa, sanki dünyanın bütün nimetleri kendisinde toplanmış gibi olur.”

Bir diğer hadislerinde de:

“İnsanlar şu iki şeyde aldanmıştır; bunlar sağlık ve boş vakittir.” buyuruyor.

Ölçü ve denge dini olan İslam, beslenme konusunda da aşırıya kaçmayı yasaklamış, bu konuda itidal üzere olmayı yani yeterli ve dengeli beslenmeyi emretmiştir.

Nitekim ilgili hadislerde de: “Acıkmadan sofraya oturmayınız. Sofradan tam doymadan kalkınız.”

“İnsanoğlu için tıka basa dolu mideden daha zararlısı yoktur.” buyurmuşlardır.

Çünkü yetersiz ve dengesiz beslenmek veya mideyi tıka basa doldurmak birçok hastalığa davetiye çıkarır.

Yediğimiz besinlerle sağlığımız arasında çok yakın bir ilgi vardır. Nitekim Hz. Peygamberimiz’den bu konuda çok sayıda hadis rivayet olunmuştur. Öyle ki bu hadisler Tıbb-ı Nebevî denilen kaynaklarda toplanmıştır. İşte bu hadislerden bazıları:

“İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak üç lokma yeterlidir. Eğer ille de fazla yemek isterse karnının üçte birini yemeğe, üçte birini içmeye, üçte birini ise nefes alıp vermeye (havaya) ayırsın.”

“İçinizde Allah’ın en nefret ettiği kişiler: Çok uyuyan, çok yiyen ve çok içen kimselerdir.”

“Birçok hastalığın sebebi çok yemedir.”

“Allah’a en sevimliniz az yiyenleriniz, vücutça da hafif olanlarınızdır.”

“Allah’ı zikrederek ve namaz kılarak yediklerinizi eritiniz. Yemeği yedikten sonra uyumayınız. Zira kalbiniz kararır. Yemekten sonra ise çok hareket etmeyiniz, bunun zararını görürsünüz.”

Bu hadislerden de anlaşılacağı üzere birçok hastalığın sebebi olarak fazla yiyip içme gösterilmektedir. Şöyle ki, solunum hastalıkları, damar tıkanıklığı ve sertliği, safra taşları, kalp yetmezliği, horlamalar, varis(damar genişlemesi) ve varis yaraları, karın fıtıkları, bağırsak hastalıkları, âdet bozuklukları, kısırlık vb. daha pek çok hastalığın temel sebebi mideyi tıka basa doldurmaktır.

Gerçekten de mide dolunca, insan vücudundaki kanın büyük bir kısmı, diğer organlardan çekilerek, yenilenleri sindirmek için karın bölgesine pompalanır, bu durumda mide ve kalp civarındaki damarlarda kan yoğunlaşır. Diğer organlardaki kan, belli ölçüde çekilip azalarak gerekli gıda ikmali yapılmadığından insanda gevşeklik ve uyku durumu hâsıl olur. Çünkü bu durumda beyne de az kan gitmektedir. Beyin fonksiyonlarını tam olarak yerine getirmez.

Akşam yemeğini az yiyerek boş mide ile yatmak sağlık için en uygun olanıdır. Mide doluyken yatılırsa, akşam yenilen bütün yemekler hâlen midededir ve hazmedilip bağırsaklara geçmiş değildir. Böylece mide asidi, yediğimiz gıdaların üzerinde biriktiğinden baskı yaparak, yukarı yemek borusuna doğru çıkar ve sonuçta mide rahatsızlıklarına zemin hazırlanmış olur.

Mideyi tıka basa doldurmanın bir diğer olumsuz yönü ise, kanın mideye yönelmesi sonucu uykunun tatmin edici olmayışı ve tam olarak dinlenemememizdir. Bütün bunlar için alınacak en iyi tedbir Hz. Peygamberimiz (as)’ın: “Bütün hastalıkların başı çok yemektir. İlaçların başı ise diyettir.” “Oruç tutun ki sıhhat bulasınız” vb. daha pek çok mübarek tavsiyeleridir.

Maalesef, bugünkü geleneksel beslenme alışkanlığımız birçok hastalığın temel sebebidir. Bunlardan biri de meyveyi yemekten sonra yememizdir. Meyveler, en kolay ve çabuk sindirilen/hazmedilen yiyeceklerdir. Meyveyi, yemekten önce yersek yaklaşık 20 dakikada sindiririz. Meyveyi yemekten sonra yersek, diğer gıdalarla karıştığı için, hazmı zorlaşır. Hatta fermante (mayalanma) olup, önce karbonhidrata sonra alkole bile dönüşebilir. O halde meyveyi Hz. Peygamber (as)’ın sünnetine uygun olarak, yemekten önce yersek sağlığımız açısından çok daha faydalı olur.

Kur'an ve Hadislerde Geçen Gıdaların Temel Özellikleri:

- Temiz ve helal olması (Bakara 216, 172; Maide 5/5, 87-88; Enam 6/118-119, 142; Nahl16/114)

- İnsan vücuduna uygun olup sindirimleri kolaydır.

- Besleyici ve lezzetlidir.

- Sağlığa faydalı ve şifa verici bir özelliğe sahiptirler. Birçok hastalıktan korunmayı sağlar. Yazımızın başında da değindiğim gibi hangi gıdanın hangi hastalığa iyi geleceği ile ilgili hadisler, nebevî tavsiyeler, “Tıbb-ı Nebevî” kaynaklarında toplanmıştır. Bugün artık, modern tıpta da Tıbb-ı Nebevî’nin önemi anlaşılmıştır.

- Vitamin bakımından zengin ve enerji deposudurlar.

- Dengeli ve sağlıklı beslenmemiz için gerekli olan her şey muhtevasında mevcuttur.

Sonuç itibariyle şunları söylemek gerekirse: Allah (cc), insanoğlunu kendisine halife yapmış, başta gıdalar olmak üzere her şeyi insanın hizmetine ve emrine sunmuştur. Bizlere düşen bu gıdaların helal ve temiz olanlarından afiyetle yemek, sonrasında bunları yaratan ve rızık olarak veren (El Rezzak) Hak Teâla’ya şükretmektir.

Şifa Kaynağı Bitkisel Yağlar



İnsanların yüzyıllardır pek çok rahatsızlıklarına çare olarak gördükleri şifalı otlar, bu kez, sağlık ve güzelliği destekleyen doğal bir terapi olarak hak edilmiş bir başarıyla geri geldi. Aromatik bitkilerin, çiçeklerin ve ağaçların tedavi edici özelliklerinden faydalanan aromaterapi günümüzde olabildiğince revaçta. Gebe değilseniz kendinize bitkisel öz yağlar ile dakikalarca mutluluk sunun.

Aromaterapi nedir?

Aromaterapi bitkisel öz yağlarla yapılan doğal bir terapi yöntemidir. Özler vücuda banyo, buğu, kompres veya masaj ile tatbik edilebilir. Yoğun oldukları için çok dikkatli kullanılması gerekmektedir. Bilhassa ruhsal rahatlamayı sağlama, fiziksel ve ruhsal direnci artırmada son derece faydalı bir yöntemdir.

Aromaterapi şu biçimlerde uygulanabilir:

- Banyoda,

- Tütsü yaparak,

- Buğu ile,

- Kompres ile,

- Masaj yoluyla

Bitkisel öz yağ nedir?

Bitkisel öz yağlar, aromatik bitkilerin damıtılmasıyla elde edilen konsantre yağ özleridir. Bitkilerin üreme, korunma gibi nedenlerle ürettikleri bu özlerin kalitesini damıtma tekniği tayin eder. Her bitkisel öz yağ değişik bir fonksiyona sahiptir. kullanırken son derece dikkatli kullanılması gereken bu yağlar, çok kuvvetli etkilere sahiptir ve cilt tarafından çok çabuk emilir.

Bitkisel öz yağları aromatik bir bitkinin değişik yerlerinden elde etmek mümkün:

- Çiçeğinden,

- Yaprak ve gövdesinden,

- Kökünden,

- Kabuğundan,

- Meyvesinden,

- Tohumundan.

En fazla kullanılan 10 yağ

- Fesleğen: sinir sistemi toniği, yorgunluk veya sürmenaj

İlacı, gevşeticidir.

- Tarçın: Tekrardan şekillendirici, aşk iksiridir.

- Limon: Doğal koruma mekanizması kuvvetlendiricisi, cilt hastalıklarında etkilidir.

- Okaliptüs: Solunum yolları antiseptiğidir.

- Ardıç: Romatizma veya ağrılı eklemlere karşı savaşır.

- Lavanta: Sakinleştirici, yaraları iyileştirici ve kas gevşetici tesirlerinin yanı sıra uykusuzluğa karşı da etkilidir.

- Çam: Antiseptiktir.

- Gül: Cilt için canlandırıcı, yenileştirici tesirleri vardır.

- Mine: Yorgunluk ve strese karşı etkilidir.

- Ylang-ylang: Sıkıntı ve stresi azaltır.

Altın kurallar

- Bitkisel öz yağlar harici olarak kullanılır, hiçbir biçimde dahili olarak kullanılmamalıdır.

- Saf halleriyle değil, karışım durumuna getirilmiş olarak kullanılmalıdır, yoksa cildin yanması riskiyle karşı karşıya kalınabilir.

- Serin ve kuytu bir yerde saklanmalı, şişenin açılmasından başlayarak 6 ay içerisinde tüketilmelidir.

- Hamilelikte uygulanmamalıdır.

- Alerjik bünyeye sahip kişilerde uygulanmamalıdır.

- Bitkisel öz yağlar mutlaka cam şişelerde muhafaza edilmelidir.

- Bitkisel öz yağların göz çevresi kullanımından uzak durulmalıdır.

- Çocukların ulaşamayacakları yerlerde saklanmalıdır.

Rahatlama

Banyo suyunuzda yoğunluğu azaltılmış biçimde bitkisel öz yağlar sizi gevşetir ve koku yoluyla tesirlerini yayar. Banyo, gözeneklerin açılması nedeniyle bitkisel öz yağların istenen biçimde vücuda nüfuz etmesi açısından çok uygundur. Yağ suya karışmaz. Banyo yaparken bitkisel öz yağlar kullanıyorsanız, bunların bir köpük veya (yumurta sarısı, toz süt gibi) bir yayıcıyla kullanılması önerilir. 10 damla işinizi tamamen görecektir.

Rahatlatıcı yağlar:

Yorgun kasları gevşetmek için: Lavanta, okaliptüs, turunç çiçeği yağı, tatlı portakal

Uyarıcı: Biberiye, Vetiver, Sardunya, Limon

Afrodizyak: Ylang-ylang, Mutlak yasemin, Mutlak gül

Canlılık

Bitkisel öz yağlar masaj ile uygulandığında vücuda canlılık verebilir. Bu stil bir kullanımda öz yağları nebati yağlarla karıştırmak yararlı olacaktır: Üzüm çekirdeği yağı, zeytin yağı, jojoba yağı gibi.

Bitkisel öz yağlar cildi direkt geçerek kana karışır ve dört saat boyunca tesirlerini sürdürür. Cilde direkt uygulanmaları durumunda iltihaba neden olabilir! yoğunlukları azaltılmış dahi olsa, bitkisel öz yağların hiçbir vakit açık yaralar, iltihaplı deri veya yeni kapanmış bir yaranın üstüne uygulanmaması gerekmektedir.

Cildiniz duyarlı mı? öz yağınızı tatlı badem yağına karıştırarak yoğunluğunu azaltın. Bölgeyi iyileştirmek için ovaladıktan sonra kompres uygulayın.

Canlandırıcı yağlar:

Yorgun kasların gevşetilmesi: Lavanta, Okaliptüs, Turunç çiçeği yağı, Tatlı portakal, Mimoza.

Cilt güzelliği

Katkı ve etkileriyle, öz yağlar cildinizi zenginleştirerek cilt güzelliğinizi artırabilir. Öz yağlar hiçbir vakit direkt kullanılmamalı ve tatlı badem gibi bir nebati yağ ile karıştırılarak kullanılmalıdır.

Cilt güzelleştirici yağlar:

Yorgun cilt için: Tefarik otu, gül ağacı

Kuru veya nemini kaybetmiş cilt için: Fındık

Yağlı cilt için: Mısır ak nilüferi, Lotus ağacı, Biberiye, Limon, Sardunya, Bergamut, Ada çayı ve papatya

Kırışıklıklar için: Fındık, Portakal

Siyah noktalar için: Nane, Biberiye

Nemlendirici olarak: Gül

Hamilelik ve Aromaterapi

Kana karışmaları nedeniyle bazı yağların gebe kadınlarda kullanımı önerilmez; Dolayısıyla öz yağların prospektüsleri kesinlikle okunmalıdır. Gebe olan bayanların ürünlerini daha çok eczanelerden edinmeleri ve bir müddet için bitkisel öz yağlardan uzak durmaları önerilir.

Adaçayı ve misk otu (yaban karanfili) gibi bazı bitkiler kadınsal hormonlara etki eder. Bu da hamlelikte istenmeyen bir durumdur. Sindirim metabolizmasına etki eden yeşil anason ve biberiyede olduğu gibi kafur da öneri edilmez.

Bir bebek bekliyorsanız, birkaç ay daha sabredin veya gelişi güzel bir şey kullanmadan önce hekiminize danışın.

Mucize Yemiş İncir

İncirin faydaları aslında saymakla bitmiyor. Ama en önemlisi müthiş bir enerji deposu olmasıdır. Özellikle de cevizle birlikte tüketildiğinde vücudun dinamosu olur. Sadece meyvası değil, yapraklarından akan beyaz sıvının da mucize etkileri vardır. Bakın incir nelere iyi geliyor...



Özellikle Ramazan ayı için bulunmaz bir nimet. Çünkü incir bir enerji deposu ve oruçluya açlığı hissettirmeyip, tok tutuyor.

Bunun yanında İncir, kan şekerini düzenliyor, hazmı kolaylaştırıyor, enerji veriyor. Pek çok vitamini bünyesinde barındırıyor. Çocukların gelişiminde anne sütü kadar faydalıdır. Her gün bir adet incir tüketilmesi, kolesterolü de düzenliyor.

KURUSUNUN FAYDALARI:

Yaş incir kurutulduğunda bünyesindeki kalsiyum 4.6 kat artar. Bu sayede de müthiş bir enerji deposuna dönüşür. Kurutulmuş incir çok değerli olup, iyi bir besin kaynağıdır. Balgam söktürücü, yumuşatıcı olarak kullanılır.

Kuru incir, içerdiği protein miktarı yönünden fakir, sentezinde kullanılan aminoasit çeşidi açısından zengindir, bu nedenle hücre gelişimini destekler.

Ayrıca kuru incir, boğaz ağrısı bronşit ve öksürüğe de faydalıdır.

Kış aylarında vücudun direncini arttırır, pek çok sağlık sorununa karşı güç ve dayanıklılık kazandırır.

BAĞIRSAKLAR İÇİN FAYDALARI

İncir bağırsaklardan toksik maddelerin temizlenmesi ve kandaki kollestrol seviyesinin düşürülmesi için faydalıdır. Bağırsak iltihabı olanların çok incir yemesi gerekir.

İncirin bünyesinde şeker, albüminli maddeler, organik asitler, pektin, provitamin, A, B1, B2, C vitaminleri, magnezyum, kükürt, fosfor ve unlu maddeler bulunur.

CEVİZLE İNCİRİN KARIŞIMI

İncir cevizle birlikte yenildiğinde hem vücudunu zehirlerden korur, hem de bronşite iyi gelerek öksürüğü keser.

Nezle için de faydalıdır.

SÜTLE İNCİR YENİRSE

İnciri sütle ya da sirkeyle eğer oda olmazsa yalnızca zeytinyağına batırıp yiyerek basur şikayetinizi ortadan kaldırabilirsiniz.

Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için, çok yararını göreceksiniz.

BEYAZ SIVISI NEYE İYİ GELİR

Yaş dalları kırıldığında akan sütümsü beyaz sıvı, nasır ve siğillere sürülür.

Anasonla beraber yenen incir ise hem kan yapar, hem de şişmanlatır.

Bir Çok Hastalığa Derman Enginar

Besin değeri çok yüksek olan bu bitki sayesinden birçok hastalığa derman bulabilirsiniz...



ENGİNAR’da bulunan ‘cynarin’ adlı madde karaciğer ve safra kesesinde biriken nikotin, alkol ve yağın temizlenmesine yardımcı oluyor. Besin değeri çok yüksek olan enginar, bol miktarda A, D, B6 ve C vitamini içeriyor. Enginar, kalsiyum, magnezyum, manganez ve fosfor yönünden de çok güçlü. Ayrıca romatizma, kolestrol ve damar sertliğine de iyi geliyor. Enginarı sebze olarak tüketebileceğiniz gibi yapraklarını kaynatarak suyunu da içebilirsiniz.

Beden Temizliği - Ahmet Maranki

Hacamat (Sıradışı) - Mehmet Kocabaş

Zeytin ve Zeytinyağı

Zeytin sahip olduğu besin değeri ile insan sağlığını koruyan bir mucize…



Çok eski çağlardan bu yana tüketilen zeytin, zamanla önemini daha da arttırmış, sofralardaki daimi yerini alarak insan sağlığının önemli bir koruyucusu olmuştur. Besin değeri oldukça yüksek olan zeytin, aynı zamanda yağıyla da sağlığa olan katkısını arttırmaktadır.

Sağlığa olumsuz hiçbir etkisi olmayan zeytinyağı, içerdiği antioksidanlar sayesinde kalp-damar hastalıkları ve kansere karşı da koruyucu bir etki gösterir. Özellikle günümüzde kalp ve damar şikayetlerinin çoğalması, bu mucizevi besinin insan sağlığı açısından önemini daha da artırmaktadır. Allah zeytinle ilgili olarak ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

"Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır." (Nahl Suresi, 10-11)

Besin Kaynağı: Zeytinyağı

Son yıllarda yapılan araştırmalar, zeytinin yalnızca lezzetli bir gıda değil, bunun yanında yüksek kaloriye sahip önemli bir besin kaynağı olduğunu da ortaya koymuştur. Zeytinin yanı sıra zeytinin yağı da, önemli bir besin kaynağıdır. Kuran'da zeytin ağacının yağına şu ayetle dikkat çekilmiştir:

"Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir." (Nur Suresi, 35)

Yukarıdaki ayette "mubareketin zeytunetin" ifadesiyle, zeytin "bereketli, kutlu, uğurlu, sayısız yarar sağlayan" anlamlarına gelen mübarek sıfatıyla nitelendirilmiştir. "Zeytuha" ifadesiyle bildirilen zeytinyağı, tüm katı yağların aksine, tüm uzmanlar tarafından başta kalp ve damar sağlığı için olmak üzere en çok tavsiye edilen yağ türü olarak bilinmektedir. Zeytinin ve zeytinyağının sağlık açısından faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

Kalp ve Damar Sağlığı Üzerindeki Faydaları:

Zeytin ve zeytinyağının içinde yağ asitleri bulunur. Bu asitlerin çoğu vücut için zaruri olan tekli doymamış omega-6 (linoleik asit) yağlarıdır. Tekli doymamış yağlar kolesterol içermezler. Bundan dolayı zeytinyağı diğer yağların aksine kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte, tam tersine kontrol altında tutmaktadır.

Bu konuda yapılan çalışmalarda, 1 hafta boyunca her gün yaklaşık 2 yemek kaşığı doğal zeytinyağı tüketen insanların kolestrol düzeylerinde son derece olumlu sonuçlar elde edilmiştir... Antioksidanlar, vücudumuzdaki zararlı maddeleri etkisiz hale getiren ve hücrenin tahrip edilmesini engelleyen son derece önemli maddelerdir. Düzenli zeytinyağı kullanan insanlarda yüksek antioksidan seviyeleri izlenmiştir. Ayrıca zeytinyağının kalp hastalıklarını önlediği pek çok araştırma ile de tasdik edilmiştir.

Yüksek oranda kalp ve damar hastalıkları vakalarına rastlanan ülkelerde çoğunlukla yüksek kolesterol düzeyine sahip doymuş yağlar tüketilmektedir. Bu yanlış beslenme alışkanlığı Akdeniz diyeti yani zeytinyağı tüketimi ile düzeltilebilmektedir. Zeytinyağı kandaki kolesterolü düzenlediği için kalp ve damar hastalarına ilaç olarak tavsiye edilmektedir.

Bunun yanı sıra zeytinyağı omega-6 yağ asidinin omega-3 yağ asidine oranını da düzenlemektedir. Omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin vücuda belli bir oranda alınması çok önemlidir. Çünkü bu oranlardaki dengesizlik durumunda hastalıklar ve kanser de dahil olmak üzere, kalp ve bağışıklık sistemi ile ilgili birçok hastalığın ilerlemesi söz konusu olmaktadır. Tüm bu sebeplerden dolayı pek çok insan zeytinyağı ile sağlık bulmaktadır. Amerikan Kalp Birliği, kalp hastalığı riskini azaltmak için yüksek tekli doymamış yağ diyetlerinin, %30 düşük yağlı diyete bir alternatif olabileceğini ortaya çıkarmıştır.

Kanseri önlemedeki rolü:

The Archives of Internal Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışma, yüksek oranda zeytinyağı tüketen kadınların göğüs kanserine yakalanma riskinin daha az olduğunu göstermiştir. New York'ta Buffalo Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü ayrı bir çalışmada ise, zeytinyağı gibi bitkisel yağlarda bulunan bir madde olan ß-sitosterol'ün prostat kanser hücrelerinin oluşumunu engellemede yardımcı olabildiğini kanıtlamıştır. Araştırmacılar ß-sitosterol'ün hücrelerin bölünmemesi emrini veren hücre içi haberleşme sistemini güçlendirdiği, böylece hücre büyümesi kontrolsüz hale gelmeden kanserin engellenebileceği sonucuna varmışlardır.

Oxford Üniversitesi'ndeki doktorlar tarafından yürütülen son araştırmada da, zeytinyağının bağırsak kanserine karşı koru- yucu özelliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Doktorlar zeytinyağının bağırsak kanserinin başlamasını engellemek için midedeki asitle tepkimeye girdiğini keşfetmişlerdir. Oxford araştırmacıları aynı zamanda zeytinyağının safra asidi miktarını azaltarak ve DAO (diamin oksidaz adlı enzim) seviyesini yükselterek, anormal hücre artışına ve kansere karşı koruyucu olduğunu keşfetmişlerdir.

Ayrıca araştırmacıların raporlarına göre bol miktarda zeytinyağı ve sebze yiyen insanlarda, eklemlerdeki kronik bir hastalık olan romatizmal arterit (atardamar enfeksiyonu) geçirme riski azalmaktadır.

Kemik gelişimine yardımcı olması:

İçerdiği E, A, D, ve K vitaminleri, çocukların ve erişkinlerin kemik gelişimine yardımcı olması, kalsiyum kaybını engelleyerek kemikleri güçlendirmesi bakımından zeytin oldukça önemlidir. Zeytin, yaşlılara da özellikle tavsiye edilmektedir; çünkü sindirimi kolaydır ve minerallerle vitaminlerin vücutta kullanılmasına yardımcı olur. Ayrıca minerallerin kemiklerde çökmesini sağlayarak kalsiyum kaybını da engeller. Kemikler organizmanın mineral yapılarının deposunu oluşturur ve kemiklerde mineral birikimi olmadığı takdirde kemik erimesi gibi ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan zeytinin iskelet sistemimiz üzerinde çok olumlu katkısı vardır. (Harun Yahya, Koku ve Tat Mucizesi)

Yaşlanmayı önlemesi:
Zeytinyağının içerdiği vitaminler, hücre yenileyici özelliklere sahip oldukları için, yaşlılık tedavisinde de kullanılır, cildi besler ve korurlar. Besinlerle beraber bedenimize "serbest radikal" denilen bazı maddeleri de alırız. Zeytinyağı, başta E vitamini olmak üzere, içerdiği çok sayıdaki antioksidan maddeyle bu zararlı maddelerin vücudumuzda neden olduğu tahribatı önler, hücrelerimizi yeniler, doku ve organlarımızın yaşlanmasını geciktirir.

Tansiyon düşürücü:

Archives of Internal Medicine dergisinin 27 Mart 2000 tarihli sayısında yayınlanan bir çalışma, zeytinyağının yüksek tansiyona olumlu etkisini bir kez daha vurgulamaktadır. Ayrıca zeytin ağacının yaprağı ile tansiyon düşürücü ilaçlar yapılmaktadır.

İç organlara faydaları:

Zeytinyağı mide asidini azaltarak mideyi gastrit ve ülser gibi hastalıklara karşı korur. Bunun yanı sıra safra salgısını harekete geçirerek, sindirimin en mükemmel hale gelmesini sağlar. Safra kesesinin boşalma işlemini düzenler ve safra taşı riskini azaltır. Ayrıca içindeki klor sayesinde de böbreğin çalışmasına yardımcı olur ve böylece vücudun atıklardan arınmasını kolaylaştırır. Bunların yanı sıra beyin damarlarının sağlığına da olumlu etkisi vardır.

Yüzyıllar Öncesinde Bildirilen Gerçek…

Görüldüğü gibi bugün birçok bilim adamı zeytinyağını esas alan beslenme modelinin en ideal model olduğunu düşünmektedir. Bu özelliklerinden dolayı günlük beslenme programında her öğünde bulunması gereken en temel besinler zeytin ve zeytinyağı olarak belirtilmektedir. Allah'ın pek çok ayette dikkat çektiği zeytin bitkisinin faydaları, ancak tıp biliminin gelişmesiyle keşfedilmiştir.

Besin Uzmanlarının ve Tıp Dünyasının Mucize Besini Keşfi...

Zeytinyağı, tüm bu özellikleri dolayısıyla son yıllarda uzmanların oldukça dikkatini çekmektedir. Uzmanların yorumlarından bir kısmı şöyledir:

* Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu Epidemiyoloji Bölümü Başkanı Dr. Dimitrios Trichopoulos: "Amerikalı kadınlar doymuş yağların yerine daha fazla zeytinyağı tüketmiş olsalardı göğüs kanseri riskinde %50 kadar azalma gerçekleşebilirdi." "Zeytinyağı bazı habis tümör türlerine karşı koruyucu bir etkiye sahiptir: Prostat, göğüs, kolon, pullu hücre ve yemek borusu tümörleri."

* Sağlık ve beslenme konusunda önde gelen otoritelerden biri, CNN'in ödüllü muhabiri, The Food Pharmacy (Besin Eczacılığı) ve Food-Your Miracle Medicine (Besin- Mucize İlacınız) adlı kitapların yazarı ve uluslararası bir köşe yazarı olan Jean Carper: "İtalyanlar tarafından yapılan yeni bir araştırma zeytinyağının, LDL kolesterolünün atardamarları tıkama özelliği de dahil olmak üzere bazı hastalık süreçleriyle savaşan ...antioksidanlar içerdiğini bulmuştur."

* Diyetisyen ve beslenme uzmanı, The Pyramid Cookbook: Pleasures of the Food Guide Pyramid (Piramit Yemek Kitabı: Besin Rehberi Piramidinin Lezzetleri) adlı kitabın yazarı olan Pat Baird: "Zeytinyağının çok yönlülüğü... Uzun zamandır var olan zeytin ve onun beden sağlığına olan faydası hakkında daha öğreneceğimiz çok şey var."

* Miami Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden D. Peck: "Zeytinyağının bağışıklık sistemini güçlendirdiği ortaya çıkarılmıştır..."

* Milano Eczacılık Fakültesi'nden Bruno Berra: "... natürel sızma zeytinyağının küçük polar bileşenleri LDL'nin oksidasyona olan direncini belirgin şekilde artırır."

* II. Federico Üniversitesi Dahiliye ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü'nden A. A. Rivellese ve G. Riccardi, M. Mancini: "Zeytinyağı insülin direncini engeller ve kandaki glikozun daha iyi kontrolünü sağlar."

* Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu'ndan Frank Sacks: "Zeytinyağı açısından zengin bir diyet aşırı şişmanlığı kontrol altına almada ve tedavi etmede düşük yağlı bir diyetten daha etkilidir. Ayrıca daha uzun süreli kilo kaybına neden olur ve kiloyu korumak daha kolaydır çünkü güzel bir tadı vardır."

Çocukların gelişimine katkısı:

Zeytin ve zeytinyağı, içlerinde bulunan linoleik asitten (omega-6 yağ asidi) ötürü yeni doğmuş bebekler ve gelişim çağındaki çocuklar için son derece faydalı besinlerdir. Linoleik asidin eksikliği, gelişimin yavaşlamasına ve hatta birtakım deri rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden olur.

Zeytinyağı vücudumuzdaki zararlı maddelerin vücudumuzda neden olduğu tahribatı önleyen antioksidan elementleri ve insan için büyük önem taşıyan yağ asitleri içerir. Bunlar da hormonlara destek olur ve hücre zarının oluşumuna yardımcı olurlar.

Zeytinyağı, insan sütündeki yağ asidi oranına benzer, dengeli bir çoklu doymamış bileşime sahiptir. İnsan vücudu tarafından elde edilemeyen, aynı zamanda vücut için vazgeçilmez önemi olan bu temel yağ asitleri açısından, zeytinyağı yeterli bir kaynaktır. Bu faktörler zeytinyağını, yeni doğmuş bebekler için oldukça faydalı kılmaktadır.

Doğum öncesi ve sonrasında bebek beyninin ve sinir sisteminin doğal gelişimine katkıda bulunmasından dolayı uzmanlarca, annelere önerilen tek yağ, yine zeytinyağıdır. Anne sütüne yakın miktarda linoleik asit içermekle beraber yağsız inek sütüne zeytinyağı katıldığında anne sütü kadar doğal bir besin kaynağı özelliği kazanır.

Faydaları Saymakla Bitmeyen Mantar

Tekirdağ- Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, zehirli mantarların öldürücü olabildiğine dikkati çekerken, zehirli olmayanların çok değerli, vücut için çok faydalı bir besin maddesi olduğunu söyledi.



Mantarın, bitkisel besinler içinde en besleyicilerden biri olduğunu ifade eden Yorulmaz, ete yakın oranda ve çok değerli bir protein kaynağı olmasının yanı sıra, vücut için gerekli aminoasitlerin tümünü bulundurduğunu belirtti.

Bu yönüyle mantarın büyüme, gelişme, hastalıklardan korunma açısından önemli yararlar sağladığını anlatan Yorulmaz, yağ içeriği bakımından fakir olması nedeniyle kalorisinin düşük olduğunu ve şişmanlatmadığını, bu özelliği ile kilo vermek isteyenlerin diyetinde yer alması uygun bir besin maddesi niteliği taşıdığını kaydetti.

Vitaminler açısından da çok zengin olan mantarın B grubu vitaminleri, A vitamini, K ve özellikle zengin bir D vitamini kaynağı olduğunu belirten Yorulmaz, ”Özellikle en başta büyüme gelişme çağındaki çocuklar ve kemik erimesi açısından daha büyük risk altında olan kadınlar olmak üzere her insanda kemik ve dişlerin sağlığını sürdürme açısından, bu zengin D vitamini kaynağı çok daha büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.

Mantarın mineraller açısından da çok iyi bir besin olduğunu anlatan Yorulmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”Mantar kalsiyum, potasyum, fosfor, demir, çinko ve bakır içerir. Tüm bu özellikleri ile kansızlığı, kalp damar hastalıklarını, tansiyon yüksekliğini, inme, astım, romatizmal hastalıklara yakalanma tehlikesini, migreni, diş çürüklerini ve kemik erimesini önler ve vücudun bağışıklığını güçlendirir. Mantar, hem vitamin hem de mineral içeriğiyle yaşlanmayı geciktirir, beyin ve sinir sistemini alzheimer gibi kronik hastalıklardan korur. Sodyum miktarının düşük olması nedeniyle tansiyon yüksekliği ve kalp damar hastalığı bulunanların da yiyebileceği, iyi bir besindir.”

Yorulmaz, mantarın içindeki çinko içeriğinin cildi güçlendirdiğini, yaraların iyileşmesini hızlandırdığını ve vücudun hastalıklara direncini artırdığını kaydetti.

Mantar, besin mi zehir mi?

Yorulmaz, mantar satın alırken görünümü taze olan beyaz ya da açık krem renkli, sıkı dokulu, temiz ve tombul, parlak renkli ve canlı olanların tercih edilmesi gerektiğini belirtti.

Mantar eğer güvenilir değil ise öldürücü zehirlenmelere yol açabildiğini ifade eden Yorulmaz, ”Türkiye’de de yenilebilir ve zehirli toplam 2 bin 500 mantar çeşidi bulunduğu bilinmektedir. Yenilebilen mantarların yetiştiği bölgelerde de onlardan ayırt edilmesi son derece zor olabilen yüzde 2–3 oranında zehirli mantarlar yetişmektedir. Zehirli ve zehirsiz mantarlar, görünüşleri ve tatları ile birbirinden farksızdır. Zehirli mantarlar taze, kurutulmuş, turşu, konserve olarak çiğ veya pişirilerek yenilmiş olsa bile asla güvenli değildir, zehirlenme hatta ölüme yol açabilmektedir” dedi.

Dünyada ve Türkiye’de zehirlenmelere sıklıkla neden olan amanita türü mantarların ölümlerin yüzde 90-95′inden sorumlu olduğunu belirten Yorulmaz, en ölümcül olan amanita phalloides türündeki mantar insan vücuduna girdiğinde karaciğer, böbrek gibi hayati organların tüm hücrelerinde tahribat yaptığını, vücuda 50 gram miktarında girmesinin bile ölüme yol açtığını kaydetti.

Türkiye’de yapılan çalışmalarda, mantar zehirlenmesinin çocuklarda yüzde 2,8, erişkinlerde ise yüzde 2,5 olarak belirlendiğini anlatan Yorulmaz, zehirlenen kişide sersemlik, uykuya eğilim, tansiyon düşüklüğü, gözlerde yaşarma, bulanık görme, göz bebeklerinde küçülme, yüz ve boyunda kızarma, bol tükürük salgılanması, bulantı, kusma, terleme, kas krampları, ishal, ateş, karın ağrısı, koma gibi belirtiler görüldüğünü söyledi.

Yorulmaz, mantar zehirlenmesi durumunda, mümkünse hastanın kusturulması ve hiç zaman kaybedilmeden mümkün olan en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna, yediği mantarın örneği ile götürülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Kırmızı Turp Şifa Kaynağı

Kırmızının yanı sıra son yıllarda Japon turpu olarak da bilinen beyaz turp üretimindeki artışa rağmen, uzmanlar sağlık için turpun kırmızısını öneriyor.



Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi diyetisyeni Özgen Arı'nın, açıklamasına göre ataların geçmişten günümüze kadar halk arasında sıkça kullanılan ''turp gibi sağlam'' sözünün, bu sebzenin sert yapısının yanı sıra içeriğindeki vitamin değerlerinden kaynaklanıyor.

C vitamini, kalsiyum, potasyum ve demir kaynağı turp, cildi güzelleştirip, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra çok sayıda hastalığa doğal şifa kaynağı olarak gösteriliyor.

Mide ve bağırsağı çalıştıran, sindirimi kolaylaştıran, öksürüğe, romatizmaya ve damar sertliğine iyi geldiği yaygın olarak bilinen turp, bağırsakları adeta dezenfekte ediyor, kabızlığı gideriyor.

Turpun en büyük özelliği ise içeriğindeki antioksidan etki. Bu etki kırmızı turpta, turba rengini veren maddenin içeriğinden dolayı beyaz turptan daha fazla bulunuyor. Turpun antioksidan etkisi, vücutta kanser hücrelerinin oluşumunu engelliyor. Bu kanser türleri arasında ise akciğer ve kalın bağırsak kanserleri ilk sırada yer alıyor.

Turpun içeriğinde yüksek oranda bulunan folik asit ve demir vitamini kansızlığa iyi geliyor. Bu nedenle turpu hamile kadınların mutlaka tüketmesi öneriliyor.